Genel HaberlerSon Dakika Gelişmeleri

Adaletsizliğe karşı yeniden adayım

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, 2026 seçimlerinde yeniden aday olduğunu açıkladı. Kaboğlu adaylık kararının gerekçelerini, görevden alınma davasındaki son durumu, İBB yargılamalarına ilişkin değerlendirmelerini, cezaevlerindeki sorunları ve ikinci dönem hedeflerini anlattı.

İstanbul Barosu, 2026 yılında yeni başkanını belirlemek üzere yeniden seçim sürecine girerken mevcut Başkan Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu da ikinci kez aday olduğunu açıkladı. Baroya kayıtlı 68 bin 220 avukatın bulunduğu seçim sürecinde adaylık yarışı, yalnızca baronun yeni yönetiminin belirlenmesi açısından değil, Türkiye’de hukuk, adil yargılanma, avukatlık mesleği ve insan hakları ekseninde yürütülen tartışmalar bakımından da dikkat çekiyor.

Kaboğlu, yeniden adaylık kararının kendisi açısından kolay alınmış bir karar olmadığını belirterek, adaylığının arkasında son iki yılda yaşanan gelişmelerin ve kendisi ile İstanbul Barosu yönetimine ilişkin devam eden hukuki süreçlerin bulunduğunu ifade etti. Mevcut başkan, yeni dönemde de baronun hukuk alanındaki çalışmalarının sürdürülmesini hedeflediğini söyledi.

2026 İstanbul Barosu seçim takvimine göre ilk genel kurul toplantısının 10-11 Ekim tarihlerinde yapılması planlanıyor. Yeterli çoğunluk sağlanamaması halinde seçimli genel kurulun 24-25 Ekim tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilmesi öngörülüyor. Başkanlık için Kaboğlu’nun yanı sıra Ümit Kocasakal, Osman Korkut Kanadoğlu, Hasan Kılıç ve Arife Gökkaya Dinç de aday olarak yarışacak.

İstanbul Barosu’nda seçim heyecanı yeniden başladı

İstanbul Barosu, Türkiye’nin en geniş avukat topluluklarından birine sahip olması nedeniyle her seçim döneminde hukuk dünyasının yakından takip ettiği kurumlardan biri oluyor. 2026 seçiminde kayıtlı avukat sayısının 68 bin 220 olarak açıklanması, seçimin ölçeğini de ortaya koyuyor.

Bir önceki seçim 2024 yılında gerçekleştirilmişti. O seçimde 64 bin 73 kayıtlı avukattan 30 bin 39’u sandığa gitmiş, katılım oranı yüzde 46,88 olarak gerçekleşmişti. 2026 seçiminde ise kayıtlı avukat sayısının önceki seçime göre yükseldiği görülüyor. Bu nedenle yeni seçimde katılım oranı ve avukatların sandığa ilgisi, sonuçların ortaya çıkmasında önemli unsurlardan biri olacak.

Mevcut Başkan İbrahim Özden Kaboğlu, Değişim İçin Avukatlar grubunun adayı olarak yeniden seçim yarışına giriyor. Başkanlık yarışındaki diğer isimler ise eski İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, Avukat Prof. Dr. Osman Korkut Kanadoğlu, Avukat Hasan Kılıç ve Avukat Arife Gökkaya Dinç olarak sıralanıyor.

Kaboğlu’nun yeniden adaylık kararına ilişkin açıklamalarında öne çıkan başlıklardan biri, görevinin ilk döneminde yaşanan gelişmeler oldu. Kaboğlu, ilk döneminin başlangıcında değişim, ikinci döneminin ise kurumsallaşma yönünde ilerlemesini planladığını ancak Türkiye’deki gelişmelerin siyasi ve hukuki gündemi hızla değiştirdiğini ifade etti.

Bu nedenle yeni döneme ilişkin klasik anlamda ilk 100 gün programı hazırlamadığını belirten Kaboğlu, gündemin çok hızlı değiştiğini ve kısa süre içerisinde dahi yeni hukuki gelişmeler yaşanabildiğini söyledi. Buna karşın önceki dönemde ortaya konulan temel yaklaşımın devam edeceğini açıkladı.

Kaboğlu’nun öne çıkardığı temel yaklaşım, “Her zaman, her yerde, herkes için hukuk” ifadesiyle tanımlanıyor. Bu çerçevede baronun yeni dönemde de ortaya çıkan hukuki uyuşmazlıklara ve hak ihlali iddialarına müdahil olması hedefleniyor.

Kaboğlu’nun yeniden adaylık kararında davalar da etkili oldu

İbrahim Kaboğlu’nun yeniden adaylık kararında kendi hakkında ve İstanbul Barosu yönetimiyle ilgili yürütülen hukuki süreçlerin de etkili olduğu görülüyor.

Kaboğlu, İstanbul Barosu yönetiminin görevden alınmasına ilişkin davanın istinaf aşamasında bulunduğunu belirtti. İlk derece mahkemesinin 21 Mart 2025 tarihinde verdiği karara karşı üst mahkemeye başvurulduğunu aktaran Kaboğlu, söz konusu kararın henüz kesinleşmediğini söyledi.

Bu süreçte savunmanın temel noktalarından birinin görevden alma işleminin usulüne ilişkin olduğu ifade edildi. Kaboğlu, işlemin kanuna ve Anayasa’ya aykırı olduğu yönündeki itirazların mahkemeye sunulduğunu belirtti.

Kaboğlu’nun aktardığı bir diğer önemli gelişme ise hakkında yürütülen ceza davasında verilen beraat kararı oldu. Silivri’de görülen davada 9 Ocak tarihinde lehine beraat kararı verildiğini belirten Kaboğlu, bu kararın görevden alınmasına ilişkin davanın hukuki dayanağı bakımından da önemli olduğunu savundu. Beraat kararının ardından savcılığın istinaf başvurusunda bulunduğunu da ifade etti.

Buradaki hukuki süreç henüz tamamlanmış değil. Dolayısıyla beraat kararının ve görevden alma davasındaki gelişmelerin üst mahkeme aşamalarının sonucuyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

Kaboğlu, kendisi açısından bu davaların yalnızca kişisel bir mesele olmadığını, İstanbul Barosu’nun kurumsal yapısı bakımından da önemli olduğunu düşünüyor. Yeniden aday olma kararında bu süreçlerin etkili olduğunu açıkça ifade eden Kaboğlu, davaları tamamlamadan görevden ayrılmasının farklı yorumlanabileceğini düşündüğünü söyledi.

Bu açıklama, adaylık kararının yalnızca yeni bir dönem talebiyle değil, devam eden hukuki süreçlerin sonuçlandırılması düşüncesiyle de bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.

“Hukuku etkili kılmak” hedefi nasıl şekillenecek?

Kaboğlu’nun seçim sürecinde üzerinde durduğu temel kavramlardan biri “hukuku etkili kılmak” oldu. Bu yaklaşımın yalnızca mahkemelerde yürütülen davalarla sınırlı olmadığını belirten Kaboğlu, baronun farklı hak alanlarında faaliyet gösteren merkezleri aracılığıyla çalışmalar yürüttüğünü anlattı.

İstanbul Barosu bünyesinde Avukat Hakları Merkezi, Kadın Hakları Merkezi, Çocuk Hakları Merkezi, Engelli Hakları Merkezi, Çevre Hakkı Merkezi ve Afet Merkezi gibi farklı çalışma alanlarının bulunduğunu belirten Kaboğlu, son iki yıllık dönemde çeşitli hukuki sorunlarda bu yapıların devreye girdiğini söyledi.

Kaboğlu’na göre baro yönetiminin görevlerinden biri yalnızca avukatların mesleki sorunlarıyla ilgilenmek değil, hukuk devletinin işleyişiyle ilgili gelişmeleri de takip etmek. Bu nedenle kamuoyunun gündemine gelen bazı davalar, gözaltı ve tutuklama süreçleri ile yargılamaların yürütülme biçimi de baronun çalışma alanları arasında değerlendiriliyor.

Bu yaklaşımın önemli başlıklarından biri de gözaltı ve tutuklama uygulamaları oldu. Kaboğlu, özellikle sabah saatlerinde gerçekleştirilen operasyonlar ve gözaltı uygulamalarının hukuk devleti açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesine dikkat çeken Kaboğlu, yargı süreçlerinin anayasal güvenceler çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini savundu.

Kaboğlu ayrıca 2017 sonrasında Türkiye’deki yönetim sistemiyle birlikte ortaya çıkan hukuki yapının da bu tartışmalar açısından değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu değerlendirme, kendisinin baro başkanlığı dönemindeki hukuk politikalarına ilişkin yaklaşımının önemli bir bölümünü oluşturuyor.

İstanbul Barosu’nun yeniden seçilmesi halinde bu konulardaki çalışmaların önceki iki yıllık deneyim üzerinden daha sistematik şekilde yürütülmesinin hedeflendiği anlaşılıyor.

Yargı kararları ve 19 Mart sürecine ilişkin değerlendirme

Kaboğlu’nun açıklamalarında yargı kararlarının uygulanması konusu da önemli bir yer tuttu. Özellikle 2025 yılında yaşanan bazı olaylarla bağlantılı olarak yargıya taşınan idari işlemlerden söz eden Kaboğlu, İstanbul Valiliği tarafından alınan genel yasak kararlarından birinin yargı tarafından iptal edildiğini belirtti.

Bu tür kararların iki farklı sonucu olduğunu savunan Kaboğlu, ilk olarak doğrudan mağdur olduğunu düşünen kişilerin hukuki süreçlerde bu kararlardan yararlanabileceğini ifade etti. İkinci olarak ise aynı nitelikteki bir idari kararın ileride alınması durumunda önceki yargı kararlarının hukuki değerlendirmede önem taşıyacağını söyledi.

Kaboğlu, yargının çeşitli baskılar altında olduğu yönündeki görüşünü de dile getirirken, buna rağmen mahkemelerin bazı işlemler hakkında iptal kararı verebilmesini hukuk açısından önemli gördüğünü belirtti. Bu değerlendirmesini, yargı sisteminin tamamen işlevsiz olmadığı yönündeki görüşünün dayanaklarından biri olarak aktardı.

Burada dikkat çeken nokta, Kaboğlu’nun baro yönetiminin yargısal süreçlere müdahil olmasını hukuk mücadelesinin bir parçası olarak değerlendirmesi. İstanbul Barosu’nun yönetimi açısından bu yaklaşım, önümüzdeki dönemde de kamuoyunda tartışılan yargı süreçlerinin yakından takip edileceğine işaret ediyor.

İBB davasında adil yargılanma tartışması

Kaboğlu’nun açıklamalarında en fazla öne çıkan konulardan biri de İBB davasına ilişkin değerlendirmeler oldu. Silivri’de gerçekleştirilen duruşmaların koşullarına ilişkin eleştirilerini anlatan Kaboğlu, özellikle adil yargılanma hakkı, savunmanın konumu, duruşmaların aleniyeti ve tarafların yargılama sürecindeki konumları üzerinde durdu.

Kaboğlu’na göre tutuklulukla ilgili değerlendirmelerin duruşmalı ve gerekçeli biçimde yapılması gerekiyor. Ayrıca sanıkların kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadan suçlu olarak kabul edilmemesi gerektiğini belirterek masumiyet karinesine dikkat çekti.

Silivri’deki büyük duruşma salonunun fiziksel yapısı da Kaboğlu’nun eleştirileri arasında yer aldı. Savunma makamının konumu, yargıçlarla savunma arasındaki mesafe, duruşma salonundaki iletişim koşulları ve basın mensuplarının konumu gibi ayrıntıların yargılamanın aleniyeti bakımından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Adil yargılanma hakkı yalnızca sanığın mahkeme önündeki savunmasıyla sınırlı olmayan geniş bir hukuki alanı kapsıyor. Duruşmaların kamuya açık olması, tarafların birbirlerinin beyanlarını takip edebilmesi, savunmanın etkin biçimde yapılabilmesi ve mahkemenin tarafsızlığının görünür olması gibi unsurlar da bu çerçevede değerlendiriliyor.

Kaboğlu’nun açıklamalarında dikkat çeken bir diğer nokta ise davanın kimler hakkında yürütüldüğünden bağımsız olarak adil yargılanma standartlarının korunması gerektiği yönündeki yaklaşımı oldu. Kaboğlu, ağır suçlamalarla karşı karşıya bulunan kişilerin dahi hukuk kuralları içinde yargılanması gerektiğini ifade etti.

Bu yaklaşım, ceza yargılamasında temel hakların sanığın isnat edilen fiilden bağımsız olarak korunması gerektiği ilkesine dayanıyor. Bir kişinin suçlu olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadığı sürece yargılama sürecindeki hukuki güvencelerin devam etmesi, ceza hukukunun temel prensipleri arasında bulunuyor.

Cezaevlerindeki kapasite ve sağlık sorunları gündemde

Kaboğlu’nun gündeme getirdiği bir başka başlık ise cezaevlerindeki koşullar oldu. İstanbul’da Maltepe, Bakırköy ve Silivri cezaevlerini ziyaret ettiğini belirten Kaboğlu, özellikle mahpus sayısındaki artışın beraberinde çeşitli sorunlar getirdiğini söyledi.

Cezaevlerindeki kapasite meselesinin yalnızca mahpusların sayısıyla değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Kaboğlu, infaz ve koruma görevlilerinin sayısının da önemli olduğunu belirtti. Mahpus sayısının yükselmesine rağmen görevli personel sayısının aynı kalmasının cezaevlerinin işleyişi açısından sorun oluşturabileceğine dikkat çekti.

Sağlık hizmetlerine erişim de açıklamalarda öne çıkan başlıklardan biri oldu. Revire çıkma, hastaneye ulaşma ve doktor hizmetlerinden yararlanma gibi süreçlerde sorunlar yaşandığını belirten Kaboğlu, mahpusların sağlık hakkının korunması gerektiğini ifade etti.

Kitaplara erişim konusunda yaşanan bazı uygulamaları da eleştiren Kaboğlu, belirli dönemlerde kitap alımına izin verilmesini insan hakları açısından sorunlu bulduğunu söyledi.

Cezaevlerinde yalnızca mahpusların değil, infaz ve koruma görevlilerinin de çalışma koşullarının dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Kaboğlu, bu nedenle ziyaretlerde farklı tarafların görüşlerinin alınmasına önem verdiğini belirtti. Cezaevi yönetimleriyle görüşmeler yapıldığını ve altyapı gibi sorunların çözümü konusunda da katkı sunulmaya çalışıldığını aktardı.

Bu açıklamalar, cezaevi sorunlarının yalnızca kapasite artışı üzerinden değil, sağlık, hijyen, personel, sosyal haklar, iletişim ve insan onuru gibi farklı başlıklar üzerinden değerlendirilmesi gerektiği yönündeki yaklaşımı ortaya koyuyor.

İstanbul Barosu seçiminde beş aday yarışacak

2026 İstanbul Barosu seçiminde başkanlık için beş aday bulunuyor. Mevcut Başkan İbrahim Özden Kaboğlu ikinci kez aday olurken, eski Başkan Ümit Kocasakal, Osman Korkut Kanadoğlu, Hasan Kılıç ve Arife Gökkaya Dinç de başkanlık yarışında yer alıyor.

Seçimin ilk genel kurul toplantısı 10-11 Ekim’de yapılacak. Yeterli çoğunluk sağlanamaması durumunda seçimli genel kurulun 24-25 Ekim tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Seçim sürecinin önümüzdeki haftalarda daha da hareketlenmesi beklenirken, adayların avukatlık mesleğinin sorunları, baronun kurumsal yapısı, hukuk devleti, meslektaşların hakları ve yargı süreçlerine ilişkin yaklaşımları gündemin temel başlıkları arasında yer alacak.

Kaboğlu ise seçim döneminde propaganda çalışmalarından çok baro başkanlığı görevine odaklanacağını ifade etti. Önündeki yaklaşık dört haftalık dönemde İstanbul’un farklı noktalarında, cezaevlerinde, adliyelerde ve çeşitli hukuki süreçlerde çalışmalarını sürdüreceğini söyledi.

Bu açıklama, Kaboğlu’nun seçim kampanyasını yalnızca adaylık faaliyetleri üzerinden değil, mevcut görev sürecinin devamı şeklinde yürütmeyi planladığını gösteriyor.

İstanbul Barosu seçiminde ortaya çıkacak sonuç, yalnızca yeni başkanın kim olacağını belirlemeyecek. Aynı zamanda baronun önümüzdeki iki yıllık dönemde hukuk politikalarını hangi başlıklara yoğunlaştıracağını da ortaya koyacak.

Kaboğlu’nun yeniden adaylık açıklamasında ise hukuk davaları, adil yargılanma hakkı, cezaevlerindeki koşullar, avukatların mesleki hakları, yargı kararlarının uygulanması ve baronun kurumsal kapasitesinin geliştirilmesi gibi başlıklar öne çıktı.

Önümüzdeki süreçte adayların projelerini ve seçim programlarını açıklamasıyla birlikte İstanbul Barosu’ndaki yarışın kapsamının daha da genişlemesi bekleniyor. 68 bin 220 kayıtlı avukatın bulunduğu baroda yapılacak seçim, Türkiye’deki en büyük meslek kuruluşlarından birinin yeni yönetimini belirleyecek.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın