Beylikdüzü Belediyesi ve İmamoğlu İnşaat operasyonu

İstanbul'da "usulsüz iskan" soruşturması kapsamında İmamoğlu İnşaat şirketi ile Beylikdüzü Belediyesi çalışanları 3 ilde gözaltına alındı. Ruhsata aykırı yapılara iskan belgesi düzenlendiği iddiasıyla bu operasyonun şok eden ayrıntıları ve tam gözaltı listesi merak uyandırıyor.

16 Haziran 2026 sabahının ilk saatlerinde İstanbul, Giresun ve Bursa’da aynı anda kapılar çalındı; Yıllara dayanan iddiaların hesabı sorulmaya başlandı. İmamoğlu İnşaat şirketi ve Beylikdüzü Belediyesi’ni hedef alan bu operasyon, imar mevzuatına aykırı yapılara usulsüz biçimde iskan belgesi düzenlendiği iddiasıyla şekillendi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin aylarca süren kalıcı ürünü olan bu girişim, belediyeden inşaata, yapı denetim harcamalarına kadar uzanan geniş bir ağ kapsıyor. Soruşturmanın fitilini ateşleyen bilirkişi raporlarının hangi tespitleri olabileceği, hangi ayrıştırmaların parçalarının alındığı ve gözaltı listesinde kimlerin adının yer aldığı, kamuoyunun merakla takip ettiği soruların başında geliyor. Operasyonun 2015 yılına kadar uzanan bir geçmişe sahip olduğu ve birden fazla yapı denetim firmasıyla belediye desteğinin sistematik bir zincir oluşturulan iddiaları da gündemdeki yerini koruyor.

Beylikdüzü, İstanbul’un batı akışında son 20 yılda yoğun yapılaşmaya sahne olan ve konut projelerinin birbiri ardına hayata geçirildiği bir ilçe olarak öne çıkıyor. Bu hızlı dönüşüm süreci imar izinleri ve yapı denetimine ilişkin büyümenin ne denli kritik olduğu, sektör profesyonellerinince sıklıkla dile getirilen bir endişe olmayı sürdürüyor. Operasyon planında yer alan İmamoğlu İnşaat şirketi, ilçedeki birden fazla projede aktif olarak faaliyet göstermiş bir müteahhit firma konumunda bulunuyor. Aynı şirketin müteahhitlik üstlendiği 4 farklı parselde imar aykırılıklarının tespit edilmesi, soruşturmanın tesadüfi değil sistematik bir ilişki ağına işaret ettiği değerlendirmesini güçlendiriyor. Yıllarca biriken bu izien soruşturma soruşturması boyunca gün yüzüne çıkan, dayanıklın tapu ve iskan raporları olan güvenini derinden bildiren bir gelişme olarak kayıtlara geçiyor. Peki bu operasyonun tam boyutu nedir, hukuki süreç nasıl işlenecek ve saklananların listeleri ne söylüyor?

Operasyon Nasıl Başladı

Soruşturmanın temeli, İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün hazırlattığı bilirkişi raporlarına bağlanabilir. Bu raporlarda, İmamoğlu İnşaat şirketinin yapı müteahhitliğini üstlendiği 4 farklı ada ve parsel üzerinde imar mevzuatına aykırı değişiklikler tespit edildi. Ruhsat rejimine açıkça aykırı olan bu değişikliklere karşın Beylikdüzü Belediyesi’nin ilgili yapılarına Yapı Kullanım İzin Belgesi, yani iskan belgesi, temel alınarak öne sürülüyor. Bu bulgunun ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleriyle koordineli bir şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı. Soruşturmacılar, söz konusu aykırılıkların yalnızca tek bir yapıyla sınırlandırılmış açıklamalarp sistematik biçimde tekrarlandığını ve bu durumun daha geniş bir yapı zincirine işaretlenip değerlendirildiğini değerlendirdi. Teknik denetim sürecinin ortaya çıkardığı bulgular, hem idari hem de cezai bir soruşturma sürecinin yürütülmesi için yeterli delil zemini oluşturuldu. Savcılık, gözaltı kararlarının tümünü bilirkişinin mülkiyetine dayalı somut verilerle sıcaklıklar ve tüm prosedür hukuki prosedürler çerçeve içinde yürütüldüğü kamuoyuyla paylaşılır.

16 Haziran 2026 sabahı İstanbul, Giresun ve Bursa’da geçirilen eş zamanlı baskılar, uzun soluklu bir hazırlık süreci meyvesi olarak değerlendiriliyor. Operasyonun 3 ilde aynı anda gerçek hayatta, şüphelilerin kaçmasına ya da delil karartma ihtimalini takip etmeye yönelik planlı bir koordinenin göstergesi olarak öne çıkıyor. Gözaltına alınanlar arasında hem teknik hem de karar verme kapsamı olan, sistematik olarak yürütülen, soruşturmanın uygulama ve karar alma kademelerini eş zamanlı hedef aralıkları ortaya koyuyor. Emniyet birimleri, operasyon sonrasında tüm şüphelilerin yasal çerçevelerinin sorgulanması için hazır hale getirildiğini duyurdu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ise soruşturmanın sürdürüldüğünü ve kamuoyuna zamanında bilgi verileceğini vurguladı. Hukuki prosedürün tamamlanması, soruşturmanın ileri aşamaları mahkemenin sağlıklı bir şekilde bütünleştirilmesi bir belirsiz olacaktır.

2015’ten Bu Yana Süregelen İddialar

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıklamasına göre iddiaların tarihleri, aradan 11 yıl geçmesine karşın 2015 yılına kadar uzanıyor. O dönemde Beylikdüzü ilçesindeki bazı parsellerde yalnızca 1 metrekarelik alan Yapı Denetim Bilgi Formlarının düzenlendiği ileri sürüldü. İddiaya göre bu belgelere göre, daha sonraki yıllarda yapılacak inşaatlar için zeminde depolanmak üzere sistemli biçimde hazırlanmış ve saklanmıştı. 2022 ve 2023 yıllarında söz konusu parsellerde inşaat çalışmaları başladı, yapı denetim firmalarının 2015 tarihli bu bilgi formlarına dayanılarak önceden belirlendiği ileri sürüldü. Bu zincirleme yapı, 8 yıl boyunca sürdürülen iddia edilen sistematik bir organizasyona işaret edilmesi nedeniyle soruşturmacıların özellikle dikkatine dikkat çekti. Savcılık, söz konusu sürecin “organize ve kasıtlı” bir yapının devam ettiğini savunuyor.

Savcılık açıklamasında, ruhsata aykırı inşaatlar için görev yapacak yapı denetim firmalarının önceden belirlendiği ve bu aykırılıkların “muvazaalı” biçiminin belirtilmediği ifade edildi. Hukuk çevrelerinde bu tür bir iddia, “suç ortaklığı” ve “organize suç” kapsamında inceleniyor. Söz konusu değişim aralıkları sürmesi ve 4 farklı parselde kendini tekrar etmesi, kurumsal bir ağın varlığına işaret ettiğinin devam etmesi devam ediyor. İnşaat hukuku alanında uzman hukukçular, bu türden bir iddia kanıtlandığında sanıkların cezai yaptırımlarının en ağır kısmıyla karşılaşılabileceği vurgulanıyor. Özellikle resmi belgeler sahte ya da yanıltıcı biçimde düzenlenmesine ilişkin suç isnadının, iddianame sürecinin saklandığı bir yer tutacağı değerlendiriliyor. 2015’ten 2023’e kadar uzanan bu 8 yıllık iddia zincirinin, mahkemede ayrıntılı bir şekilde ele alınacağı bir belge ve tanıklık süreçlerinin beraberinde geleceği açık. Tüm bu gelişmeler, yapı denetim sektöründe şeffaflık ve bağımsız denetimin ne denli hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Gözaltına alınmış isimler

Operasyon kapsamında toplam 28 kişiye gözaltı kararı verildi; Bunların 27’si İstanbul, Giresun ve Bursa’daki adreslerde depolanan baskınlarda yakalandı. 1 şüpheli ise yurt dışında bulunmadığından henüz elde edilemedi; Söz konusu kişilerle ilgili uluslararası yakalamaların sürdürüldüğü bildirildi. Gözaltına alınanların listesi dikkat çekici bir profil tablosu ortaya çıkıyor: Beylikdüzü Belediyesi’nin teknik birimlerinde görev yapan, İmamoğlu İnşaat şirketinde sahada çalışan personel ve çeşitli yapı denetim firmalarının ortakları bu listede yer alıyor. Gözaltına alınanların başında Beylikdüzü Belediyesi Başkan Yardımcısı Tuncay DEMİRCAN geliyor; Bu isim işleminin derinliğini açıkça gözlerin önünde seriyor. Belediyenin teknik birimlerinden makine mühendisi Ali KOÇALİ, harita mühendisi Fatih MEŞE, inşaat mühendisi Zühal KADIOĞLU, mühendis Ertan KARA ve mühendis Zafer Serkan KILIÇASLAN da kayıtlı isimler arasında yer alıyor. Beylikdüzü Belediyesi bünyesinde mimar unvanıyla görev yapan Leyla MUTUŞ, Selma BULUT, Şennur BAKLAN, Kübra DUYAR ve Sevilay KOCA (ÖZDEMİR) operasyon kapsamında ele geçirildi. Şehir plancısı Anıl Sarıcan DELİBAY ve Serdar KOCA ile makine mühendisi Eda GÜVEN ve metal işleri öğretmeni Abdulkerim YÜCEL de belediye personeli sıfatıyla gözaltına alınanlar arasında yer alıyor.

İmamoğlu İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ’den şantiye şefleri Doğukan PELEN, Erkan ARSLAN ve Uğur DOĞAN, şantiye teröründeki rolleri nedeniyle operasyon kapsamına alındı. Yapı denetim firmaları cephesinde ise Atabey Yapı Denetimi’nden Samet YILDIRIM, İstanbul MTM Yapı Denetimi’nden Muhammet Tevfik ŞAHİN ve Beyazıt Yapı Denetimi’nden Mustafa Cemil ÖZTÜRK gözaltına alındı. Coşar Yapı Denetim’den Ali SOYYİĞİT, aynı zamanda İstanbul 2 No.lu Barosu’na kayıtlı bir avukat olması nedeniyle dikkat çekici bir isim olarak öne çıkıyor. MME Mimarlık Yapı Taahhüt İnşaat’tan Mehmet Mete EVİN, Lotus Şehircilik İnşaat’tan Hakan SAÇIK, USB Mimarlık Mühendislik’ten Hasan Bülent ÇETİN, Uska İnşaat’tan Esat AYDIN, Altıntaş Şehir Mimarlığından Mustafa ALTINTAŞ ve Neon Yapı Enerji’den Muhammet ERDEM de gözaltı listesinde yer alıyor. Gözaltına alınanların bu denli geniş ve çok katmanlı bir profile sahip olması, soruşturmanın yalnızca bireysel olarak değil, kurumlar arası sistematik bir ilişki ve hedefe yönelik olarak alındığına işaret ediyor. Savcılığın operasyonu öncesinde şüpheli için ayrı ayrı delil hazırlamış olması, gözaltıların hukuki özelliklerini içeriyor olması bir belirsiz olarak değerlendiriliyor.

Savcılığın Suç İsnatları

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, kamuoyuyla resmi olarak paylaşılan 3 temel suç isnadının söz konusu olduğunu duyurdu. Bu suçlular; Resmi Belgede Sahtecilik, İmar Kirliliğine Neden Olma ve Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık olarak sıralandı. Resmi Belgede Sahtecilik suçlaması, yapı denetim firmalarının ve belediye personelinin imzaladığı belgelerdeki usulsüzlükleri doğrudan kapsamına dahildir. İmar Kirliliğine Neden Olma suçlaması, ruhsat projesine aykırı yapıların ayakta durduğuna göz yumulmasını ve bu durumun bozulmaması imar düzenine verdiği zararı ifade ediyor. Kamu Kurumlarının Zararına Dolandırıcılık isnadı ise söz konusu usulsüz işlem, belediye kurumu üzerinden kamu kaynakları ve kamu hizmetlerinin zedelediği iddiasına dayanabilir. Savcılık, bu operasyonun Ekrem İmamoğlu’nun kökeninde ileri düzeydeki karmaşık suç bölümlerine yönelik kapsamlı soruşturmalar kapsamında yürütüldüğünü de açıkça belirtti.

Ceza hukukunun yasak olduğunu, bu 3 suçun isnadının bir arada kullanılmasının kovuşturma sürecinin son derece genel ve uzun soluklu hale geldiğini belirtiyor. Resmi Belgede Sahtecilik suçunun mahkemede kanıtlanması durumunda ağırlaştırılmış hapis cezasının öngörüldüğü, bu nedenle sanıkların hukuki süreci ayrıntılı bir savunma stratejisi geliştirmesinin gerekli olduğu vurgulanıyor. İmar Kirliliğine Neden Olma suçlaması ise, kişilerin mühürlenmesi ve yıkımına kadar uzayabilecek idari ve cezai yaptırımlarla birlikte değerlendiriliyor. Kamu zararına dolandırıcılık suçlamasının mahkûmiyetle sonuçlanması durumunda hem hapis cezası hem de tazminat yaptırımlarının gündeme gelebileceği belirtiliyor. Savcılığın 3 farklı suçun isnadını aynı şekilde bir araya getirmesi, kovuşturmanın geniş ve çok boyutlu bir delil tabanına dayandığına işaret ediyor. Hukuk çevrelerine göre bu tür davalar, hem bireysel hem de kurumsal sorumluluk faaliyetlerine yıllara yayılabilir bir deneme sürecini başlatıyor. Soruşturmanın kapsamı ve yan sayısının göz önünde bulundurulduğu, davanın ilerleyen aylarda çok sayıda yeni gelişmeyle gündemde yer almayı sürdüreceği öngörülüyor.

Yapı Denetim Sistemi ve Muvazaa İddiaları

Operasyonun belki de en ekonomik kriz, yapı denetim firmalarının bu süreç boyunca sistematik biçimde dahil edildiğine dair iddialar oluşuyor. Savcılık açıklamasına göre söz konusu firmalar, yapı inşaatı sürecinde tespit edildi ruhsat aykırılıklarını raporlamak yerine muvazaalı biçimde görmezden geldi. Yapı denetim sistemi, yasallaştırılması bağımsız ve düzenli bir denetimin gerçekleştirilmesini esas alır; inşaatçıdan ve belediyeden bağımsız biçimde denetim yapmak bu temel yükümlülüğün arasında yer alır. İddia edilen muvazaa ilişkisi bu temelin işlevselliksiz kılındığı gibi, yönetimi denetim sistemi olan toplumsal güveni de doğrudan sarsıyor. İnşaat güvenliği alanında çalışmalar yürütülürken, ruhsata aykırı yapılaşmanın iskan belgesiyle yasallaştırılmasının binada yaşamaları hem deprem güvenliği hem de esnek bütünlük açısından ciddi risklere maruz kalmasını vurguluyor. Bu tür bir usulsüzlüğün, konut satın almanın habersizce büyük bir hukuki ve fiziksel riskin alınmasına zemin hazırlamak da, sıklıkla dile getirilen bir endişe olarak öne çıkıyor.

Bu operasyon, yapı denetim sektöründe genel olarak bir iç denetim bölümünün yeniden bölümünün açılıp kapanmasına yol açtı. Mahkeme sürecinin olası bir mahkûmiyetle sonuçlanması halinde, usulsüz iskan belgesiyle el uzatılan yapılara ilişkin tazminat davalarının da ihtar edilebileceği değerlendiriliyor. Bu türden bir usulsüzlük sonucu elin bir taşınmazda, alıcının farkında olmayan yapısal sorunlar uzun yıllar sonra meydana gelebilecek tehditleri ortadan kaldırabiliyor. İnşaat güvenliği alanında faaliyet gösteren akademisyenler, yapı denetim firmalarının sahte onayı çoğaltmayı kolaylaştıracak biçimde seçilmesinin kamu malı nitelikteki yapı stoğunu doğrudan riske attığını belirtiyor. Beylikdüzü Belediyesi’ne yönelik bu operasyon, yerel yönetimlerde imar uygulamalarının bağımsız ve şeffaf bir biçimde sürdürülmesinin ne denli hayati olduğunun konuşulması biçiminde gözler önüne seriyor. Tüm bu gelişmeler, yapı denetim yönetimine yönelik yasal düzenlemelerin sıkılaştırılması genişleyen işaretler veren güçlü bir işaret hem sektöre hem de halka açık bir şekilde iletildi.

Beylikdüzü Belediyesi ve İmamoğlu İnşaat, bu kapsamlı operasyona yönelik, 28 kişilik gözaltı listesi ve 3 ilde eş zamanlı olarak baskınlarla olağandışı boyutlarla dikkat çekiyor. Belediye başkanı yardımcısından mimarlar ve şehir plancılarına, inşaat şirketi şantiye şeflerinden yapı denetim firması ortaklarına kadar uzanan bu profil, soruşturmanın kurumsal derinliğini ve patlamaların ortaya çıkmasını ortaya koyuyor. 2015 yılına kadar uzanan ve bir yılda birden fazla ayrıştırma içeren iddia zinciri, süreçteki yargılama sürecinin mahkemesinin önüne kadar çok sayıda belge ve tanıkla gelen karmaşık bir dava tablosu çıkarılacak. Savcılığın “titizlikle yürütüldüğünü” vurgulayan bu süreç, yalnızca saklananları değil, inşaat sektörü ve yerel yönetimleri izleyerek geniş bir kamuoyunu da doğrudan ilgilendiriyor. Soruşturmanın gidişatı ve mahkeme süreciki gelişmeler, imar hukuku ile yapı denetim sistemine yönelik tartışmalar gündemde tutmayı sürdürecek.

Exit mobile version