Geniş tanımlı işsizlik kavramı, ülkemizdeki çalışma hayatının mevcut durumunu anlamak ve iş gücü piyasasındaki derinlikli göstergeleri analiz etmek isteyenler için hayati bir önem taşımaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan resmi veriler ile Devrimci İşçi Sendikaları Konfederansı (DİSK) gibi sivil toplum kuruluşları ve Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) gibi uluslararası kurumların raporları doğrultusunda hazırlanan bu rehber niteliğindeki çalışmamızda manşet oranların arka planını inceliyoruz. İş arama ümidini kaybetmiş kişilerden oluşan potansiyel kitleyi, yetersiz sürelerle çalışan eksik istihdam gruplarını, haftalık mesai sürelerindeki cinsiyet uçurumunu ve piyasadaki atıl durumları detaylıca ele alıyoruz. Makale boyunca iş gücüne katılım oranlarının sektörlere yansımalarını, kadın çalışanların karşılaştığı yapısal engelleri ve piyasadaki gizli kütlenin boyutlarını aşamalı olarak keşfedeceksiniz.
İş Gücü Piyasasında Manşet Rakamlar Ve Görünmeyen Kitle
Ekonomik göstergeler açıklandığında kamuoyunun dikkati genellikle ilk olarak resmi açıklamalardaki dar tanımlı manşet oranlara odaklanmaktadır. Ancak ülkemizde geniş tanımlı işsizlik verileri derinlemesine incelendiğinde görünmeyen devasa bir kütlenin varlığı net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Açıklanan son raporlara göre 15 ve daha yukarı yaştaki çalışma çağındaki nüfus 2026 yılının haziran ayında bir önceki aya kıyasla 62 bin kişi artarak 66 milyon 921 bin kişiye ulaşmıştır. Bu toplam nüfus içinde iş gücüne dahil olan kişilerin sayısı ise 58 bin kişilik artış göstererek 35 milyon 420 bin seviyesine yükselmiştir. Piyasada gerçek işsizlik sayısı hesaplanırken sadece aktif olarak iş arayanların değil, aynı zamanda sistemin dışında kalan milyonların da dikkate alınması gerekmektedir.
İstihdam piyasasındaki gelişmeler detaylıca incelendiğinde haziran ayı itibarıyla işte olan kişilerin sayısı 227 bin kişilik bir artış kaydederek 32 milyon 733 bin seviyesine çıkmıştır. Aktif olarak iş arayan bireyleri kapsayan manşet tablodaki sayı ise bir önceki aya göre 168 bin kişi azalarak 2 milyon 688 bin seviyesine gerilemiştir. Yaşanan bu gerilemeyle birlikte mayıs ayında yüzde 8,1 olarak ölçülen resmi oran 0,5 puanlık düşüş kaydetmiş ve yüzde 7,6 düzeyine inmiştir. Cinsiyet kırılımlarına bakıldığında bu resmi tablonun erkeklerde yüzde 6,5, kadınlarda ise yüzde 9,8 seviyesinde gerçekleştiği görülmektedir.
İş gücüne katılım oranının aylık bazda 0,1 puan artışla yüzde 52,9 seviyesine, istihdam oranının ise 0,3 puanlık yükselişle yüzde 48,9 düzeyine çıktığı kaydedilmektedir. Fakat resmi açıklamalardaki olumlu havaya rağmen geniş tanımlı işsizlik tablosu piyasada kronikleşen bir krizin devam ettiğini kanıtlamaktadır. Resmi tanımda yer alan sayı ile buzdağının altındaki kütlenin toplamından oluşan âtıl iş gücü toplamı haziran ayında 11 milyon 649 bin kişi olarak hesaplanmıştır. Manşette görülen resmi rakamlar ile derinde yatan devasa kitle arasındaki fark piyasanın gerçek durumunu gözler önüne sermektedir.
Resmi göstergelerdeki işsiz sayısı ile gerçek havuz arasındaki devasa uçurum ekonomi uzmanları tarafından dikkatle izlenmektedir. Toplam kitlenin resmi olarak açıklanan manşet sayının yaklaşık 4,3 katı seviyesinde bulunması sorunun büyüklüğünü kanıtlar niteliktedir. İki veri grubu arasında ortaya çıkan 21,2 puanlık fark piyasadaki yapısal tıkanıklığın ne kadar derin olduğunu simgelemektedir. Bu durum çalışma hayatındaki dönüşümün sadece resmi başvurular üzerinden okunamayacağını açıkça göstermektedir.
Eksik İstihdam Mantığı Ve Çalışma Saatlerindeki Yetersizlik
Çalışma hayatındaki sorunlar sadece tamamen işsiz olan bireylerle sınırlı kalmayıp düzensiz işlerde çalışanları da kapsamaktadır. İlgili dönemde açıklanan verilere göre yetersiz sürelerle çalışan ve daha çok gelir elde etmek isteyen kişilerin sayısı 3 milyon 865 bin kişiye ulaşmıştır. Bu kategoride yer alan bireylerin resmi manşet sayısının 1,5 katı büyüklüğüne ulaşması geniş tanımlı işsizlik hesaplamalarının önemini artırmaktadır. Mevcut işinde tam zamanlı çalışma imkanı bulamayan bu kitle ekonomik açıdan büyük bir kırılganlık yaşamaktadır.
Referans haftası içerisinde bir işte çalışmasına rağmen esas işinde 40 saatten az süre alan kişilerin durumu eksik istihdam kategorisinde değerlendirilmektedir. Bu kişiler ek bir iş aramakta veya mevcut işinde daha fazla süre çalışarak gelirini artırmayı hedeflemektedir. İlgili gruptaki vatandaşlar istihdam edilenlerin yüzde 11,8’ini, toplam iş gücünün ise yüzde 10,9’unu oluşturarak potansiyel iş gücü havuzu kadar büyük bir hacim yaratmaktadır. Yetersiz sürelerle çalışma olgusu bireylerin hayat standartlarını doğrudan olumsuz etkilemektedir.
İstihdamda yer aldığı halde son 4 hafta içinde mevcut işini değiştirmek amacıyla girişimde bulunan kişilerin varlığı da piyasadaki huzursuzluğu göstermektedir. Bu bireyler yeni bir iş bulmaları durumunda 2 hafta içerisinde derhal çalışmaya başlayabilecek durumda olduklarını belirtmektedir. Gelir seviyesinin yetersizliği ve çalışma koşullarının olumsuzluğu çalışanları sürekli olarak yeni arayışlara itmektedir. Dolayısıyla kağıt üzerinde çalışıyor görünen milyonlarca insan aslında daha güvenceli ve düzenli bir işin peşinde koşmaktadır.
Çalışma saatlerinin azlığı ve elde edilen kazancın düşüklüğü hanehalkı bütçelerinde ciddi gedikler açmaktadır. Gelir yetersizliği sebebiyle ikinci bir iş arayan veya mesaisini uzatmak isteyen bireyler piyasadaki gerçek işsizlik sayısı basamaklarını yükseltmektedir. Tam zamanlı ve güvenceli istihdam imkanlarının kısıtlı olması kişileri geçici çözümlere yöneltmektedir. Bu durum iş gücü piyasasının niteliksel olarak da yıprandığını ve güçsüzleştiğini ortaya koymaktadır.
Potansiyel İş Gücü Ordusu Ve Umudunu Yitiren Yurttaşlar
İş piyasasında resmi kanallara başvuruda bulunmayan ancak çalışmaya hazır olan devasa kitle potansiyel kategoriyi oluşturmaktadır. TÜİK tarafından yapılan araştırmalara göre iş bulacağına inanmadığı için aramayı bırakan ya da çeşitli nedenlerle aktif başvuruda bulunamayan kişilerin sayısı 5 milyon 90 bin kişi olarak hesaplanmıştır. Bu kişilerin iş gücü dışına itilmesi geniş tanımlı işsizlik oranlarının neden bu kadar yüksek çıktığını açıklayan en temel etmendir. Resmi kurumlara başvuru yapmadıkları için istihdam dışı sayılan bu kitle âtıl iş gücü tablosunun en kırılgan halkasını meydana getirmektedir.
Uzun süre boyunca iş arayıp olumlu bir sonuç alamayan vatandaşlar bir süre sonra iş arama kanallarını kullanmaktan vazgeçmektedir. Fakat bu kişilere imkan sağlandığı takdirde 2 hafta içinde derhal işbaşı yapabileceklerini beyan etmektedirler. Çalışma isteği ve arzusu devam ettiği halde umutsuzluk sebebiyle sistemin dışına çıkan bu bireyler toplumsal açıdan ciddi bir kayıptır. İnsan kaynağının bu şekilde atıl kalması ekonomik büyüme ve üretim kapasitesini de olumsuz yönde etkilemektedir.
Son 4 hafta içerisinde resmi iş arama kanallarını aktif olarak kullanmış ancak önündeki 2 hafta içinde işbaşı yapamayacak olanlar da potansiyel kümede yer almaktadır. Çeşitli kişisel engeller, ailevi durumlar veya lojistik sebepler nedeniyle hemen işe başlayamayan bu kesim resmi işsiz sayılmamaktadır. Fakat piyasa analizlerinde bu kütlenin geniş tanımlı işsizlik verilerine dahil edilmesi gerçek resmin görülmesini sağlamaktadır. Sisteme dahil edilemeyen her bir birey ekonomik dinamizmin azalmasına sebep olmaktadır.
Genç nüfus başta olmak üzere eğitimli bireylerin de iş arama umudunu kaybetmesi geleceğe dair beklentileri olumsuz etkilemektedir. Üniversite diplomasına sahip olduğu halde niteliğine uygun iş bulamayan gençler zamanla potansiyel iş gücü kategorisine kaymaktadır. Nitelikli iş gücünün üretim süreçlerine katılamaması beyin göçünü tetikleyen ana faktörler arasında yer almaktadır. Dolayısıyla umudunu kaybeden kitlelerin yeniden ekonomiye kazandırılması için kapsayıcı politikalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Cinsiyet Temelli Mesai Farkı Ve Kadın İstihdamındaki Engeller
Ülke genelindeki toplam istihdam hacmi 32 milyon 733 bin seviyesine ulaşırken haftalık ortalama fiili çalışma süreleri de artış göstermiştir. Bir önceki aya kıyasla haftalık mesai süresi 6 dakika artarak 42,5 saat seviyesine yükselmiştir. Toplamda 1 milyar 284 milyon saati aşan bu devasa mesai hacminin cinsiyetlere göre dağılımı derin bir eşitsizliği ortaya koymaktadır. Çalışma sürelerindeki bu dengesizlik cinsiyetler arası rolleri ve piyasadaki yerleşmiş yapıları yansıtmaktadır.
Çalışan 21 milyon 902 bin erkeğin haftalık ortalama fiili çalışma süresi 44,2 saat gibi yüksek bir sınırda gerçekleşmektedir. Buna karşılık istihdamdaki kadın sayısı 10 milyon 831 bin seviyesinde kalırken haftalık ortalama mesaileri 38,9 saatte kalmaktadır. Toplam iş yükünün yaklaşık yüzde 70’ini erkek çalışanların üstlenmesi geniş tanımlı işsizlik oranlarındaki kadın ağırlığını da netleştirmektedir. Kadınların iş hayatında daha az süre kalabilmesi âtıl iş gücü verilerinde kadın oranlarının yüksek çıkmasının temel sebebidir.
Türkiye haftalık çalışma sürelerinde Avrupa standartlarının oldukça üzerinde kalmaya devam eden bir yapı sergilemektedir. Eurostat verileri incelendiğinde Avrupa Birliği genelinde haftalık ortalama fiili çalışma süresinin 35,9 saat olduğu görülmektedir. Hollanda’da bu süre 31,9 saate kadar düşerken en uzun çalışma süresine sahip Avrupa ülkesi 39,6 saat ile Yunanistan olmuştur. Ülkemizdeki uzun mesai saatleri çalışanların sosyal hayatlarını ve yaşam kalitelerini sınırlamaktadır.
Kadınların çalışma sürelerinin erkeklerin gerisinde kalması esas olarak 4 temel yapısal nedenden kaynaklanmaktadır. İlk olarak kadın istihdamının önemli bir kısmının tam zamanlı işler yerine esnek, geçici ve yarı zamanlı işlerde yoğunlaşması süreleri düşürmektedir. İkinci olarak ev içi sorumluluklar, çocuk ve yaşlı bakımı gibi üstlenilen yükler kadınların uzun mesaili işlerde çalışmasını engellemektedir. Ayrıca ev eksenli kayıt dışı işlerdeki istikrarsız çalışma süreleri de toplam ortalamayı olumsuz etkileyen diğer bir faktördür.
İş hayatında kadın ve erkek arasında ortaya çıkan mesai süresi farkı doğrudan gelir eşitsizliğini beraberinde getirmektedir. Daha az saat çalışmak zorunda kalan kadınlar daha düşük gelir elde etmekte ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanmakta zorlanmaktadır. Cinsiyete dayalı ücret farkının derinleşmesi kadınların iş gücüne katılım motivasyonunu kırmaktadır. Bu durum toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması önünde büyük bir engel oluşturmaya devam etmektedir.
Âtıl İş Gücü Oranlarındaki Yapısal Kriz Ve Çözüm Yolları
Resmi kurumların atıl kategoride topladığı kitlenin oranları incelendiğinde haziran ayında bir önceki aya göre 889 bin kişilik azalma görülmüştür. Bu azalışla birlikte geniş orandaki oran yüzde 28,8 seviyesine gerilemiştir. Bir önceki yılın aynı döneminde yüzde 32,1 olan bu oran, yıl içinde yüzde 28,7 ile yüzde 30,8 arasında dalgalanmıştır. Oranlarda yaşanan dönemsel düşüşlere rağmen gerçek işsizlik sayısı bazındaki yüksek seviyeler kalıcılığını korumaktadır.
Mevsim etkilerinden arındırılmış verilerde gözlenen 2 puanlık düşüş ekonomi genelinde belirli bir dönemsel hareketlenmeye işaret etmektedir. Fakat bu kıpırdanma kronikleşmiş sorunları tamamen ortadan kaldırmaya yetmemektedir. Manşet veriler ile geniş kapsamlı tablo arasındaki devasa aralık iş piyasasındaki kırılganlığın devam ettiğini kanıtlamaktadır. Sadece geçici istihdam artışları ile kalıcı kalitenin sağlanamayacağı aşikardır.
İş gücü piyasasındaki yapısal krizin aşılması için üretim odaklı ekonomi politikalarının hayata geçirilmesi gerekmektedir. İmalat sanayii ve teknoloji odaklı sektörlerde katma değerli istihdam alanlarının yaratılması şarttır. Ayrıca mesleki eğitim programlarının sanayinin ihtiyaçlarına uygun şekilde yeniden yapılandırılması atıl nüfusu aktifleştirecektir. Gençlerin ve kadınların iş gücüne katılımını destekleyen teşviklerin artırılması büyük önem taşımaktadır.
Sonuç olarak değerlendirildiğinde ülkemizdeki geniş tanımlı işsizlik tablosu manşet rakamların ötesinde derin yapısal dönüşümlere ihtiyaç duyulduğunu açıkça göstermektedir. Görünmeyen kitleyi oluşturan milyonların ekonomiye kazandırılması hem toplumsal refah hem de sürdürülebilir büyüme için hayati bir adımdır. Karar vericilerin âtıl iş gücü havuzunu eritecek kalıcı reformları hızla uygulamaya koyması beklenmektedir. Doğru stratejiler ve güvenceli istihdam politikaları sayesinde iş gücü piyasasının çok daha sağlıklı bir yapıya kavuşması mümkün olacaktır.
