PKK ile mücadele edenlere af konusu son dönemde güvenlik güçleri arasında ve toplumun farklı kesimlerinde dikkat çeken bir tartışma alanı oluşturuyor. Bu metinde sürecin getirdiği dengesizlik duygusu, sahada yaşanan zorlukların hukuki yansımaları ve barış arayışının personel üzerindeki etkileri inceleniyor. Ayrıca tarihsel fedakarlıkların bugünkü karşılığı ile adalet beklentisinin nasıl şekillendiği de ele alınıyor. Okuyucu burada hem geçmişin yükünü hem de geleceğe dair soruları bir arada bulacak.
Süreç ilerlerken birçok kişi güvenlik personelinin durumunun neden yeterince gündeme gelmediğini merak ediyor. Bu merakın arkasında uzun yıllara yayılan fedakarlıklar ve bazı dosyalarda süregelen yargılamalar yatıyor. Aynı zamanda barış adımlarının yalnızca bir tarafı kapsadığı yönündeki eleştiriler de güçleniyor. Bu noktada tarihsel rakamlar ve sahadaki gerçeklikler daha yakından incelenmeye değer hale geliyor. Böylece okuyucu sürecin bütününe dair daha net bir çerçeve elde edebiliyor.
Mücadele sürecinde yaşanan fedakarlıklar nasıl bir tablo ortaya koyuyor?
Uzun yıllara yayılan mücadele boyunca güvenlik güçleri ağır bedeller ödedi. Resmi kayıtlara yansıyan rakamlar bu bedelin boyutunu açıkça gösteriyor. 15 Ağustos 1984’ten bu yana 6 bin 919 asker, 868 polis ve bin 485 Güvenlik Köy Korucusu şehit oldu. Bu rakamlar yalnızca silahlı çatışmalardaki kayıpları yansıtırken savcılar, hakimler, öğretmenler ve imamlar gibi sivil kamu görevlilerinin de hayatını kaybettiği unutulmamalıdır.
Sahada görev yapan personel çoğu zaman halk ile örgüt üyesi arasındaki ayrımı net biçimde yapmak zorunda kaldı. Bu ayrımın zorluğu bazı olaylarda yasal sınırların aşılmasına yol açtı. Gözleri önünde arkadaşlarını kaybeden erler, erbaşlar, subaylar ve polisler duygusal baskı altında kararlar almak durumunda kaldı. Bu durum bazı personelin yargılanmasına ve cezaevine girmesine neden oldu. Yüksek rütbeli bir komutan bu tabloyu değerlendirirken teröristlere sağlanan kolaylıkların mücadele edenlere de yansıması gerektiğini vurguladı.
Komutanın ifadeleri sürecin dengesizliğini net biçimde ortaya koyuyor. Ona göre barış adı altında bazı gruplara imkan tanınırken dağda görev yapan ve hata yapan personel unutuluyor. Bu yaklaşım meslekten çıkarılan uzmanları ve astsubayları da etkiliyor. Böyle bir ortamda personelin moral ve motivasyonu zarar görebiliyor. Sektörel açıdan bakıldığında güvenlik teşkilatlarının operasyonel kapasitesi uzun vadede bu tür algılardan olumsuz etkilenebiliyor. Personelin kendini güvende hissetmesi operasyon başarısını doğrudan belirliyor.
Yakın zamanda kabul edilen çerçeve düzenleme belirli bir örgüt mensuplarına yönelik erteleme mekanizmaları getiriyor. Bu düzenleme 15 yıldan az ceza alanlar için 5 yıl, daha fazla ceza alanlar için 10 yıl gibi sürelerle infazı erteleyebiliyor. Ancak aynı dönemde mücadele ederken hata yapan güvenlik personelinin durumu gündeme gelmiyor. Bu ayrım birçok kesimde adalet duygusunu zedeliyor.
Yaşar Topçu gibi deneyimli isimler bu düzenlemeyi değerlendirirken özel af niteliği taşıdığını belirtiyor. Topçu’ya göre yasadaki ifadeler emir kipiyle yazıldığı için sonuç itibarıyla af etkisi doğuruyor. Türk Ceza Kanunu’nun af ile ilgili maddeleri de bu yorumu destekliyor. Düzenlemenin yalnızca belirli bir örgütü kapsaması diğer terör örgütlerini dışarıda bırakıyor. Bu durum hukukun eşitlik ilkesini tartışmaya açıyor.
Derinlemesine bakıldığında barış sürecinin kalıcılığı için tüm tarafların eşit muamele görmesi gerekiyor. Aksi halde toplumsal vicdan yaralanmaya devam ediyor. Güvenlik güçleri için benzer bir gözden geçirme mekanizması devreye alınırsa personelin motivasyonu artabilir. Bu tür bir adım aynı zamanda operasyonel disiplini de güçlendirebilir. Çünkü personel hem görevini yerine getirirken hem de sonrasında hukuki koruma hissederse daha sağlıklı kararlar alabilir.
Yargılaması devam eden personelin durumu neyi ifade ediyor?
Cezaevinde bulunan veya yargılaması süren güvenlik personeli arasında er, erbaş, uzman çavuş, astsubay ve subaylar yer alıyor. Bu kişiler çoğunlukla çatışma ortamında yaşanan olaylar nedeniyle suçlanıyor. Bazı dosyalar yıllardır devam ederken personel meslek hayatından da uzaklaşıyor. Bu süreçte aileler de ağır ekonomik ve psikolojik yük taşıyor.
Yüksek rütbeli komutanın aktardığına göre barış yapılırken şehit edenlerin affedildiği bir ortamda mücadele edenlerin unutulması kabul edilemez. Komutan “teröristler kral oldu, onlarla mücadele edenler vatan haini” diyerek duygularını dile getirdi. Bu ifadeler sahadaki personelin içinde bulunduğu ruh halini yansıtıyor. Personelin kendini dışlanmış hissetmesi uzun vadede teşkilat içi güveni zayıflatabiliyor.
Uzmanlar bu noktada vaka bazlı inceleme mekanizmalarının önemine dikkat çekiyor. Her dosyanın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi hem adaleti hem de barışı güçlendirebilir. Alınacak önlemler arasında personelin psikolojik destek alması ve görev sonrası rehabilitasyon programlarının yaygınlaştırılması sayılabilir. Bu tür adımlar personelin topluma yeniden kazandırılmasını kolaylaştırır. Aynı zamanda toplumun güvenlik güçlerine duyduğu güveni de artırır.
Adalet beklentisi toplumsal barışı nasıl etkiliyor?
Toplumun büyük kesimi uzun yıllardır süren mücadelenin bedelini biliyor. Şehit aileleri ve gaziler bu bedeli her gün yaşıyor. Bu gruplar barış sürecinde kendi fedakarlıklarının karşılığını görmek istiyor. Eğer süreç yalnızca bir tarafı rahatlatıyorsa diğer tarafta hayal kırıklığı büyüyor. Bu hayal kırıklığı toplumsal kutuplaşmayı derinleştirebiliyor.
Süreçte konuşulan düzenlemelerin yalnızca belirli örgüt mensuplarını kapsaması eşitlik ilkesini tartışmaya açıyor. Hukukçular bu durumun Anayasa’nın eşitlik hükmüyle çelişebileceğini belirtiyor. Çünkü benzer nitelikteki dosyalar farklı sonuçlar doğuruyor. Bu tutarsızlık yargıya duyulan güveni de sarsabiliyor. Güvenin azalması ise uzun vadede hukuk devletinin işleyişini olumsuz etkiliyor.
Sektörel etki açısından bakıldığında güvenlik teşkilatlarının personel devir hızı artabilir. Moral bozukluğu nitelikli personelin teşkilattan ayrılmasına yol açabilir. Bu durumda operasyonel tecrübe kaybı yaşanır. Alınacak önlemler arasında personelin dosyalarının öncelikli incelenmesi ve pişmanlık hükümlerinin adil şekilde uygulanması yer alabilir. Bu adımlar hem personeli hem de toplumu rahatlatır.
Gelecekte benzer tartışmaların yaşanmaması için süreçlerin daha şeffaf yürütülmesi gerekiyor. Düzenlemeler hazırlanırken tüm paydaşların görüşleri alınmalı. Güvenlik personelinin temsilcileri de masada yer almalı. Aksi halde alınan kararlar sahadaki gerçeklikten uzak kalıyor. Bu uzaklık uygulamada sorunlar doğuruyor.
Personelin görev sırasında yaşadığı travmaların dikkate alınması kritik önem taşıyor. Travma sonrası stres bozukluğu bazı kararları etkileyebiliyor. Bu nedenle görev sonrası psikolojik değerlendirme zorunlu hale getirilebilir. Aynı zamanda yasal sınırların net biçimde personel e eğitilmesi de önemli. Eğitimlerin sürekli güncellenmesi hataları azaltır.
Uzman görüşlerine göre barışın kalıcı olması için adaletin herkese eşit şekilde dağılması şart. Aksi halde süreç yarım kalır. Toplumsal bütünleşme ancak herkesin kendini güvende hissettiği bir ortamda mümkün olur. Bu nedenle PKK ile mücadele edenlere af beklentisi yalnızca personeli değil tüm toplumu ilgilendiriyor. Aynı şekilde güvenlik güçleri için af düzenlemesi de sürecin adalet boyutunu tamamlayacak bir unsur olarak öne çıkıyor. Bu iki unsurun birlikte ele alınması barışın gerçek anlamda yerleşmesini sağlar.
