Kültür HaberleriSon Dakika Gelişmeleri

TÜSİAD’dan Çin Dersi: Altyapı ve Teknoloji Mucizesi

Eski TÜSİAD Başkanı Orhan Turan’ın son seyahat gözlemleri dikkat çekiyor. Amerika ile Çin kıyaslaması ve dikkat çeken detaylar öne çıkıyor. Şaşırtıcı gelişmeler yakından inceleniyor.

Günümüzün en sık sorulan sorularından biri küresel rekabetin odağında yer alıyor. Çin mi yoksa Amerika mı daha güçlü bir model sunuyor? Bu sorunun cevabını siyasetçiler yerine sahadan gelen bir iş insanı veriyor. TÜSİAD’ın eski başkanı Orhan Turan, Amerika, Çin ve Avrupa’yı kapsayan yoğun bir seyahat sonrası izlenimlerini paylaşıyor.

Turan’ın gözlemleri özellikle Çin tarafında yoğunlaşıyor. Amerika’dan Çin’e geçişte iki ülkenin altyapı farkı hemen göze çarpıyor. New York’ta yollar dökülüyor, kasisler ve inşaatlar her yerdeyken Çin’de Shenzhen ile Guangzhou arasında 500 kilometrelik otoyolda tek bir kusur bulunmuyor. Yol pürüzsüz, düzenli ve bakımlı.

Shenzhen’in dönüşümü ise başlı başına bir başarı öyküsü. Sadece 40 yıl önce 30 bin nüfuslu küçük bir balıkçı kasabası olan şehir, bugün 20 milyonluk dev bir teknoloji metropolüne dönüşmüş durumda. Şehirdeki yaş ortalaması 32 seviyesinde. Ziyaret edilen bir teknoloji firmasında çalışanların yaş ortalaması ise 26. Kent nüfusunun yaklaşık 4 milyonu doğrudan teknoloji şirketlerinde görev yapıyor. Bu genç ve dinamik yapı, inovasyonun temelini oluşturuyor.

Ticaret rakamları da dikkat çekici boyutlarda. Çin’de 100 Türk firması aktifken yerel piyasada yaklaşık 1200 Çinli firma faaliyet gösteriyor. Çin’den ithalat 50 milyar dolara yaklaşırken dış ticaret açığı 6-7 milyar dolar daha artmış durumda. Sadece Shenzhen’in kendi dış ticaret hacmi ise 620 milyar doları buluyor. Bu rakamlar, şehrin küresel ekonomi içindeki ağırlığını net şekilde ortaya koyuyor.

Şehirdeki ulaşım sistemi de örnek niteliğinde. Araçların neredeyse tamamı elektrikli ve yeşil plaka taşıyor. Mavi plaka ise başka şehirlerden gelen araçları işaret ediyor. Elektrikli olmayan lojistik araçlarının kent merkezine girişine izin verilmiyor. Bu uygulama, çevreci politikaların ne kadar kararlı uygulandığını gösteriyor.

Çevre düzenlemesi de etkileyici. Kişi başına 57 metrekare yeşil alan düşerken park alanı 15 metrekareyi aşıyor. Sokaklarda toz, izmarit veya çöp görmek neredeyse imkânsız. Temizlik ve düzen, günlük yaşamın her alanına yansımış durumda.

Brüksel’e geçişte fark daha da belirginleşiyor. Metro sisteminin çalışmadığı, köşedeki çöpün ertesi gün hâlâ aynı yerde durduğu bir ortamla karşılaşıyor. Çin’de ise nakit para kullanımı neredeyse tamamen ortadan kalkmış. Dilencilerin bile boynunda karekod bulunuyor. QR kod okutarak anında ödeme yapılabiliyor. Herkes WeChat üzerinden işlem gerçekleştiriyor. Bu dijital dönüşüm, günlük hayatı hızlandırırken güvenliği de artırıyor.

Shenzhen’in Ar-Ge yatırımları ise rekabetin temel taşlarından biri. Yıllık 30 milyar dolarlık harcama, şehrin toplam gelirinin yüzde 6,6’sına karşılık geliyor. Yerel toplam Ar-Ge harcaması ise 17 milyar dolar seviyesinde kalıyor. Shenzhen, 20 yıldır patent başvurularında dünya birinciliğini koruyor. Bu sürekli yatırım, teknolojik üstünlüğün sırrını açıklıyor.

Otomotiv sektöründeki gelişmeler de ziyaretin öne çıkan kısımlarından. BYD firmasında 8-9 bin dolarlık uygun fiyatlı modellerden 200 bin dolarlık lüks seçeneklere kadar geniş bir yelpaze sunuluyor. Bazı modeller yerinde zıplayarak dans edebiliyor. Şirket girişindeki dev ekranda üretilen elektrikli araç sayısı ve trafikteki anlık dağılımı takip edilebiliyor. Ziyaret sırasında trafikteki araç sayısı 580 binden 620 bine yükselmiş. Araçlar o kadar hızlı şarj oluyor ki bir bardak kahve içme süresi yeterli geliyor.

Kadın istihdamı da Çin modelinin güçlü yanlarından. İş gücüne katılım oranı yüzde 70’in üzerinde. Teknoloji firmalarındaki sunum salonlarının yüzde 80’i kadınlardan oluşuyor. Bu denge, toplumsal yapının inovasyona nasıl katkı sağladığını gösteriyor.

Tencent ziyareti ayrı bir başlık oluşturuyor. Oyun, mesajlaşma ve film alanlarında dev bir ekosistem yöneten şirketin cirosu 100 milyar dolar seviyesinde. Son beş yılda yüzde 15 büyüme kaydedilmiş. Çalışanlar tamamen ofisten görev yapıyor, hibrit model uygulanmıyor. Bu disiplinli yaklaşım, verimliliği üst seviyeye çıkarıyor.

Huawei kampüsü ise ziyaretin en etkileyici duraklarından. 1,5 kilometrekarelik alan küçük bir kasaba gibi düzenlenmiş. Koç Üniversitesi veya ODTÜ ölçeğinde ancak olağanüstü temiz ve düzenli. Kampüs, disiplin ve planlamanın somut örneğini sunuyor.

Çin’de uygulanan sosyal puan sistemi de konuşulan konular arasında. Batıda tek bir merkezi puan defteri gibi anlatılsa da gerçekte farklı şehir ve sektörlerde pilot programlar yürütülüyor. Amaç, şirketlerin ve bireylerin sözleşmelere uyma, vergi ödeme, mahkeme kararlarına riayet gibi konulardaki sicillerini dijital olarak izlemek. Kurallara uymayanlara seyahat kısıtlaması veya kredi erişiminde sınırlama gibi yaptırımlar uygulanabiliyor. Bazı yerel uygulamalarda çevre kirliliği gibi davranışlar da puanlamaya dahil ediliyor. Sistem, idari denetim ve finansal sicil mekanizmalarının dijitalleştirilmiş hali olarak işliyor.

Huawei’nin kendi Ar-Ge yolculuğu da ilham verici. 2014’te gelirinin yüzde 14’ünü Ar-Ge’ye ayırırken 2024’te bu oran yüzde 24’e yükselmiş. Yıllık harcama 24 milyar doları buluyor. Şirket 1989’da sadece 4 kişi ve 3 bin dolar sermayeyle kurulmuştu. Bu küçük başlangıçtan dev bir küresel oyuncuya dönüşüm, uzun vadeli planlamanın gücünü kanıtlıyor.

Tüm bu gözlemler yan yana konulduğunda temel soru yeniden gündeme geliyor. Akıl, bilim, altyapı, teknoloji, disiplin ve üretim kapasitesi üzerine kurulu bir yükseliş modeli mi yoksa finansal güç ve tarihsel üstünlüğe dayanan bir yapı mı daha kalıcı? Bu tabloda konumumuz ve alınacak dersler, geleceğin şekillenmesinde belirleyici olacak.

Orhan Turan’ın aktardığı deneyimler, küresel rekabetin yeni kurallarını net şekilde ortaya koyuyor. Altyapıdan inovasyona, çevreden istihdama kadar her alanda kaydedilen ilerleme, dikkatle incelenmesi gereken bir örnek oluşturuyor. Bu dersler, stratejik kararlar için önemli bir rehber niteliği taşıyor.

Başa dön tuşu