Din-İslamSon Dakika Gelişmeleri

Evlilik amacını mal, soy ve güzellikte aramak mutluluğu kaçırır

Evlilik bahsi, davetiye sezonunda herkesin neden aynı kapıdan geçtiğini, toprak benzetmesinin nesle ne söylediğini ve bir sözcük farkının yuvayı neden eş olmaktan ayırdığını kurcalıyor. Geçici gerekçelerin hangisinin elde kalmadığı, 5 ilkenin nerede birleştiği ve ihmal edilen bedelin kimi koruduğu ise eşiğin ardında duruyor.

Evlilik, Hakkı Yılmaz’ın 129. Uyanış Sohbetleri konuşmasında yaz dönemindeki nikah davetiyeleri üzerinden açıldı. Cinsiyetin fıtrat olduğu, herkesin evlenmesi gerektiği ve Nur Suresi 32. ayetle bu işin kamuya da yüklenmiş bir hazırlık ve destek görevi sayıldığı anlatıldı. Eş seçiminin Araf Suresi 58. ayetteki toprak benzetmesi ve Nuh Suresi’ndeki nesil bedduasıyla kurulduğu, imree ve ba’l sözcüklerinin zevc ve zevceden ayrıldığı belirtildi. Toplumda görülen gerekçelerin geçiciliği, dindarlık öğüdü, 5 ilke, hamilelikte beliren ibret, akraba çevresinin genişlemesi ve mehir aynı çerçevenin içinde durdu. Aşağıda kamunun evlendirme görevi, nesli belirleyen eş seçimi, geçici gerekçelerin dindarlık karşısındaki yeri ve kaynaşma ile mehrin yuvayı nasıl taşıdığı var. Bu 4 başlık, söylenen ölçüyü dağıtmadan okurun önüne serer.

Kamunun evlendirme görevi fıtrattan doğar

Yılmaz, izleyicisini saygıyla selamlayıp Allah’ın izniyle 129. sohbete geçtiğini, çevrede bol nikah davetiyesi bulunduğunu ve maşallah yaz mevsiminde düğün dernek kurulduğunu söyledi. Cinsiyetin fıtrattan geldiğini, Cenabı Hak’ın kimini erkek kimini dişi yarattığını ve bunun gereği olarak herkesin evlenmesini istediğini anlattı. İşin kişilerin kendi haline bırakılmadığını, Nur Suresi 32. ayette kamunun da evlendirmeyi yaptırmasının, gereken hazırlığı görmesinin ve desteği vermesinin emredildiğini aktardı. İslam dininde özün, erkek olsun dişi olsun herkesin evlenmesi olduğunu vurguladı. Bu emrin, nikah bağını yalnızca 2 ailenin özel meselesi olmaktan çıkarıp toplumsal bir yükümlülüğe bağladığını ifade etti. Davetiye yoğunluğunu bu yüzden bir gösteriş mevsimi diye değil, ayetin herkese evlenin dediği hükmün hatırlatıldığı bir zaman diye okudu. Kamunun hazırlık ve destek görevini üstlenmemesi, ayetteki emri kâğıt üzerinde bırakır ve evlenmek isteyenin yükünü yine yalnız kendi sırtına yıkar, oysa ayet bu yükü topluma da yazmıştır ve hazırlık görmeden verilen destek, emri yerine getirmiş sayılmaz.

Yılmaz, herkes evlenmeli cümlesini işin özü diye tekrarladı ve bunun yanında Kur’an’da eş seçiminin de bulunduğunu söyledi. Seçimin ölçüsünü Araf Suresi 58. ayete bağladı. Güzel beldenin bitkisinin Rabbinin izniyle ve bilgisiyle çıktığını, kötü olandan ise yararsız bitkiden başka bir şey çıkmadığını aktardı. Burada eş seçiminin istiare yoluyla anlatıldığını, şartlara uymuş ve dengini bulmuş insanların birbiriyle evlendiğinde hayırlı nesiller çıktığını anlattı. Kötü kişinin kötüyle birleşmesinden ise yararsız ve topluma zararlı nesiller çıktığını ekledi. Aynı uyarıyı Nuh Suresi’nde Nuh Peygamber’in toplumuna bedduasında gördüğünü, neslin kurutulmasını istediğini, çünkü doğacakların da onlar gibi azgın olacağını söylediğini belirtti. Bu tablo, evlilik kararının yalnızca 2 kişinin isteğine değil, doğacak neslin hayırlı mı yoksa azgın mı olacağına da baktığını gösterir ve kamu desteği ayetin istediği seçimin yerine geçmez, yalnızca o seçimin kurulabileceği zemini hazırlar.

Bedduanın sertliği, Yılmaz’a göre eş seçiminin neden ertelenemeyeceğini gösterir. Kur’an’daki tabiri ayırarak anlattı. Bayanlar için imree, erkekler için ba’l sözcüğü bulunduğunu, bir de zevc ve zevce bulunduğunu söyledi. Bir yanda gerçek eş olma hali, öbür yanda cinsten adı evli görünüp hiçbir zaman kaynaşmamış kişiler olduğunu belirtti. Toplumun fotoğrafına bakınca insanların mesleklerine, alışkanlıklarına ve dünya görüşlerine göre bir araya geldiğini ekledi. Bu fotoğraf, yuva kurma gerekçesinin her kapıda aynı olmadığını, meslek ve alışkanlık bir araya getirse bile ayetin aradığı kaynaşmanın kendiliğinden gelmediğini ortaya koyar. Adı evli olmak, 2 hayatın birbirine karıştığı anlamına gelmez ve kamu o farkı kapatmak için yalnızca düğün masrafını üstlenmekle yetinirse görev eksik kalır, çünkü ayet hazırlığın yanında eşlerin kaynaşacağı zemini de gözetir ve masrafı karşılamak o zeminin yerine geçmez.

Yılmaz, amaçlara göre bir gruplama yaptı ve ilk kümeyi doğal ihtiyaçlarla kurulan, geleneksel denen birlikler olarak koydu. Buna müsait olmayan oğlanın ve kızın bile ailesi tarafından zamanı geldi, haydi evlendiriyoruz denilerek evlendirilmesini örnek verdi. İkinci kümeyi sevgi ve aşkla, fiziksel beğeniyle oluşan birlik olarak anlattı. Üçüncüsünü aynı işi yapanların, aynı branşta duranların ve aynı iş yerinde çalışanların kurduğu meslek birliği diye tarif etti. Dördüncüsünü çıkar amacıyla, 2 zengin ailenin güç birleştirmesiyle ya da yoksul birinin zenginle maddi güce ulaşmak için kurduğu birlik olarak saydı. Beşincisini kültür birliği diye andı ve bunun genellikle kapalı toplumlarda aynı soy, inanç ve kültür bağlarıyla kurulduğunu söyledi. Fotoğrafta görülen bu 5 kapı, evlilik ayetlerinin dışında durur ve Yılmaz Kur’an dikkate alınınca farklı bir ölçü görüldüğünü ekledi, toplum fotoğrafındaki gerekçeler ise o ölçüyü kendiliğinden karşılamaz.

Geçici gerekçeler dindarlığın yerini tutmaz

Yılmaz, Peygamber döneminde erkeklere yönelik bir öğüt bulunduğunu aktardı. Kadının 4 sebeple istenebildiğini, bunların mal, soy, güzellik ve dindarlık olduğunu, diğerlerinin geçilip dindar olanın seçilmesi gerektiğini söyledi. Bu öğüdün neden geldiğini de açıkladı. Gün olur malın gittiğini, güzelliğin gittiğini, soyun ve sopun dümura uğrayıp perişan olduğunu ve elde kalmadığını anlattı. Hepsinin geçici olduğunu, buna karşılık güzel ahlakın ve Allah’ın istediği birlikteliğin kalıcı olup dünya ve ahiret mutluluğunu sağladığını vurguladı. Bu yüzden izdivaç kararını malın, soyun ve güzelliğin parıltısına kilitlemek, elde kalmayacak bir ölçüye güvenmek demektir. Kalıcı olan, ayetin koyduğu ahlak ve dindarlık çizgisidir ve o çizgi silinince mal, soy ve güzellik de bir süre sonra boşalır, geride mutluluğu taşıyacak bir ölçü kalmaz, yuva da davetiyedeki görüntüye indirgenir ve mevsim geçince elde kalan şey yalnızca ad olur.

Kur’an ayetlerine bakılınca 5 hususun dikkat çektiğini söyledi. Birincisi, eşlerin kendi nefislerinden yaratılmış olmasıdır ve bunun anlamı arada fark bulunmaması, hepsinin eşit olması, birinin ötekinden üstün sayılmamasıdır. İkincisi, evlenenlerin birbiriyle kaynaşmasıdır. Bunu, ayrı paketlerden alınıp aynı tavaya konan 2 tereyağının birleşip bir daha birbirinden ayrılmaz hale gelmesine benzetti. Allah’ın eşler arasında hem fıtratın gereği hem şartlar gereği sevgi, ayrıca merhamet oluşturduğunu anlattı. Bütün bunlarla birlikte ibret ve ayetlerin de bulunduğunu, bu sayılanların dindarlığın ve Allah’ın koyduğu ölçülerin çerçevesine girdiğini belirtti. Eşitlik, kaynaşma, sevgi, merhamet ve ibret yan yana durunca evlilik geçici bir beğeninin değil, kalıcı bir bilinçin üstüne oturur ve bu bilinç kalkınca tereyağı benzetmesindeki birleşme de dağılır.

Yılmaz, imree ve ba’l sözcüklerinin pratikteki beraberliği anlattığını, cinsten adın evli görünmesine rağmen bunun eş olmak anlamına gelmediğini örneklerle açtı. Kur’an’ın Ebu Leheb’in imreesi dediğini, eşi demediğini hatırlattı. Bazı erkekler için ba’l dendiğini ve bunun yaramaz, işe yaramaz koca diye bir tabir olduğunu aktardı. Bu kişilerin pratikte evli görünüp hiçbir zaman eş olmadıklarını söyledi. Allah’ın koyduğu gerekçelerin, dindar ve ilkelere göre kurulan birlik için devrede olduğunu ekledi. Ayetlerde ibret ve ayetler vardır denmesinin de bu ayrımı görünür kıldığını belirtti. Sözcük seçimi, aile birliğinin kâğıt üzerindeki adından değil, kaynaşıp kaynaşmadığından okunduğunu gösterir ve ba’l diye anılan konum, unvanı ne olursa olsun eş olmanın yerine geçmez, çünkü pratikteki beraberlik kaynaşma olmadan eşlik üretmez.

İbretin ne olduğunu soranlara, bunun uzakta aranacak bir sır olmadığını, evli olan herkesin bunu kendi evinde yaşadığını söyledi. Eşler, kadın hamile kaldığında her şeyden önce her işi bıraktıklarını ve Allah ile irtibata geçtiklerini anlattı. Allah’tan sağlam, sapasağlam, salim ve her haliyle iyi bir çocuk verilmesi için dua ettiklerini aktardı. Böylece üreme düzeninin Allah’a bağlı olduğunu, Allah’ın kontrolünde bulunduğunu, rabliğini ve büyüklüğünü doğuma kadar hissettiklerini söyledi. Doğumdan sonra işin içinden yozlaşıp başka yöne sapanların da her zaman çıktığını ekledi. Bunu, denizde fırtınaya yakalanıp Allah Allah diye yakaran, selamet bulunca o bağı bırakıp eski haline dönenlere benzetti. Hamilelikte beliren ibret, doğumdan sonra da aynı bilinçle sürmeyen bir hayat ortaklığında bir anlık sığınmaya döner ve ayetin işaret ettiği süreklilik kopar.

Yılmaz, eş seçiminde Allah’ın koyduğu ölçülere dikkat edilmesi gerektiğini birinci eşik olarak koydu. Kaynaşmanın, akrabalığın, hısımlığın ve merhametin bu eşiğin devamı olduğunu anlattı. Evlenince eşin anasının ve babasının karşı tarafa eş olduğunu, kardeşlerin kardeş olduğunu, teyze ve hala ile çevrenin genişlediğini söyledi. Dayanışmanın bu yeni akrabalıkla büyüdüğünü ve merhametin her yana yayıldığını ekledi. Dikkat edilecek şeyin tam olarak bu genişleme olduğunu vurguladı. 2 kişinin birbirine kapanıp akrabayı dışarıda bırakması, ayetin anlattığı merhamet yayılımını daraltır. Önlem, yuvayı kurarken yalnızca çifti değil, anayı, babayı, kardeşi, teyzeyi ve halayı da kapsayan 2 tarafın akraba halkasını aynı merhamet ölçüsüne dahil etmektir, aksi halde dayanışma evin kapısında kalır.

Mehrin ihmali kadının güvencesini düşürür

Yılmaz, toplumda bugün ihmal edilen ve üzerinde durulmayan noktanın mehir konusu olduğunu, bunun da evlenirken bayan için ayrıca konuşulması gerektiğini söyledi. Mehrin onur bedeli olduğunu, bayana evlenirken verildiğini ve bunun belirlenip teslim edildiğini anlattı. Araba sigortasına ve trafik sigortasına benzeterek bunun bir hayat garantisi olduğunu belirtti. Ayrıntının kendi yazılarında ya da herhangi bir ansiklopedide öğrenilebileceğini ekledi. İhmalin sürmesi, kadının bağ çözüldüğünde elinde tutacağı tabanın daha baştan boş kalması demektir. Bu taban bir süs değil, ayetin kadına tanıdığı güvencedir ve miktar ile teslim konuşulmadan kurulan yuva eksik kurulmuş sayılır. Hazırlık sürerken evlilik mehrini sonraya bırakmak, sigortayı kaza olduktan sonra yaptırmaya benzer ve o anda güvence çoktan geçmiştir, çünkü onur bedeli nikah kurulurken belirlenip teslim edilmek içindir.

Yılmaz, bundan sonra herkesin Allah’ın arzu ettiği tarzda yuva kurmasını, kurallara uyarak mutlu olmasını ve bu mutluluğu tesadüfe bırakmamasını diledi. Allah’ın dini, dünya ve ahirette insanları mutlu etmek için gönderdiğini hatırlattı. Eşlerin, Allah’ın koyduğu kurallara göre uygulandığında mutluluğun ana kaynaklarından biri olacağını söyledi. Bunun, saydığı hususlardan biri olduğunu ekledi. Sözünü hoşça kalın ve Allah’a emanet olun diyerek kapattı. Kurala bağlanmayan bir birlik, mal, güzellik ve soy gibi geçici gerekçeler sönünce mutluluk vaadini de yanında götürür. Bu yüzden evlilik kuralsız bir iyi niyet olarak değil, ayetin çizdiği eşitlik, kaynaşma, merhamet ve mehir ile birlikte düşünülünce mutluluğun kaynağı haline gelir ve dünya ile ahiret mutluluğu için gönderilen dinin bu kapıdaki karşılığı da ancak o zaman tamamlanır.

Söylenen çerçeve bir araya gelince kamu görevinin, geçici ölçünün ve mehrin sonucu aynı yerde belirir ve bu 3 sonuç ayrı ayrı savsaklanırsa yuva ayetin istediği hale gelmez. Nur Suresi 32. ayetteki hazırlık ve destek yerine gelmezse eş olma imkânı geliri yetenin ayrıcalığına dönüşür ve ayet kâğıtta kalır. Mal, soy ve güzellik tek başına seçilirse bağ, o parıltı solunca çözülür ve hayırlı nesil umudu da incelir. Mehir belirlenip teslim edilmezse kadının onur bedeli söze hapsolur, hayat garantisi fiilen işlemez ve sigorta benzetmesi de boş bir söze döner. Yılmaz’ın ansiklopediye ve kendi yazılarına havale ettiği ayrıntı, bu güvencenin öğrenilmeden geçilemeyeceğini gösterir. Önlem, miktarı ve teslim anını nikah kurulmadan konuşmak, kamu desteğini ayetteki hazırlık emriyle birlikte düşünmek ve seçimi dindarlık ile güzel ahlakta toplamaktır. Bu adımlar atılmadan kurulan bağ, adı ne olursa olsun ayetin aradığı kaynaşmayı tamamlamaz ve kamu görevi, dindar seçim ile mehir güvencesi birbirinin yerine konarak eksik kapatılamaz.

Kural uygulanınca mutluluk kaynağı kurulur

Yılmaz’ın anlattığı 5 husus, yan yana okununca bir sıra değil bir bütün oluşturur. Eşlerin kendi nefislerinden yaratılması, üstünlük iddiasını daha baştan düşürür ve eşit bilinci şart koşar. Kaynaşma, 2 tereyağının aynı tavada ayrılmaz hale gelmesi gibi, paketlerin ayrı kaldığı, adı evli fakat içi kaynaşmamış bir beraberliği reddeder. Sevgi ve merhamet, tarafların yalnızca kendi çabasından değil, Allah’ın eşler arasında oluşturduğu bağdan da gelir. İbret ve ayetler ise bu bağın, hamilelikte beliren dua ve doğumdan sonraki savrulma ile sınandığını gösterir. Bütün bu halkalar dindarlık ve Allah’ın koyduğu ilkeler çerçevesine girer ve çerçeve kalkınca diğer halkalar da birer birer gevşer. Fotoğraftaki gelenek, aşk, meslek, çıkar ve kültür kapıları bu bütünün yerine konursa evlilik ayetin ölçüsünden çıkar ve geçici gerekçenin ömrü kadar sürer, mal gidince, güzellik solunca ya da soy dümura uğrayınca elde tutunacak bir ilke kalmaz.

Toplum fotoğrafını Yılmaz meslek, alışkanlık ve dünya görüşü üzerinden çekti ve amaçlara göre 5 kümeyi bu yüzden ayırdı. Geleneksel kümede ailenin zamanı geldi diyerek, birliğe müsait olmayan genci bile evlendirmesi, rızanın ve ölçünün ikinci plana düştüğünü gösterir. Aşk kümesi fiziksel beğeniye, meslek kümesi aynı iş yerine, çıkar kümesi 2 zengin ailenin güç birleştirmesine ya da yoksulun maddi güce ulaşma isteğine, kültür kümesi ise kapalı toplumdaki soy, inanç ve kültür bağına yaslanır. Peygamber öğüdü bu kümelerin hepsini yasaklamaz, malı, soyu ve güzelliği sayar, sonra diğerlerini geçip dindar olanı seç der. Sebep, o 3 ölçünün dümura uğrayıp elde kalmaması, güzel ahlakın ve Allah’ın istediği birlikteliğin ise kalıcı olmasıdır. Bu kalıcılık kurulmazsa evlilik bağı, davetiye mevsiminde kurulan ve mevsim bitince incelenen bir alışkanlığa döner. Yaz döneminde artan nikahlar, ölçüsüz kurulursa yoğunluk mutluluk üretmez, yalnızca geçici gerekçenin çoğaldığını gösterir ve davetiye bolluğu, ayetin aradığı dindar seçimin kendiliğinden yapıldığı anlamına gelmez.

Nuh Suresi’ndeki beddua, Yılmaz’ın eş seçimini neden bugünün beğenisinden çok doğacak nesille birlikte okuduğunu açıklar. Nuh Peygamber, toplumundaki azgınlığın doğacaklara da geçeceğini söyleyerek neslin kurutulmasını istemiştir. Araf Suresi 58. ayetteki istiare de aynı kapıya çıkar. Güzel beldenin bitkisi Rabbinin izniyle ve bilgisiyle çıkar, kötü olandan ise yararsız bitkiden başka bir şey çıkmaz. Dengini bulmuş ve şartlara uymuş insanların birleşmesinden hayırlı nesil, kötü ile kötünün birleşmesinden ise topluma zararlı nesil bekleneceği anlatılır. Bu benzetme, seçimi bir beğeni meselesi olmaktan çıkarıp toplumsal bir sonuç haline getirir. Kamunun Nur Suresi 32. ayetteki destek görevi de bu sonucun dışında değildir, çünkü hazırlıksız ve ölçüsüz kurulan yuvalar aynı zararın zemini olabilir ve destek, seçimin yerini tutmadan yalnızca düğünü mümkün kılarsa nesil uyarısı havada kalır.

Sözcük ayrımı, Yılmaz’ın anlattığı en keskin eşiklerden biridir ve nikahın kendiliğinden eşlik doğurduğunu sanan bakışı bozar. İmree ve ba’l, pratikte bir arada duran fakat kaynaşmayan kişileri işaret eder. Zevc ve zevce ise eş olmayı, yani 2 hayatın birbirine karışmasını anlatır. Ebu Leheb örneğinde Kur’an’ın imree demesi, her nikahın kendiliğinden eşlik üretmediğini gösterir. Ba’l tabiri de yaramaz ve işe yaramaz koca için kullanılır ve nikah unvanının, kaynaşma olmadıkça eş olmayı garanti etmediğini hatırlatır. Hamilelikte beliren ibret, bu eşiğin ikinci yüzüdür. Çift, sağlam, sapasağlam ve salim bir çocuk için her işi bırakıp Allah’a döner, üremenin Allah’ın kontrolünde olduğunu, rabliğini ve büyüklüğünü doğuma kadar hisseder, sonra bir kısmı fırtına dinince Allah’ı bırakan deniz yolcusu gibi yozlaşır.

Akraba halkasının genişlemesi, Yılmaz’ın merhamet dediği şeyin evin dışına, 2 tarafın akrabasına taşmasıdır. Eşin anası ve babası karşı tarafa eş olur, kardeşler kardeş olur, teyze ve hala ile çevre büyür, dayanışma yayılır. Bu yayılım, 2 kişinin birbirine kapanmasından daha geniş bir merhamet ister. Mehir de aynı çerçevenin ihmal edilen parçasıdır. Onur bedelidir, belirlenir ve teslim edilir, araba ve trafik sigortası gibi bir hayat garantisi sayılır. Ayrıntı, Yılmaz’ın yazılarında ya da bir ansiklopedide aranabilir ve bu havale, konunun bu konuşmada tüketilmediğini gösterir. Miktar ve teslim konuşulmadan kurulan yuva, kadını güvencesiz bırakır ve ayetin onur bedeli diye koyduğu şeyi âdete indirger, oysa Yılmaz bu bedeli araba ve trafik sigortası gibi bir hayat garantisi diye anlatmıştır ve garantinin hükmü teslimle doğar.

Yılmaz, dinin dünya ve ahiret mutluluğu için gönderildiğini, kurallara göre uygulanan birliğin de bu mutluluğun ana kaynaklarından biri olduğunu ve bunun saydığı hususlardan ayrı düşünülemeyeceğini söyleyerek sözü kapattı. Herkesin Allah’ın arzu ettiği tarzda yuva kurup mutlu olmasını diledi, dinleyiciye hoşça kalın dedi ve onu Allah’a emanet etti. Bu kapanış, ölçüyü bir temenni diye bırakmaz, çünkü mutluluk vaadi kuralların uygulanmasına bağlanmıştır. Eşitlik bilinci, kaynaşma, sevgi, merhamet, ibret, kamu desteği, dindarlık seçimi ve mehir aynı vaadin parçalarıdır. Biri eksik kalırsa ana kaynak iddiası da eksik kalır ve mutluluk, kural işletilmeden verilen bir söze döner. Burada biriken yük, yuva kuranların ve onları evlendiren ailelerin oluşturduğu toplumsal alanda güvencesiz mehir, ölçüsüz seçim ve kamu desteğinin yokluğu şeklinde görünür. Yılmaz’ın toprak benzetmesi ile nesil bedduası tam olarak bu birikimi işaret eder ve hayır yerine zararın sonraki kuşağa yazılmaması, ölçünün baştan tutulmasına, mehrin teslimine ve kamunun hazırlık görevini üstlenmesine bağlıdır, aksi halde toprak benzetmesindeki yararsız bitki uyarısı yalnızca bir söz olarak kalır.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın