Siyaset sahnesinin en çok tartışılan ve milyonlarca vatandaşı yakından ilgilendiren konularının başında gelen siyasi parti fesih süreçleri, kamuoyunda devasa merak uyandırmaya devam ediyor. Özellikle son yıllarda gündemden düşmeyen, siyasi partilerin geleceğini ve seçmen iradesini doğrudan etkileyen devasa davalar, adeta uzun ve karmaşık dönemece dönüşmüş durumdadır! Seçmenler, hukuki süreçlerin neden bu kadar uzun sürdüğünü ve yargı makamlarının arka planda hangi zorluklarla mücadele ettiğini haklı olarak sorguluyor. Bahsi geçen bekleyiş, siyaset arenasındaki dengeleri her geçen gün daha hassas noktaya taşırken, gözler ister istemez en yüksek yargı organlarına çevriliyor. Peki, hukuki sistemin en üst noktasında yer alan makamlar, böylesine kritik dosya üzerinde çalışırken tam olarak hangi engellere takılıyor?

Bahsi geçen bu devasa hukuki sürecin kökleri, aslında geçmiş yılların gergin siyasi iklimine kadar uzanıyor. Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli, uzun süredir yaptığı her kritik konuşmada Halkların Demokratik Partisi ve sonrasında kurulan DEM Parti kurumlarını hedef tahtasına oturtuyordu. Siyasi arenada tansiyonu yükselten açıklamalarda, söz konusu partilerin milletvekillerinin maaşlarının kesilmesi ve hazine yardımlarının derhal durdurulması gerektiği şiddetle savunulmuştu! Hatta yargı makamlarının yavaş kalması sık sık eleştirilmiş, en yüksek yargı merciinin gerekirse kendi kapılarına kilit vurması gerektiği gibi son derece sert ifadeler kullanılmıştı. Ancak yargı mekanizması, dışarıdan gelen yoğun siyasi baskılara rağmen kendi iç dinamikleri ve anayasal zorunlulukları çerçevesinde hareket etmek zorundadır.
Geçmişteki örneklere bakıldığında, benzer mahiyetteki siyasi yasak ve fesih dosyaları genellikle 1 veya en fazla 2 yıl gibi kısa sürede karara bağlanırdı. Ancak takvimler 21 Haziran 2021 tarihini gösterdiğinde açılan son derece kritik kapatma davası, aradan geçen uzun yıllara rağmen nihai sonuca ulaşamadı. Hukukçular ve siyaset bilimciler, bu olağandışı gecikmenin sıradan bürokratik yavaşlama olmadığını çok iyi biliyorlar! Dosyanın içeriği incelendiğinde, yargı tarihinin daha önce karşılaşmadığı kadar karmaşık, derin ve çok boyutlu hukuki labirentle karşı karşıya kalındığı açıkça görülüyor. Yüksek mahkeme üyeleri, böylesine hassas kararı verirken sadece bugünü değil, gelecekteki on yılların hukuksal zeminini güvence altına alacak adımlar atmaya çalışıyor.
Tarihin En Kapsamlı Siyasi Dosyası
Yüksek yargı makamlarının masasında duran devasa dosya, sadece siyasi çekişmenin yansıması değil, aynı zamanda nitelik ve nicelik açısından tarihin en büyük incelemesidir. Dosyanın kapağı aralandığında, tam 520 farklı kişinin siyasi faaliyetleri, geçmişteki söylemleri ve eylemleri hakkında son derece detaylı iddialar göze çarpıyor. İddianameyi hazırlayan savcılar, devasa kadrodan tam 452 kişi hakkında ömür boyu siyasi yasak talep ederek yargı tarihinin en büyük yasaklama talebine imza atmış durumdalar! Bugüne kadar cumhuriyet tarihinde açılmış iptal davalarında, bu kadar yüksek sayıda siyasetçinin eylemi sadece 1 torba dosya içerisinde toplanmamıştı. Ortaya çıkan eşsiz durum, yüksek mahkeme heyetinin iş yükünü inanılmaz boyutlara taşımakla kalmıyor, aynı zamanda her bireyin dosyasının kuyumcu titizliğiyle incelenmesini zorunlu kılıyor. Mahkemenin omuzlarındaki bu devasa yük, sürecin doğal olarak yıllara yayılmasına yol açan en belirgin fiziksel engel olarak karşımıza çıkıyor.
Hakkında siyasi yasak istenen 520 kişinin durumu, sadece basit söylemlerden veya sıradan basın açıklamalarından ibaret görünmüyor. Aksine, isimleri listede yer alan şahısların her birinin geçmişte adlarının karıştığı, soruşturma ve kovuşturma aşamalarına geçmiş çok sayıda farklı eylem dosyası bulunuyor. Mahkeme heyeti, bu eylemleri yüzeysel şekilde değerlendirmek yerine, son derece derinlemesine araştırmalar ve çapraz incelemeler yapmak zorunda kalıyor. Ülke genelindeki alt mahkemelerde devam eden ve bahsi geçen şahısları ilgilendiren yaklaşık 3 bin civarında ceza davası, yüksek yargıçlar tarafından anbean takip edilmektedir! Dolayısıyla, asıl dosyanın sonuca ulaşabilmesi için, çok sayıda alt davanın hukuki seyri, toplanan delillerin geçerliliği ve sanıkların anayasal hakları tamamen değerlendirilmek zorundadır.
Dosyanın derinliklerine inildiğinde, kamuoyunun yakından takip ettiği çok daha büyük ve karmaşık toplumsal olayların izlerine rastlamak mümkündür. Örneğin, inceleme altındaki geniş kadronun içerisinde, yargılaması tam 5 yıldır aralıksız devam eden ünlü Kobani olayları davasının 36 sanığı da doğrudan yer alıyor. Soruşturma aşamasıyla birlikte toplamda 7 yıllık hukuki geçmişi olan alt dosya, ana davanın kaderini doğrudan etkileyecek hayati deliller barındırıyor. Bununla birlikte, geçmiş yıllarda yaşanan hendek operasyonları süreçlerinde isimleri geçen pek çok şahsın durumu da yine devasa siyasi dosyanın içerisine entegre edilmiş durumdadır. Yüksek yargı mekanizması, bu kadar farklı ve ağır iddiaları aynı potada eritirken hukuki hata yapmamak adına ince eleyip sık dokumayı tercih ediyor!
Sadece fiziksel boyutlarına bakıldığında bile, masadaki iddianamenin ne kadar ürkütücü evrak yığınına dönüştüğünü anlamak hiç de zor değildir. Tam 840 sayfadan oluşan ana iddianame metni, beraberinde tam 62 adet devasa klasörü yüksek mahkemenin arşivlerine taşımıştır. Klasörlerin içinde yer alan fiziksel belgelerin yanı sıra, yaklaşık 200 GB boyutunda devasa dijital materyal ve kanıt deposu yargıçların incelemesini bekliyor! Ses kayıtları, video görüntüleri, dijital yazışmalar ve sayısız elektronik belgeden oluşan devasa veri yığını, teknolojik araçlarla ayrı ayrı analiz edilmek zorundadır. Yargı sisteminin modernleşmesi ve dijitalleşmesi hız kazandırsa da, milyarlarca baytlık verinin hukuki süzgeçten geçirilmesi insanüstü çaba ve aylar süren mesailer gerektiriyor.
Savunma Hakkı ve Gecikmenin Temel Nedeni
Hukuki sürecin beklenenden çok daha uzun sürmesinin ardında yatan asıl neden ise, kanunlarda yapılan son derece hayati yasal değişiklikte gizlidir. Takvimler 2018 yılını gösterdiğinde çıkarılan 703 sayılı yasal düzenlemenin 209 numaralı maddesi, yargı süreçlerine yepyeni şekil kazandırdı. Eskiden parti davaları sadece kurumsal tüzel kişilik üzerinden yürütülürken, yeni düzenlemeyle birlikte hakkında siyasi yasak istenen her bireyin kişisel savunmasının alınması yasal zorunluluk haline getirildi! Adil yargılanma hakkının en temel yapıtaşlarından olan savunma hakkı, böylece mahkeme heyetinin aşması gereken en uzun ve yorucu prosedürlerden olmuştur. İşte tam da bu yüzden, yargı makamları dosyayı alelacele kapatmak yerine her bireyin sesini duymak ve yasal savunmalarını dosyaya eklemek zorunda kalmıştır.
Yasal zorunluluk gereği, haklarında ömür boyu siyasi yasak talep edilen tam 520 kişiye tebligatlar gönderilmesi ve savunmalarının istenmesi sürecine başlandı. Ancak bürokratik çarklar, kağıt üzerinde göründüğü kadar hızlı dönmüyor ve tebligat süreçleri beklenmedik lojistik krizlere sahne oluyor. Adres değişiklikleri, yanlış beyanlar veya ikametgah sorunları nedeniyle, posta yoluyla gönderilen resmi evrakların pek çoğu 2 veya hatta 3 defa mahkemeye geri döndü! Mahkeme heyeti, usul yönünden ufak hata yapmamak adına her tebligatın yasal süresini beklemek ve ulaşılamayan şahıslar için alternatif yasal yollar aramak zorunda kaldı. Böylesine kalabalık şüpheli listesinde, herkesin aynı anda ve sorunsuz biçimde savunma dilekçesini sunmasını beklemek pratik olarak imkansız duruma dönüşmüştür.
Tebligat krizinin sadece yurt içiyle sınırlı kalmadığı, davanın uluslararası arenaya taşan devasa diplomatik operasyona dönüştüğü anlaşıldı. Hakkında işlem yapılan kişilerden önemli kısmının yurt dışında yaşaması, resmi yazışmaların büyükelçilikler ve konsolosluklar aracılığıyla yapılmasını zorunlu kıldı. Uluslararası hukukun ağır işleyen çarkları ve ülkeler arası diplomatik yazışma prosedürleri, davanın seyrini aylar boyunca donduran temel sebeplerden sayıldı! Yurt dışındaki şahıslara resmi kanallardan ulaşmak, yabancı dildeki çevirileri tamamlamak ve oradaki yasal sürelerin dolmasını beklemek, mahkemenin elini kolunu bağlayan önemli unsurlar arasındadır. Kimi şüpheliler ise devam eden kendi özel davalarının lehlerine sonuçlanacağını iddia ederek, yüksek mahkemeden haklarındaki kararın bekletilmesini resmi olarak talep etmiştir.
Göz ardı edilmemesi gereken çok önemli diğer detay ise, kapsamlı davaların ülke ekonomisi ve genel istikrar üzerinde yaratabileceği dolaylı ancak sarsıcı etkilerdir. Yargı makamları, alelacele verilecek siyasi yasak veya kapatma kararının piyasalarda yaratabileceği güvensizlik ortamını ve yabancı yatırımcı algısını mutlaka hesaba katmaktadır! Hukukun üstünlüğü ilkesinin kusursuz şekilde işletilmesi, sadece adaletin tecellisi için değil, ülkenin uluslararası ticari itibarının korunması için hayati önem taşır. Demokratik süreçlerin yargı yoluyla kesintiye uğraması durumunda oluşabilecek ekonomik dalgalanmalar, makroekonomik dengeleri derinden sarsma potansiyeline sahiptir. Bu yüzden yüksek mahkeme, hukuki doğruluğun yanı sıra, alınacak kararların yaratacağı toplumsal ve ekonomik iklimi gözeterek son derece temkinli yol haritası izliyor. Hukukçuların sessiz ama kararlı duruşu, aslında fırtına öncesi sessizliği andıran büyük titizliğin ve devlet aklının en net yansımasıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Etkisi
Yargılamayı uzatan diğer devasa faktör ise, yüksek mahkemeye bireysel başvuru hakkının tanınmış olması ve hakkın yoğun şekilde kullanılmasıdır. Davaya dahil edilen isimler, haklarındaki iddiaların temel insan haklarına ve ifade özgürlüğüne aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz yollarını sonuna kadar zorluyorlar. Şimdiden, siyasi yasak talep edilen kişilerden yaklaşık 100 kadarı, yüksek mahkemeye kendi haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle resmi şikayette bulunmuş durumdadır! Mahkeme heyeti, ana davayı sonuçlandırmadan önce, masasına gelen yüzlerce itiraz dilekçesini ayrı ayrı okumak, değerlendirmek ve hukuki karara bağlamak zorundadır. Zira söz konusu itirazların bazıları incelendiğinde, kapatma gerekçesi olarak sunulan eylemlerin anayasal güvence altındaki ifade özgürlüğü sınırları içinde kalabileceği yönünde ciddi emareler bulunmaktadır.
En yüksek yerel mahkemenin böylesine ince eleyip sık dokumasının ardında, uluslararası yargı organlarının geçmişte verdiği son derece ağır ve bağlayıcı ihlal kararları yatmaktadır. Yakın tarihe bakıldığında, yerel mahkemelerin verdiği parti kapatma kararlarının büyük çoğunluğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi duvarına çarparak geri dönmüştür! Sadece geçmişteki dosya istisna olmak kaydıyla, bugüne kadar Avrupa’ya taşınan tüm davalarda yerel yargı makamları haksız bulunmuş ve ağır hak ihlali kararları verilmiştir. Bu ağır tablo, devletin uluslararası arenada ciddi tazminatlar ödemesine ve hukuki itibarının zedelenmesine yol açan son derece yıpratıcı süreç yaratmıştır. İşte bu yüzden bugünkü yüksek yargıçlar, uluslararası mahkemelerin daha önceki içtihatlarını adeta rehber gibi masalarında tutuyorlar. Alınacak olası iptal veya ceza kararının, yarın Avrupa’dan dönmemesi için her cümlenin ve her delilin uluslararası normlara tam uyumlu olması şarttır.
Hukuki sürecin bu derece hassas yürütülmesinin gizli nedeni ise, siyasi yasakların uygulanma biçiminde yatan potansiyel kriz riskidir. Yüksek yargı, sadece geçmiş eylemleri yargılamakla kalmıyor, aynı zamanda alınacak kararların gelecekte emsal teşkil edeceği gerçeğini omuzlarında taşıyor. Yeni uluslararası hak ihlali kararı, sadece yargı sisteminin değil, aynı zamanda ülkenin demokratikleşme yolculuğunun ağır darbe alması anlamına gelecektir! Söz konusu ağır yük, mahkemenin raportörlerini ve üyelerini adeta uzman cerrah hassasiyetiyle çalışmaya, çok ağır dosyalar arasında kaybolmadan doğru teşhisi koymaya mecbur bırakmaktadır. Sonuç olarak, dışarıdan bakıldığında gecikme veya yavaşlama gibi algılanan durum, aslında hukuki kusursuzluğu yakalama çabasının kaçınılmaz faturasıdır.
Sürecin perde arkasına bakıldığında fark edilmesi gereken 3’üncü önemli unsur ise, geniş kitleleri temsil eden kurumların kapatılmasının doğuracağı sosyolojik boşluktur. Herhangi yasal kurumun siyaset sahnesinden silinmesi, ona oy veren milyonlarca vatandaşın kendini sistemin dışına itilmiş hissetmesine yol açabilecek çok tehlikeli psikolojik kırılma yaratabilir! Demokratik rejimler, her ne pahasına olursa olsun tüm farklı sesleri yasal sınırlar içerisinde tutmak ve temsil mekanizmalarını açık bırakmak üzerine inşa edilmiştir. Bu tür devasa kapatma operasyonları, kısa vadede çözümmüş gibi görünse de uzun vadede radikalleşmeyi besleyebilecek çok daha derin toplumsal yaralar açma potansiyeline sahiptir. Mahkemenin üyeleri, hukuk kurallarını uygularken elbette siyasi sonuçları hesaplamazlar; ancak toplumsal barışı doğrudan etkileyecek böylesine keskin kılıç darbelerinde son derece ölçülü olmak zorundadırlar. Dolayısıyla dosyanın yıllara yayılması, devlet mekanizmasının radikal kararlar almadan önce tüm demokratik tahammül sınırlarını sonuna kadar kullandığının en açık göstergesidir.
Milletvekilliklerinin Düşmemesi ve Son Aşama
Kamuoyunda dava etrafında dönen tartışmaların büyük kısmı, kulaktan kulağa yayılan ciddi bilgi kirliliğinden ve hukuki cehaletten beslenmektedir. Pek çok insan, parti hakkında nihai kapatma kararı çıkması durumunda, partiye mensup tüm milletvekillerinin otomatik olarak meclisten atılacağını zannediyor! Oysa ki anayasa hukukunun temel prensipleri ve son yıllarda yapılan kritik yasal değişiklikler, yaygın inancın tamamen yanlış olduğunu net şekilde ortaya koymaktadır. HDP kapatma davasının hukuki sonuçları, şu an aktif olarak siyaset yapan DEM Parti üzerinde doğrudan ve anında etki yaratma gücüne sahip değildir. Yüksek mahkeme sadece dosyada ismi geçen şahıslar hakkında özel siyasi yasak kararları verebilir, kurumsal miras devri üzerinden toptan cezalandırma yoluna gidemez.
Geçmiş yıllardaki eski yasal düzenlemelere göre, mensubu olduğu partinin kapatılmasına söz ve eylemleriyle neden olan kişilerin milletvekillikleri anında düşürülürdü. Ancak zaman içinde anayasanın ilgili maddelerinde yapılan son derece kritik hamle ile, vekilliği otomatik olarak düşürme hükmü tamamen yürürlükten kaldırılmıştır! Radikal değişikliğin arkasında yatan temel felsefe, yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin seçmenin cezalandırılamayacağı yönündeki sarsılmaz içtihatlarına uyum sağlama çabasıdır. Yeni yasal çerçeveye göre, hakkında siyasi yasak kararı verilen ismin meclisteki temsil görevi kesinlikle sona ermiyor, vekilliği düşürülmüyor. Tek yaptırım, kişinin 5 yıl boyunca siyasi partilerin kurucusu, yöneticisi veya üyesi olamaması şeklinde sınırlandırılmış durumdadır.
Ortaya çıkan tabloya göre, mahkemeden en ağır ceza bile çıksa, cezalandırılan siyasetçiler yollarına sadece bağımsız milletvekili olarak devam edebilme hakkına sahiptirler. Kısacası, parlamento çatısı altında görev yapan vekillerin sandıktan aldıkları yetki, mahkeme salonlarında verilen yasaklama kararlarıyla doğrudan ellerinden alınamıyor! Demokratik temsilin kesintiye uğramaması adına atılmış yasal adım, aslında siyasi partilerin kapatılmasının eskisi kadar yıkıcı etki yaratmasını büyük ölçüde engellemektedir. Dolayısıyla, meclis aritmetiğini 1 gecede değiştirecek büyük siyasi deprem beklentisi içinde olanlar, mevcut anayasal gerçeklikle yüzleştiklerinde büyük hayal kırıklığı yaşayabilirler.
Bu noktada, yüksek mahkemenin attığı her adımın sadece bugünün siyasi aktörlerini değil, gelecekte kurulacak tüm siyasi hareketleri bağlayıcı nitelik taşıdığını unutmamak gerekir. Mahkeme koridorlarındaki gecikme, siyaseti cezalandırma aracı olmaktan çıkarıp, hukuku gerçek adalet terazisine dönüştürme sancısıdır! Yüz binlerce sayfalık evrak, devasa dijital arşivler ve uluslararası normlar, aslında seçmenin sandıktaki iradesine duyulan saygının en somut yansımasıdır. Önümüzdeki dönemde mahkemenin vereceği karar, siyasi partinin tabelasını indirmekle kalmayacak, aynı zamanda ülkenin demokratik olgunluk sınavındaki notunu belirleyecektir. Yargıçların omuzlarındaki tarihi sorumluluk, davanın yıllarca sürmesini meşru kılan en güçlü argüman olarak hafızalara kazınmalıdır.
Tüm bu zorlu ve meşakkatli sürecin ardından, nihayet yargı koridorlarından davanın son durumuna ilişkin son derece umut verici ve aydınlatıcı bilgiler gelmeye başladı. Yüksek mahkemenin yetkili isimleri, devasa boyutlardaki usul incelemelerinin ve tebligat süreçlerinin teknik anlamda artık tamamlanma noktasına ulaştığını açıkça müjdeliyorlar! İddianamedeki binlerce sayfanın ve gigabaytlarca dijital delilin tasnif edilmesi işlemi büyük oranda bitirilmiş ve hukuki tıkanıklıklar aşılmıştır. Devasa hukuki operasyonun usul boyutu kapandıktan sonra, mahkeme heyeti davanın asıl can alıcı noktası olan esas incelemesi aşamasına resmen geçiş yapacaktır. Önümüzdeki aylarda, raporların yazımı tamamlandığında ve son değerlendirmeler yapıldığında, yıllardır beklenen tarihi karar nihayet kamuoyuna duyurulacaktır. O gün geldiğinde, hukukun üstünlüğü, adil yargılanma prensipleri ve uluslararası normlar çerçevesinde verilmiş olan karar, siyaset tarihinin sayfalarında silinmez iz bırakacaktır.




















