Son Dakika GelişmeleriYerel Haberler

İstanbul’un deprem raporu korkuttu! İşte en riskli 4 ilçe

İstanbul'un deprem raporu kentin sessiz kalan mahallelerinde hangi gerçeği gizlediğini merak ediyor musunuz. Onlarca yıllık yapıların kaderi bir tarama ile değişirken dört ilçenin adı neden öne çıktı. Sayıların ardındaki tablo uyku kaçıracak ayrıntılar barındırıyor. Dönüşümün hızı yeter mi yoksa zaman mı daralıyor. Okuyunca bakışınız tamamen değişecek.

İstanbul’un deprem raporu Marmara Denizi çevresindeki son sarsıntıların ardından kentin yapı güvenliği tartışmasını yeniden alevlendirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ekiplerinin Temmuz 2020 ile Temmuz 2026 arasında vatandaş talebiyle incelediği 40 bin binanın yaklaşık yarısının yüksek veya çok yüksek risk sınıfında bulunduğu belirlendi. Riskin büyük bölümü 1999 yılından önce inşa edilen yapılarda yoğunlaşırken Avcılar, Zeytinburnu, Bağcılar ve Küçükçekmece öne çıktı. Öncelikli 2 bin 330 binanın yıkımı tamamlandı, 612 yapı için resmi süreç işliyor. Yaklaşık 100 bin kişinin tahliyesi ve 28 bin 263 bağımsız birimin dönüşümü planlanıyor. Bu yazıda incelenen yapılarda ortaya çıkan risk tablosu Avrupa yakasında yoğunlaşan tehlike kuşağı dönüşümün bugünkü hızı ile tahliye gerçeği farkındalığın düşmesi sektörel etki ve alınacak önlemler ayrıntılı biçimde ele alınacak. Bu tabloyu anlamak için önce sayıların ne anlama geldiğine bakmak gerekir.

İncelenen Yapılarda Ortaya Çıkan Risk Tablosu

Vatandaşların kendi rızasıyla başvurduğu süreçte yürütülen yapı stoku taraması altı yılı aşkın bir dönemi kapsadı ve sahadaki tempo dönem dönem siyasi gündeme ekonomik dalgalanmaya ve mevsim koşullarına göre hızlandı ya da yavaşladı. Ekipler 39 ilçede kolonu kirişi temel derinliğini görünür çatlak örüntüsünü ve zemin kat müdahalesini hızlı yöntemle puanladıktan sonra her yapıyı bir harf sınıfına yerleştirdi. Elde edilen sınıflamada D ve E grubu yapıların toplamı neredeyse incelenen stoğun yarısına ulaştı ve bu oran gönüllü başvuruya dayandığı için iyimser bir tablo olarak okunamaz çünkü başvuranlar çoğu zaman zaten şüphe duyduğu binayı getirmektedir. Yüksek riskli 10 bin 432 bina ile çok yüksek riskli 8 bin 368 bina aynı havuzda toplanınca kentin görünür yüzündeki kırılganlık sayısallaşmış oldu. Bu dağılım rastgele bir örneklem değil başvuranların gönüllü talebine dayandığı için gerçek stoğun daha ağır olabileceğini düşündürüyor ve bu ihtimal planlamayı daha temkinli kılmalıdır zira temkin can güvenliğinin ucuz ve erken sigortasıdır. Uzmanlar puanlamanın ayrıntılı statik hesap yerine görsel gözlem ve sınırlı ölçüme yaslandığını hatırlatarak sonucu ihtiyatla okumak gerektiğini belirtiyor ve ihtiyat planın gevşetilmesi anlamına gelmez. Yine de aynı yöntemin altı yıl boyunca tutarlı uygulanmış olması karşılaştırmayı mümkün kılıyor ve yöntem değişmeden biriken veri seti kamuoyuna tek bir dilde konuşma imkânı veriyor ve bu ortak dil sağlam ortak akıl üretir.

Saha notlarında İstanbul’un deprem raporu 1999 öncesi yönetmeliksiz dönemin izini net biçimde sürüyor ve o dönemin üretim kültürünü bugünün eşiğiyle yan yana koyarak farkın büyüklüğünü görünür kılıyor. O yıllarda üretilen beton kalitesi donatı düzeni ve işçilik denetimi bugünkü eşikle kıyaslanınca açık açık geride kalıyor. Birçok yapıda deniz kumu kullanımı yetersiz etriye aralığı ve düz donatı gibi hatalar hâlâ görünür iz bırakıyor. Kat ilavesi taşıyıcı duvar kesme ve zemin katın dükkâna çevrilmesi gibi sonradan yapılan müdahaleler risk puanını bir kademe daha yukarı çekiyor. Bu nedenle tarama sonucu yalnızca yaş değil müdahale geçmişiyle de şekilleniyor. Belediye yetkilileri aynı yapı stoğunun bir kısmının sarsıntı beklemeden kendiliğinden göçme eşiğine yaklaştığını 1 bin 238 bina için bu tehlikenin somutlaştığını aktardı. Bu eşiğin gündelik hayatta görünmez kalması aileleri yanlış bir güvenlik hissine sürüklüyor ve hissin bedeli çoğu zaman geç fark ediliyor.

Başvuru yoğunluğu ilçeden ilçeye değişince sismik risk değerlendirmesi de aynı ölçüde homojen dağılmıyor ve bu dengesizlik yorumu zorlaştırıyor çünkü sessiz ilçe her zaman güvenli ilçe demek olmuyor. En çok talep Kadıköy’den gelirken en az talep Sultanbeyli’den kayda geçti. Talep çokluğu her zaman yüksek risk anlamına gelmiyor çünkü bilinç düzeyi gelir düzeyi ve mülkiyet yapısı başvuruyu doğrudan etkiliyor. Az başvuran ilçelerde görünmeyen stoğun payı büyük olabilir ve bu kör nokta analizin sınırını çiziyor. Yine de mevcut evren içinde D ve E sınıfının ağırlığı kent ölçeğinde ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Uyarıyı küçümsemek stoğun yenilenmesini bir kez daha ertelemek anlamına gelir ve erteleme alışkanlığı her on yılda aynı raporu yeniden yazdırır. Erteleme her geçen yıl hem maliyet hem can kaybı ihtimalini büyütür.

Puanlama diliminde İstanbul’un deprem raporu yüzde hesaplarını ilçe bazında da ayırarak yerel önceliği görünür kıldı. Avcılar’da incelenen yapıların yüzde 19,07’si yüksek risk hanesine yazıldı ve bu oran listenin açık ara zirvesini oluşturdu. Zeytinburnu yüzde 14,59 ile ikinci sırayı aldı ve iki ilçe arasındaki makas hâlâ dikkat çekici genişlikte duruyor. Bağcılar yüzde 8,34 Küçükçekmece yüzde 7,82 ile izledi ve bu iki ilçe dörtlü listenin üçüncü ile dördüncü basamağını oluşturdu. Fatih yüzde 5,65 Esenyurt yüzde 5,30 Bahçelievler yüzde 5,03 olarak sıralandı. Silivri yüzde 3,79 Bakırköy yüzde 3,40 Esenler yüzde 3,27 ile listenin orta bandında durdu. Orta bant düşük risk demek değildir çünkü mutlak bina sayısı yüzdeleri şişirebilir ya da maskeleyebilir ve planlama bu iki ölçüyü birlikte okumadıkça sapar.

Karşı uçta sarsıntı incelemesi Şile için yüzde 0 Çekmeköy için yüzde 0,06 Beykoz için yüzde 0,08 gibi çok düşük oranlar verdi ve bu tablo kuzey kuşağını görece sakin gösterdi oysa sakin görünüm tarama evreninin darlığıyla da ilişkili olabilir. Kuzey orman kuşağı ve kayalık zemin bu ilçeleri yumuşak zemin büyütmesinden kısmen koruyor. Aynı koruma Avrupa yakasının dolgu ve alüvyon kuşaklarında görülmüyor. Zemin büyütmesi eski yapı ile birleşince hasar potansiyeli katlanıyor. Bu jeolojik fark ilçe sıralamasının yalnızca inşaat yılıyla açıklanamayacağını gösteriyor. Dolayısıyla risk haritası hem yapı hem zemin katmanını birlikte okumayı zorunlu kılıyor. Zemin görmezden gelinirse güçlendirme bile beklenen performansı vermeyebilir ve harcanan kamu kaynağı beklenen can güvenliğini üretmez böylece sonraki kriz bütçesi daha da zayıflar.

Avrupa Yakasında Yoğunlaşan Tehlike Kuşağı

Kıyı bandında İstanbul’un deprem raporu Avcılar ile Küçükçekmece’yi aynı jeolojik kaderi paylaşan komşular olarak resmediyor çünkü her iki ilçe de dolgu ve alüvyon kuşağının üzerinde yükseliyor. Bu iki ilçede 1999 sarsıntısının bıraktığı bellek hâlâ taze olsa da günlük hayat o belleği hızla törpülüyor. Zayıf zemin üzerine hızla yükselen konut adaları o dönemden beri eleştiri konusu olmayı sürdürüyor. Yeni yönetmelikle yapılan adalar ile eski stoğun yan yana durması mahalle içinde iki ayrı güvenlik evreni yaratıyor. Kiracı yoğunluğu dönüşümü yavaşlatırken malik anlaşmazlığı süreci kilitliyor. Yerel esnaf okul ve sağlık ocağı çevreleri de aynı kuşakta olduğu için toplumsal etki yalnızca konutla sınırlı kalmıyor. Etkinin zincirleme yayılması ilçe ekonomisini de bir gecede durma noktasına getirebilir ve esnafın kapanması mahallenin gündelik yaşamını felç eder.

Zeytinburnu’nda yapı envanteri analizi eski sanayi çeperinin konuta dönüşmüş hallerini de kapsıyor ve bu dönüşümün izi dar sokaklarda yetersiz otoparklarda ve bitişik nizam cephelerde hâlâ okunuyor. Dar parseller yüksek kat ve yetersiz açık alan bir araya gelince tahliye koridorları daralıyor ve ilk dakikalarda çıkış tıkanıklığı oluşuyor. Bağcılar’da ise 1980 ile 1990 döneminin hızlı üretim izi hâkim olduğu için aynı ada içinde çok farklı işçilik kalitesi yan yana duruyor. Bu üretim ritmi nitelikten çok niceliği öne çıkarmıştı ve denetim kapasitesi üretim hızının gerisinde kalmıştı. Bugün aynı nicelik risk hanesini şişiriyor ve belediye ekiplerinin öncelik listesini uzatıyor. Mahalle ölçeğinde birleşik dönüşüm yapılmazsa parça parça yenileme adalar halinde kalıyor ve yeni yapı eski komşunun gölgesinde savunmasız duruyor. Bu da deprem anında komşu eski yapının yeni yapıya zarar verme ihtimalini canlı tutuyor.

Dört ilçenin ortak paydası kentin sarsıntı değerlendirmesi açısından ulaşım omurgasına yakın olmaları ve bu yakınlığın hem fırsat hem tehdit üretmesi. Ana arterler hem kaçış hem yardım hattı işlevi görüyor ancak aynı arterler günlük trafikte zaten tıkanma eşiğinde çalışıyor. Olası ağır hasarda bu hatların bir bölümünün kapanacağı eski senaryo çalışmalarında tekrar tekrar işlendi ve yüzde 30 bandına varan kapanma payları konuşuldu. Yol kapanması arama kurtarma süresini uzatır ve ağır iş makinelerinin ulaşımını da geciktirir. Uzayan süre can kaybı ihtimalini artırır çünkü enkaz altındaki yaşama payı saatlerle ölçülür. Bu nedenle ilçe riski yalnızca bina içi değil kent lojistiği üzerinden de okunmalı. Lojistik kırılırsa uzak ilçelerdeki sağlam yapı bile yardıma koşamaz ve metropol kendi içinde adalara bölünür yardım ise adalar arasında ilerleyemez.

Güvenli görünen ilçelerdeki düşük oran rehavet üretmemeli çünkü tarama evreni başvuru tabanlıdır ve evren dışı stoğu konuşmaz. Beykoz veya Şile’de az sayıda eski yığma yapı bile yerel bir felaket çıkarabilir ve dar vadi tabanında yardım ulaşımı ayrıca zorlaşır. Anadolu yakasının genel zemin avantajı her yapıyı kurtarmaz çünkü tadilat hatası zemin kadar belirleyicidir. Denetimsiz tadilat her coğrafyada aynı tahribatı yapar ve ruhsatsız kat her ilçede aynı fizik kuralına uyar. Bu yüzden ilçe sıralaması bir kesin hüküm değil öncelik listesidir. Öncelik listesi kaynakların nereye yığılacağını belirler ve yanlış yığılma adaletsiz bir koruma üretir. Kaynak yanlış yığılırsa yüksek riskli kuşak yıllarca aynı yerinde kalır ve rapor her yıl aynı cümleyle yenilenir.

Dönüşümün Bugünkü Hızı ve Tahliye Gerçeği

Uygulama tarafında İstanbul’un deprem raporu yıkılan 2 bin 330 öncelikli yapı ile resmi işleme alınan 612 binayı aynı cümlede anıyor ve bu iki kalemin toplamı hâlâ stoğun küçük bir dilimini gösteriyor. Bu iki rakam incelenen 40 binlik evrenin yanında küçük kalıyor ve tempo sorusunu kaçınılmaz biçimde açıyor. 28 bin 263 bağımsız birimin dönüşüme alınması hedefi kâğıtta güçlü duruyor. Yaklaşık 100 bin kişilik tahliye planı ise barınma sorusunu hemen açıyor. Geçici konut stoku ve kira yardımı bu ölçekte tıkır tıkır işlemezse sokakta kalan hane sayısı artar. Sosyal boyut teknik skor kadar belirleyici hâle gelir. Belirleyici olan boyutu yok saymak projeyi yalnızca mühendislik dosyasına indirger ve dosya evini kaybeden aileyi barındırmaz çünkü barınma kalemle değil çatı ile çözülür.

Finansman durduğunda İstanbul’un deprem raporu kâğıt üstünde kalır ve kalemle yazılan hedef sahada karşılık bulmaz. Maliklerin bir kısmı krediye ulaşamıyor bir kısmı tapu hissesi yüzünden anlaşamıyor ve hisseli tapu en yaygın kilit noktalardan biri olmayı sürdürüyor. Müteahhit için kâr marjı düşük çıkan adalarda iş iştahı azalıyor çünkü arsa payı yeni daire üretimini karşılamıyor. Kamu acele kamulaştırma veya rezerv alan üretmezse tempo düşüyor ve özel sektör boşluğu dolduramıyor. Tempo düşünce 1999 öncesi stoğun erime süresi on yıllara yayılıyor. On yıllık yayılma beklenen büyük sarsıntının penceresiyle örtüşmeyebilir. Örtüşmeyen pencere planı teknik olarak doğru olsa bile zamansal olarak geçersiz kılar.

Belediye yetkililerinin dile getirdiği bina güvenlik analizi kentin henüz hazır olmadığını açıkça söylüyor ve bu sözün ağırlığı rakamlardan bağımsız bir uyarı taşıyor çünkü hazırlık yalnızca bina sayısıyla ölçülmez. Kendiliğinden göçme eşiğindeki 1 bin 238 yapı sarsıntıyı beklemeden müdahale istiyor. Bu gruba öncelik verilmezse gündelik bir çökme bile toplumsal güveni sarsar. Güven sarsılınca başvuru artar ama sürdürülebilir plan kurulamaz. Plan kurulamayınca her yeni sarsıntı aynı panik dalgasını üretir. Döngüyü kırmak için eşik altı yapıların 24 ay içinde tahliye edilmesi somut bir takvim gerektirir. Takvimsiz uyarı yalnızca korku üretir çözüm üretmez ve korku bir süre sonra duyarsızlığa dönüşür.

Takvim konuşulurken İstanbul’un deprem raporu başvuru grafiğinin de düştüğünü dolaylı biçimde hatırlatıyor. 6 Şubat felaketinin hemen ardından talepler patlamıştı ve o kısa pencerede bilinç zirve yapmıştı. Aylar geçtikçe günlük ve aylık başvuru 500 ile 600 bandına geriledi oysa stoğun yenilenme ihtiyacı aynı hızda durmadı. Unutma sosyolojisi teknik riski değiştirmez ve betonun yorulması takvime bakmaz. Risk aynı yerde dururken toplumsal dikkat başka gündeme kayar. Bu kayma en tehlikeli eşiktir çünkü sessizlik stoğu yenilemez. Sessizliğin bedelini yine aynı mahalleler öder çünkü risk coğrafyası kolay kolay yer değiştirmez.

Sessizlik kırılmadıkça yer sarsıntısı belgesi yalnızca arşivde kalır ve arşiv rafa kalktıkça sahadaki çatlak büyür. Okullar hastaneler ve toplanma alanları aynı hızda tarama dışı bırakılırsa kamu hizmeti de aynı kırılganlığa düşer ve aileler evleri sağlam kalsa bile hizmetsiz kalır. Kritik altyapının ayrı bir protokolle taranması şarttır çünkü bu yapılar hem sığınak hem komuta merkezidir. Aksi halde konutlar yenilense bile hizmet binaları çöker. Hizmet binasının çökmesi yardım zincirini koparır. Kopan zincir ilk 72 saati yaşanmaz hâle getirir. İlk 72 saat yaşanmazsa sonraki iyileşme yıllara yayılır ve bu yayılma çocukların okul çağının tamamını gölgeleyerek bir kuşağın eğitim hakkını da zedeler.

İlk 72 saat hesabı eski senaryolarda 7,5 büyüklük varsayımıyla kurulmuştu ve o varsayım hâlâ planlama masalarının kenarında duruyor çünkü büyüklük tartışması bitsel de hasar tartışması bitmiyor. O çalışmalarda ağır hasarlı veya yıkılacak yapı sayısı yüz binli mertebelere çıkabiliyordu ve etkilenen nüfus milyon mertebesinde konuşuluyordu. Bu metnin konusu o eski senaryoyu tekrar etmek değil eldeki tarama evrenini doğru okumaktır. Tarama evreni bile yarım stoğun D ve E sınıfında olduğunu gösteriyorsa bütün kent için iyimserlik payı daralır. Daralan pay siyasi ve idari ertelemeyi pahalıya patlatır. Ertelemenin faturası yalnızca moloz değil kuşaklar boyu borç ve göç olur. Göç başlarsa kentin üretim gücü de aynı anda yaralanır vergi tabanı daralır kamu finansmanı kendi içine çöker ve dönüşüm ödeneği de aynı anda daralır.

Farkındalığın Düşmesi Sektörel Etki ve Alınacak Önlemler

İnşaat sektörü bu tabloda iki ucu keskin bir bıçak tutuyor çünkü aynı anda hem çözümün hem tehlikenin parçası olabiliyor ve denetim gevşeyince ikinci yüz hızla öne çıkıyor. Dönüşüm hızlanırsa istihdam ve malzeme talebi artar çimento demir ve işçilik piyasası hareketlenir. Hız kontrolsüz olursa niteliksiz üretim 1990 ritmini tekrarlar. Sigorta şirketleri primleri risk skoruna göre ayırdıkça eski yapıda oturan hanenin maliyeti yükselir. Yükselen maliyet kiracıyı daha da kırılgan yapar çünkü kira artışı ile prim artışı aynı anda gelir. Konut piyasasında güvenli belge gören daire ile belgesiz daire arasındaki fiyat makası açılır. Açılan makas bir yatırım fırsatı gibi görünse de toplumsal maliyeti büyütür ve kısa vadeli tasarruf uzun vadeli yıkımı daha pahalıya ödetir bu da seçilmişlerin hesabını altüst eder.

Açılan makas sosyal ayrışmayı derinleştirir ve aynı semtin içinde iki ayrı yaşam standardı üretir. Aynı caddenin iki yakasında bir yanda yeni yönetmeliğe uygun blok diğer yanda E sınıfı yapı durur ve bu kontrast çocukların günlük yolunda bile görünür hâle gelir. Bu görüntü kenti ikiye böler. Bölünme seçim dönemlerinde popülist vaatlere de zemin olur çünkü kısa vadeli tapu vaadi uzun vadeli güvenliğin önüne geçebilir. Vaat teknik standartın altına inerse tekrar aynı rapor yazılır. Döngü ancak bağımsız denetim ve şeffaf skorla kırılır. Şeffaf skor maliki de kiracıyı da aynı bilgiye ulaştırır ve bilgi eşitliği pazarlık gücünü dengeler.

Alınacak önlemin ilki taramanın başvuru zorunluluğundan çıkarılarak 1999 öncesi stoğun tamamına yayılmasıdır ve bu yayılma olmadan harita kör noktalarla dolu kalır. İkincisi eşik altı yapı için faizsiz kamu finansmanı ve kira güvencesidir ki aileler sokakta kalma korkusuyla dönüşümü reddetmesin. Üçüncüsü zemin iyileştirme ile yapı güçlendirmeyi aynı pakette sunmaktır çünkü yalnız kolonu yenilemek zayıf zeminde yetmeyebilir. Bu üç adım mahalle ölçeğinde tek elden yürütülmeli ki malik dağınıklığı süreci kilitlemesin. Tek elden yürütme anlaşmazlık süresini kısaltır. Kısalan süre tempo kazandırır. Tempo kazanınca raporun rakamları gerilemeye başlar ve gerileyen rakam toplumsal gerilimi de düşürür.

Tempo kazanınca Avrupa yakasındaki dört ilçe laboratuvar işlevi görür ve başarı orada ölçülürse model diğer ilçelere taşınır. Başarısızlık orada görülürse yöntem düzeltilir ve aynı hatayı başka semte taşımak zorunda kalınmaz. Laboratuvar mantığı siyasi rekabetin üstünde tutulmalı. Aksi halde her seçim döneminde proje yarım kalır ve vinçler seçim afişleriyle birlikte sökülür. Yarım proje 40 binlik taramanın yarısını riskte bırakan tabloyu değiştiremez. Değişmeyen tablo bir sonraki sarsıntıda aynı başlığı yeniden yazdırır. Yeniden yazılan başlık ise artık uyarı değil ihmal kaydı olur ve bu kayıt sonraki kuşaklara bırakılacak en ağır yüktür çünkü yük bir seçim dönemine sığmaz.

Son söz olarak kentin kaderi bir belgenin satırlarında değil o satırların uygulanmasında gizlidir ve uygulama iradesi teknik bilgiden daha kıymetlidir. Uygulama geciktikçe rakamlar yalnızca arşiv değeri taşır. Arşiv değeri can kurtarmaz ve raf ömrü dolmuş bir dosya kimseyi evinde güvende hissettirmez. Can kurtaran şey kolonun yenilenmesi zeminin sıkıştırılması ve ailenin güvenli konuta geçmesidir. Bu üç iş aynı anda yürürse rapor korkutmayı bırakıp yol gösterici olur. Yol gösterici belgenin anlamı da ancak o zaman tamamlanır. Tamamlanan anlam gelecek kuşağa bırakılacak en duru mirastır çünkü duru miras betonun ömründen uzun bir güvenlik kültürü demektir ve kültür bir yönetmeliğin satırından daha kalıcıdır çünkü alışkanlık yönetmelikten önce gelir.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın