Meryem ismi Kuran okurlarının zihninde hem saygı hem soru uyandırır çünkü aynı adı taşıyan birden fazla kadının karıştırıldığı iddiası sıkça dolaşır. İsa peygamberin annesi olarak anılan Meryem, toplumunun önünde Harun’un kız kardeşi diye hitap edilir. Musa peygamber ile Harun peygamberin kız kardeşi İncil’de Miriam olarak geçer.
İmran ailesi ise Âl-i İmrân suresinde seçilmiş bir hanedan gibi anlatılır. Tevrat’taki Amram ile Kuran’daki İmran arasındaki ses benzerliği de bu tabloya eklenir. Bu girişten sonra hitabın anlamı, iki Meryem iddiası, İmran soyu ve toplumsal tepkinin dili ayrı başlıklarda işlenecektir. Hitabın neden böyle kurulduğunu anlamak için önce toplumun diline bakmak gerekir.
Harun’un kız kardeşi hitabının tarihsel ve toplumsal anlamı
Meryem suresinde çocukla halkının önüne çıkan kadına yöneltilen sözler sert ve şaşkındır. Topluluk ona görülmemiş bir iş yaptığını söyler. Ardından “ey Harun’un kız kardeşi” diye seslenir. Babanın kötü bir adam, annenin de iffetsiz bir kadın olmadığı hatırlatılır. Bu cümleler hem sitem hem soya çağrı taşır. Okur burada biyolojik bir kardeşlik mi yoksa soy bağını öne çıkaran bir hitap mı olduğunu sormak zorunda kalır.
Arap toplumunda bir kişiyi ünlü bir ata veya kabile reisiyle anmak yaygındır. Kelboğulları veya Esedoğulları gibi kullanımlar, bireyi kendi adından önce aidiyetine bağlar. Bu özel isim de benzer bir toplumsal kodla okunabilir. Harun, Musa’nın kardeşi ve saygın bir peygamber olarak belleklerde durur. Onun soyuna nispet etmek, muhatabı hem yüceltir hem de “bu soya yakışmayan bir iş yaptın” der. Sitem, soyun ağırlığıyla büyür.
Klasik tefsir çevrelerinde Meryem ismi tam da bu yüzden iki yoldan açıklanır. Bir yoruma göre kadının Harun adında bir erkek kardeşi vardır ve hitap gerçek kardeşliğe dayanır. Diğer yoruma göre kardeşlik mecazidir ve Harun soyuna mensubiyeti anlatır. İki yol da metni zorlamadan yürüyebilir. Zorlama, tek açıklamayı mutlaklaştırıp diğerini sapkın ilan ettiğinde başlar. Mutlaklaştırma ise soruyu kapatır, anlamı daraltır.
Bazı tarihçiler hitabı bir yergi olarak da okur çünkü kaynaklarda kötü anılan bir Harun figüründen söz edilir. Bu okuma zayıftır çünkü cümlenin devamı babayı ve anneyi temize çıkarır. Yergi olsaydı soy övülmez, yerilirdi. Dilbilimciler cümlenin ritmine bakınca sitemle karışık bir uyarı görür. Uyarı, kadını toplumun ahlak ölçüsüne çağırır. Ölçü ise soyla kurulur, hakaretle değil.
İki Meryem iddiasının metinle sınanması
Eleştiri literatüründe sık tekrarlanan sav şudur. Kuran, İsa’nın annesini Musa dönemindeki Miriam ile karıştırmıştır. Savın dayanağı, İncil’de Musa ile Harun’un kız kardeşinin Miriam diye anılmasıdır. Kasas suresinde Musa’nın sepetle nehre bırakılışı anlatılırken abla çocuğu izler. Ancak o ablanın adı Kuran’da verilmez. Ad verilmemesi, iki kadını tek kişide birleştirmek için yeterli kanıt sayılmaz.
Karşı argüman nettir. Kuran’da adı açıkça Meryem olarak geçen tek figür İsa’nın annesidir. Bu özel isim sure başlığına kadar çıkar ve doğum, mabet hizmeti, toplum önüne çıkış aynı karakter etrafında örülür. Musa kıssasında isim yokken İsa kıssasında isim tekrar tekrar anılır. Tekrar, kimliği sabitlemek içindir. Sabit kimlik, yüzyıllar sonra kurulan bir karışıklık iddiasını zayıflatır.
Yine de Meryem ismi tartışması bitmez çünkü semavi metinler arasında isim aktarımı karmaşıktır. İbrani Miriam, Yunanca Maria, Arapça Meryem aynı kökün farklı dillerdeki halleri olabilir. Dil köprüsü, kişilerin aynı olduğu anlamına gelmez. Aynı ada sahip iki kadının farklı yüzyıllarda yaşaması, tarih boyunca sıradan bir durumdur. Sıradanlığı unutmak, metni skandala çevirir. Skandal ise öğrenmeyi değil polemiği büyütür.
Çeviri sektöründe bu polemik doğrudan metin notlarına yansır. Meal hazırlayanlar dipnotta “Harun soyundan” ifadesini açmak zorunda kalır. Açıklama yapılmazsa okur iki peygamber dönemini üst üste bindirir. Yapılırsa sayfa kalabalıklaşır fakat yanlış anlama azalır. Azalma, din eğitimi alanının kalitesini yükseltir. Kalite yükselmeyince sosyal medyada kısa ve sert iddialar boşluğu doldurur.
Eğitimciler bu yüzden sureyi tek ayetle okutmamayı önerir. Meryem suresindeki hitap, Âl-i İmrân’daki adama ve Kasas’taki isimsiz abla sahnesiyle birlikte bakılmalıdır. Birlikte bakınca zaman katmanları ayrılır. Ayrılınca iddia incelir. İncelen iddia yok olmaz ama ağırlığını kaybeder.
Uzmanlar ayrıca sözlü kültürün hitap biçimini hatırlatır. Bir toplum, yaşayan kadını ölmüş bir peygamberin kız kardeşi diye çağırabilir. Çağrı, biyolojik cetvel değil ahlaki ayna işlevi görür. Ayna, “senin durman gereken yer burası” der. Yer hatırlatması, kronoloji hatası olmak zorunda değildir.
İmran ailesi ve soy dilinin Kuran’daki yeri
Âl-i İmrân suresi aileyi seçilmiş bir hat olarak anlatır. İmran’ın eşi çocuğunu mabede adar. Doğan kız Meryem’dir ve bakımı Zekeriya peygamberle ilişkilendirilir. Bu sahnede babanın hayatta olup olmadığı tartışmalıdır. Metin, kadını “İmran’ın eşi” diye anar. Anış, soyu kişiye değil hanedana bağlar. Hanedan bağı, sonraki hitaplardaki Harun vurgusuyla aynı zihinsel haritaya aittir.
Tevrat’ta Amram, Musa, Harun ve Miriam’ın babasıdır. Ses olarak Amram’ın Arapçaya İmran diye geçmesi mümkündür. Meryem ismi bu geçişte ikinci bir düğüm daha üretir. Düğüm şudur. Aynı ada yakın iki ata mı vardır, yoksa iki dönem tek soya mı indirgenmiştir. İndirgeme caziptir çünkü zihin az isimle çok hikâye taşımak ister. Cazibe, tarihsel mesafeyi silme riskini de taşır.
Burada alınacak önlem, isimleri cetvele dizip her birini kendi suresinde bırakmaktır. Musa kıssasının İmran’ı ile Meryem kıssasının İmran’ı aynı kişi olmak zorunda değildir. Olsa bile bu, İsa’nın annesinin Musa’nın kız kardeşi olduğu anlamına gelmez. Anlam bağı soy diliyle kurulur, doğum tarihiyle değil. Soy dili ise Kuran’ın sık kullandığı bir anlatım aracıdır.
Toplumun tepkisi ve okura düşen dikkat
Meryem’in çocukla halkının karşısına çıkışı, metinde bir kriz sahnesidir. Toplum beklenmedik bir doğumu kendi ahlak sözlüğüyle okur. Sözlükte babanın ve annenin temizliği vardır. Temizlik hatırlatması, kadını soyundan koparmamak içindir. Koparma olsaydı hitap soysuzlaştırırdı. Soyuna çağrı, dışlamadan çok hesaba çekmedir.
Bazı çağdaş yorumlar doğu tarafına çekilmeyi, intibazı ve Zekeriya ile kurulan bağı tıbbi veya toplumsal bir süreç gibi okur. Bu okumalar metnin mucize dilini sıradanlaştırma riski taşır. Sıradanlaştırma bazı okura yakın gelir çünkü görünmez olanı görünür kılmak ister. Yakınlık, ayetin kendi sözünü ikinci plana atmamalıdır. Ayet önce kendi cümlesiyle durur, sonra yoruma açılır.
Kutsal isim Hıristiyan belleklerinde de ayrı bir taç taşır. Bu taç, İslam metnindeki Meryem’i dışlamaz, iki geleneğin ortak saygı zeminini gösterir. Ortak zemin, polemiği yumuşatabilir. Yumuşama, farklılıkları inkâr etmek değildir. Farklılık durur, saygı da durur. İkisi bir arada mümkün olduğu için yüzyıllardır aynı isim iki milletin duasinda yaşar.
Derinlemesine bakıldığında asıl mesele bir isim hatası avı değil, hitap kültürünü anlamaktır. Meryem ismi Kuran’da tekrarlandıkça karakter netleşir, zaman dilimi netleşir, mucize ve sitem aynı kişide toplanır. Toplanma, karışıklık değil kurgu bütünlüğüdür. Bütünlüğü görmeyen okur, İncil’deki Miriam’ı Kuran sayfasına yapıştırır. Yapıştırma kolaydır, sökmek zordur.
Okurun yapabileceği en sade iş, ayeti bağlamından koparmamaktır. Önce sure içindeki akış okunur. Sonra aynı ismin geçtiği diğer surelere bakılır. En sonda dış metinlerle karşılaştırma yapılır. Sıra tersine çevrilirse dış iddia metni yönetir. Yönetilen metin ise sormaz, yalnızca savunur veya saldırır.
Siyasal ve medya düzleminde bu tartışma bazen inançlar arası puan tablosuna dönüşür. Dönüşüm, ilimle değil rekabetle ilerler. Rekabet büyüdükçe meal dipnotları kısalır, sloganlar uzar. Slogan uzayınca Harun’un kız kardeşi ifadesi bir silaha döner. Silah olan cümle artık anlaşılmaz, yalnızca fırlatılır.
Sonuçta metin sakin durur. Toplum şaşırır, soy hatırlatılır, çocuk konuşur, kıssa ilerler. İlerleyen kıssa, okuru acele hükme değil dikkatli dinlemeye çağırır. Dikkat, isimleri saymakla bitmez. Hitabın neden o anda o sözcükle kurulduğunu sormakla başlar. Soru doğru sorulursa karışıklık iddiası küçülür, anlatının kendi sesi duyulur. Duyulan ses, polemiğin gürültüsünden daha kalıcıdır.
