Türk pasaportu taşıyan yolcuları yakın gelecekte havalimanlarında bambaşka bir karşılama bekliyor. Kazakistan’ın başkenti Astana’da toplanan Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) içişleri bakanları, üye ülke vatandaşlarına özel pasaport kontrol noktaları açılmasını masaya yatırdı. Avrupa Birliği (AB) havalimanlarındaki uygulamayı andıran model, sınır geçişlerindeki bekleme sürelerini kısaltmayı hedefliyor. Aynı toplantıda ortak bir güvenlik yapılanması ile kimlik kartıyla seyahat başlığı da gündeme geldi. Öneri, üye ülke vatandaşlarını üçüncü ülke yolcularından ayıran bir bant düzenine dayanıyor. Uygulamanın hangi ülkelerde ve hangi tarihte devreye alınacağı ise henüz açıklanmış değil. Yazının ilerleyen bölümlerinde Astana’daki kararların ayrıntılarını, önerilen güvenlik mimarisini, kimlikle seyahatin kapsamını ve havacılık ile turizme yansıyacak sonuçları bulacaksınız.
Astana’da masaya yatırılan yeni geçiş modeli
Kazakistan’ın başkenti Astana, eylül ayının ikinci haftasında Türk dünyasının güvenlik bürokrasisini ağırladı ve masadaki başlıklar yalnızca asayişle sınırlı kalmadı. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, teşkilata üye ülkelerin bakanlarıyla bir araya geldiği 3. İçişleri Bakanları Toplantısı’nın ardından yaptığı değerlendirmede, vatandaşların günlük hayatına doğrudan dokunacak bir öneriyi kamuoyuyla paylaştı. Öneriye göre üye ülkelerin havalimanlarında, teşkilat mensubu devletlerin vatandaşlarına ayrılmış özel kontrol bantları oluşturulacak. Cebinde bordo pasaport taşıyan bir yolcu, indiği havalimanında üçüncü ülke vatandaşlarıyla aynı kuyruğa girmek yerine kendisi için ayrılmış hızlı hattı kullanabilecek. Bakanlık çevreleri, modelin teknik altyapısının şimdiden çalışılmaya başlandığını, ancak uygulamanın hangi tarihte ve hangi başkentlerde devreye alınacağının henüz netleşmediğini aktarıyor. Bu belirsizliğe rağmen atılan adımın sembolik değeri, teknik ayrıntılarının şimdiden önüne geçmiş durumda.
Modelin ilham kaynağı olarak gösterilen AB uygulaması, kıtanın büyük aktarma merkezlerinde on yıllardır işleyen bir ayrıştırma mantığına dayanıyor. Birlik vatandaşları ile birlik dışından gelen yolcular farklı bantlara yönlendiriliyor, böylece kontrol memurunun her yolcuya ayırdığı süre kendi içinde standartlaşıyor. Aynı mantığın Türk dünyasına taşınması hâlinde Türk pasaportu ile seyahat eden bir yolcunun Bakü, Astana, Bişkek veya Taşkent’te geçireceği bekleme süresinin belirgin biçimde kısalması bekleniyor. Sınır yönetimi üzerine çalışan uzmanlar, bu tür ayrıştırmaların yalnızca hız kazandırmadığını, aynı zamanda risk analizini de kolaylaştırdığını vurguluyor. Düşük riskli yolcu grubunun ayrı bir hatta toplanması, güvenlik personelinin dikkatini gerçekten inceleme gerektiren dosyalara yoğunlaştırmasına imkân tanıyor. Uygulamanın yolcu memnuniyetine etkisi kadar operasyonel maliyetleri düşürücü yönü de dikkat çekiyor. Havalimanı işletmecileri açısından bu tablo, aynı terminal alanıyla daha fazla yolcuya hizmet verebilmek, yani yeni bir inşaat yatırımına gerek kalmadan kapasiteyi büyütebilmek anlamına geliyor.
Teşkilatın kurumsal geçmişine bakıldığında, seyahat kolaylığı başlığının aslında yıllardır gündemde olduğu görülüyor. Üye ülkeler arasında zaten geniş bir vize muafiyeti ağı bulunuyor, ancak muafiyet ile hızlı geçiş birbirinden farklı iki kavram olarak öne çıkıyor. Vize gerekmemesi yolcunun evrak yükünü hafifletirken, kapıdaki fiziki kontrol süresi çoğu zaman değişmeden kalıyor. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti pasaportu hamillerinin sahada karşılaştığı asıl sorun, izin almak değil, kuyruğun uzunluğu oluyor. Astana’da konuşulan model tam da bu boşluğu doldurmayı, yani hakkı kâğıt üzerinde tanınmış yolcunun bu hakkı terminalde de hissetmesini amaçlıyor. Teşkilatın kuruluşundan bu yana ekonomi, ulaştırma ve eğitim alanlarında imzalanan belgelerin sayısı hızla artarken, sınır yönetimi başlığının uzun süre teknik komisyonların gündeminde kalması da bu boşluğu büyüten etkenlerden biri oldu. Bakanlar düzeyinde açık biçimde dile getirilen öneri, konunun ilk kez siyasi bir irade beyanına dönüşmesi bakımından önceki girişimlerden ayrılıyor.
Uygulamanın takvimi konusunda ise temkinli bir dil hâkim ve bunun somut gerekçeleri var. Böyle bir sistemin hayata geçmesi için üye ülkelerin sınır yönetim yazılımlarının birbiriyle konuşabilir hâle gelmesi, terminal mimarilerinin yeniden düzenlenmesi ve personelin ortak bir prosedüre göre eğitilmesi gerekiyor. Her ülkenin havalimanı kapasitesi, yolcu profili ve mevzuatı farklı olduğu için geçişin tek bir tarihte ve tek bir formatta gerçekleşmesi zor görünüyor. Kademeli bir yol haritası izlenmesi, yani önce yüksek yolcu trafiğine sahip birkaç havalimanında pilot uygulama yapılması güçlü bir ihtimal olarak konuşuluyor. Pilot aşamada Türk pasaportu ile giriş yapan yolcuların geçiş süreleri ölçülecek, elde edilen veriler doğrultusunda bant sayısı ve personel planlaması güncellenecek. Bu tür bir kademelendirme, sistem hatalarının bütün ağa yayılmadan tespit edilmesini sağlayacağı için teknik açıdan da tercih ediliyor. Pilot uygulamaların yaz aylarındaki yoğun trafik dönemine denk getirilmesi ise sistemin gerçek kapasitesini ölçmek isteyen planlamacıların üzerinde durduğu bir ayrıntı olarak konuşuluyor.
Ortak güvenlik mimarisi ve TÜRKPOL önerisi
Astana’daki toplantının en çok konuşulan başlığı, seyahat kolaylığının yanı sıra ortaya atılan bir güvenlik önerisi oldu. İçişleri Bakanı Çiftçi, üye ülkelerin emniyet teşkilatları arasında kalıcı bir iş birliği zemini kurmak amacıyla TÜRKPOL adında bir yapının oluşturulmasını teklif etti. Teklifin muhatapları arasında yer alan Kazakistan, Azerbaycan, Kırgızistan ve Özbekistan bakanlarının öneriye olumlu yaklaştığı bildirildi. Bu yapı, sınır aşan suç örgütlerine karşı bilgi paylaşımını hızlandırmayı ve aranan kişilerin takibini ortak bir havuz üzerinden yürütmeyi öngörüyor. Elinde ay yıldızlı seyahat belgesi bulunan bir yolcunun hızlı hattan geçebilmesi, arka planda böyle bir doğrulama altyapısının kusursuz çalışmasına bağlı. Nitekim hız ile güvenlik arasındaki dengeyi kuran şey, kapıdaki memurun harcadığı saniyeler değil, o saniyelerde sorgulanan veri tabanının niteliği oluyor. Önerinin ilk aşamada irtibat büroları ve ortak bir bildirim sistemiyle başlaması, ilerleyen dönemde ise ortak analiz birimleriyle genişletilmesi öngörülüyor.
Önerilen yapının INTERPOL ve EUROPOL ile karşılaştırılması, modelin nasıl işleyeceğine dair ipuçları veriyor. INTERPOL küresel ölçekte bildirim ve arama kayıtlarını paylaşan geniş bir ağ olarak çalışırken, EUROPOL daha dar bir coğrafyada analiz ve operasyonel destek üretmeye odaklanıyor. Türk dünyasına özgü bir yapının ise ortak dil, benzer hukuk sistemleri ve yoğun insan hareketliliği sayesinde daha hızlı sonuç üretebileceği değerlendiriliyor. Güvenlik politikaları üzerine çalışan akademisyenler, bölgesel polis iş birliklerinin başarısını belirleyen ana etkenin kurumsal isimden çok veri standardı olduğunu hatırlatıyor. Aynı suçun farklı ülkelerde farklı kodlarla kayda geçmesi, en gelişmiş yazılımı bile işlevsiz bırakabiliyor. Bu nedenle Türk pasaportu hamillerine tanınacak hızlı geçiş hakkının, ortak bir sınıflandırma ve kayıt disipliniyle birlikte yürütülmesi gerekiyor. Aksi hâlde hız kazandıran uygulama, güvenlik açığına dönüşme riski taşıyor.
Toplantıda ayrıca suçla mücadelede eş güdümü sağlayacak bir konsey kurulması kararlaştırıldı. Konseyin öncelikli çalışma alanları arasında terör, uyuşturucu kaçakçılığı, düzensiz göç, yasa dışı bahis ve modern suç örgütlerinin faaliyetleri yer alıyor. Bu başlıkların tamamı doğrudan sınır geçişleriyle ilişkili olduğu için, kontrol noktalarının yeniden tasarlanması konseyin gündeminden ayrı düşünülemiyor. Yanında bordo kapaklı belge taşıyan bir yolcunun kimliğinin saniyeler içinde doğrulanabilmesi, aslında bu konseyin üreteceği ortak protokollerin somut çıktısı olacak. Konseyin yılda birden fazla kez toplanması ve üye ülkelerden gelen uzmanlarla daimi çalışma grupları kurması gündemde bulunuyor. Yasa dışı bahis ve siber dolandırıcılık gibi başlıkların listeye eklenmesi, suçun coğrafyadan bağımsız hâle geldiğine dair ortak kabulün de göstergesi sayılıyor. Böylece güvenlik ile kolaylık, birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı hâline gelecek.
Veri paylaşımının genişlemesi, beraberinde kişisel verilerin korunması tartışmasını da getiriyor ve bu konu şimdiden uzmanların en çok uyarı yaptığı alan durumunda. Biyometrik bilgi, seyahat geçmişi ve kimlik kayıtlarının ülkeler arasında dolaşıma girmesi, güçlü bir hukuki çerçeve olmadan ciddi riskler barındırıyor. Üye ülkelerin veri koruma mevzuatlarının uyumlaştırılması, hangi verinin ne kadar süreyle saklanacağının açıkça belirlenmesi ve bağımsız bir denetim mekanizması kurulması öncelikli önlemler arasında sayılıyor. Elinde Türkiye Cumhuriyeti seyahat belgesi bulunan bir yolcunun parmak izinin hangi sunucuda tutulacağı, kimlerin erişebileceği ve ne zaman silineceği sorularının yanıtsız kalmaması gerekiyor. Hukukçular, bu tür sistemlerde şeffaflığın vatandaş güvenini belirleyen tek gerçek ölçüt olduğunu belirtiyor. Sistemin ilk günden itibaren itiraz ve düzeltme hakkı tanıyan bir yapıya kavuşturulması, ileride yaşanabilecek mağduriyetlerin önüne geçecek en pratik çözüm olarak gösteriliyor. Verinin yalnızca ilgili işlem için kullanılmasını güvence altına alan amaçla sınırlılık ilkesinin metinlere açıkça yazılması da hukukçuların en sık dile getirdiği talep durumunda.
Bölgesel güvenlik uzmanları, önerinin siyasi anlamının teknik boyutundan daha ağır bastığı görüşünde birleşiyor. Bir devletler topluluğunun ortak polis yapılanmasına yönelmesi, o topluluğun kendisini yalnızca kültürel bir yakınlık değil, işlevsel bir bütünlük olarak tanımlamaya başladığını gösteriyor. Bu tür yapıların olgunlaşması genellikle uzun yıllar alıyor ve süreç boyunca egemenlik hassasiyetleri en sık karşılaşılan engel oluyor. Yine de ortak eğitim programları, irtibat görevlisi değişimi ve tatbikatlar gibi düşük maliyetli adımlar, kurumsal güveni kısa sürede yükseltebiliyor. Ortak veri tabanına erişim yetkisinin hangi rütbedeki görevlilere tanınacağı ve bu erişimin nasıl kayıt altına alınacağı, kuruluş aşamasında çözülmesi gereken en hassas başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Benzer yapılarda görülen en sık aksaklığın, teknik altyapının kurulmasına rağmen kurumlar arası güvenin yeterince gelişmemesi ve paylaşılan bilginin kritik anlarda eksik kalması olduğu hatırlatılıyor. Ankara’da yapılması planlanan liderler zirvesinin, bu başlıkların siyasi onayını alacağı asıl durak olarak görülmesi de bundan kaynaklanıyor.
Kimlikle seyahat ve yolcuyu bekleyen pratik değişiklikler
Toplantıda gündeme gelen bir diğer başlık, üye ülkeler arasında kimlik kartıyla seyahat edilebilmesi oldu. Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Türkiye ile Azerbaycan arasında hâlihazırda uygulanan bu model, yolcunun yanında yalnızca kimlik kartı bulundurmasını yeterli kılıyor. Modelin bütün teşkilat coğrafyasına yayılması hâlinde, seyahat etmek için pasaport çıkarma zorunluluğu birçok güzergâhta ortadan kalkacak. Böyle bir düzenleme, Türk pasaportu sahibi olmayan ancak bölge ülkeleriyle sık temas hâlinde bulunan vatandaşlar için de kayda değer bir kolaylık anlamına geliyor. Kimlik kartlarının çipli yapıya kavuşmuş olması, bu geçişin teknik açıdan büyük bir engelle karşılaşmayacağını düşündürüyor. Yine de her ülkenin kimlik kartı standardının aynı doğrulama altyapısıyla okunabilmesi, çözülmesi gereken ilk teknik başlık olarak duruyor. Kimlik kartıyla seyahatin kapsamının hangi ülkelerde ve hangi sürelerle geçerli olacağı, düzenlemenin ayrıntılarında belirlenecek en kritik nokta olacak.
Yolcuların bu süreçte kendi adlarına alabileceği pratik önlemler de bulunuyor ve bunlar çoğu zaman göz ardı ediliyor. Seyahat belgesinin geçerlilik süresinin çoğu ülkede giriş tarihinden itibaren en az 6 ay olması gerektiği, süresi dolmak üzere olan belgelerin kapıda sorun çıkarabildiği unutulmamalı. Belgenin çipli olması, hızlı geçiş kabinlerinin kullanılabilmesi için çoğu havalimanında ön koşul niteliği taşıyor. Yıpranmış, sayfası yırtılmış veya fotoğrafı zarar görmüş belgelerin otomatik okuyucular tarafından reddedilebildiği de sık karşılaşılan bir durum. Yanında Türk pasaportu bulunan yolcuların yola çıkmadan önce belge geçerliliğini, çip durumunu ve varsa elektronik kayıt bilgilerini kontrol etmesi, yeni sistemden tam anlamıyla yararlanabilmenin en basit yolu. Kalabalık saatlerde seyahat edenlerin uçuş öncesi terminalde bulunma süresini kısaltmaması da öneriliyor. Hızlı hat uygulaması bekleme süresini düşürse bile, sistemin ilk aylarında geçici aksaklıklar yaşanması olağan karşılanıyor.
Belge güvenliği ise bu tablonun görünmeyen ama en kritik parçası olmayı sürdürüyor. Hızlı geçiş hatları, sahte veya değiştirilmiş belgelerle seyahat etmeye çalışanlar için cazip bir hedef hâline gelebiliyor. Bu nedenle bordo pasaport üzerindeki güvenlik unsurlarının düzenli olarak yenilenmesi ve okuyucu cihazların yazılımlarının güncel tutulması hayati önem taşıyor. Yüz tanıma ile çip doğrulamasının birlikte çalıştığı çift katmanlı sistemler, tek başına görsel kontrole dayanan yöntemlere göre çok daha yüksek başarı oranı sunuyor. Uzmanlar, hızlı hattın rastgele seçilen yolcularda ikincil kontrol yapılmasına imkân tanıyacak biçimde tasarlanmasının, caydırıcılığı koruyan en etkili yöntem olduğunu belirtiyor. Belge kaybı ve çalıntı belge bildirimlerinin üye ülkeler arasında anlık paylaşılması da aynı ölçüde önem taşıyor. Kayıp bildiriminin saatler yerine saniyeler içinde sisteme düşmesi, kötü niyetli kullanımın önündeki en güçlü engel olarak gösteriliyor.
Havacılık, turizm ve ticarette beklenen dalga etkisi
Kararların ekonomik yansımaları, güvenlik boyutu kadar geniş bir alanı ilgilendiriyor. Havacılık sektörü açısından geçiş sürelerinin kısalması, doğrudan aktarma performansına ve uçuş bağlantı kalitesine etki eden bir gelişme. Kısa aktarma süreleriyle bilet satmak isteyen taşıyıcılar için pasaport kontrolündeki her dakika, yeni güzergâh planlayabilme kapasitesi anlamına geliyor. Elinde Türk pasaportu bulunan yolcuların bölge havalimanlarında daha hızlı işlem görmesi, Türkiye merkezli taşıyıcıların Orta Asya hattındaki rekabet gücünü artırabilecek bir avantaj olarak değerlendiriliyor. Terminal işletmecileri açısından ise kuyrukların kısalması, yolcunun ticari alanlarda geçirdiği süreyi uzatarak havalimanı gelirlerini olumlu etkiliyor. Sektör temsilcileri, benzer düzenlemelerin uygulandığı bölgelerde yolcu memnuniyeti puanlarının belirgin biçimde yükseldiğini hatırlatıyor. Aktarma süresi kısalan bir merkezin bölgesel bir üs hâline gelmesi, uçuş ağı planlamasında yıllara yayılan bir avantaj yaratıyor.
Turizm tarafında ise etkinin daha yavaş ama daha kalıcı olması bekleniyor. Bölge ülkeleri arasındaki karşılıklı ziyaretlerin son yıllarda istikrarlı biçimde arttığı, özellikle kültür turizmi ve sağlık turizminde ciddi bir hareketlilik oluştuğu biliniyor. Seyahatin idari yükünün azalması, kısa süreli ve plansız yolculukları teşvik eden en güçlü etkenlerden biri olarak öne çıkıyor. Cebinde ay yıldızlı pasaport taşıyan bir yolcunun hafta sonu için Bakü’ye veya Semerkant’a gitme kararını dakikalar içinde verebilmesi, turizm acentelerinin ürün çeşitliliğini de doğrudan etkileyecek. Konaklama sektörü, bu tür kararların ortalama kalış süresini kısaltırken toplam ziyaret sayısını yükselttiğini gösteren örneklerden hareketle planlama yapıyor. Bölge havalimanlarında tarifeli sefer sayısının artması hâlinde bilet fiyatlarında da aşağı yönlü bir baskı oluşması muhtemel. Turizm gelirlerinin coğrafi olarak çeşitlenmesi, mevsimsel dalgalanmaların yumuşamasına katkı sağlayabilir.
Ticaret ve iş dünyası açısından tablo daha da somut bir görünüm kazanıyor. Bölge ülkeleriyle iş yapan şirket temsilcileri, yılda onlarca kez sınır geçişi yapmak zorunda kalıyor ve her geçişte kaybedilen süre doğrudan maliyete dönüşüyor. Hızlı hat uygulaması, özellikle günübirlik iş seyahatlerinde toplantı programlarının aksamadan yürütülmesini kolaylaştıracak. Lojistik sektöründe ise sürücü ve mürettebat geçişlerinin hızlanması, hem teslimat sürelerinin öngörülebilirliğini artıracak hem de kara ve hava kargo hatlarında yaşanan bekleme kaynaklı maliyetleri aşağı çekecek bir gelişme olarak okunuyor. Bu öngörülebilirlik, tedarik zinciri planlamasında stok maliyetlerini düşüren en değerli unsurlardan biri sayılıyor. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin bölge pazarlarına açılmasının önündeki caydırıcı etkenlerden biri de seyahatin idari yükü olduğu için, bu yükün hafiflemesi ihracatçı sayısını artırabilecek bir gelişme olarak yorumlanıyor. Fuar, iş görüşmesi ve tedarikçi ziyareti trafiğinin canlanması, bölge içi ticaret hacminin büyümesine ve ödeme ile lojistik altyapısının birlikte gelişmesine dolaylı katkı sağlayacak.
Altyapı yatırımları ise bu senaryonun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini belirleyecek asıl değişken durumunda. Ayrı kontrol bantları oluşturmak, terminal içinde fiziki alan ayırmayı, yeni okuyucu kabinler kurmayı ve yönlendirme sistemlerini baştan tasarlamayı gerektiriyor. Bazı havalimanlarında mevcut mimari buna elverişliyken, kapasitesini doldurmuş terminallerde ciddi tadilat ihtiyacı doğabiliyor. Personel planlaması da en az donanım kadar kritik bir başlık, çünkü hızlı hattın adına yakışır biçimde çalışması yeterli sayıda görevlinin aynı anda hizmet vermesine, vardiya düzeninin uçuş yoğunluğuna göre esnetilebilmesine ve görevlilerin ortak prosedürü aynı biçimde uygulamasına bağlı. Havacılık danışmanları, iyi tasarlanmamış bir ayrıştırmanın kuyrukları azaltmak yerine yalnızca yer değiştirmesine yol açabildiğini vurguluyor. Bu nedenle uygulamanın başarısı, açılan bant sayısından çok yolcu akışının bütününün doğru modellenmesine bağlı olacak. Yatırım maliyetinin üye ülkeler arasında nasıl paylaşılacağı da önümüzdeki dönemde tartışılacak başlıklar arasında yer alıyor.
Karşılaştırmalı bir bakış, beklentilerin gerçekçi bir zemine oturtulmasına yardımcı oluyor. AB içindeki serbest dolaşım rejimi bugünkü olgunluğuna birkaç on yılda ve pek çok ara düzenlemeyle ulaştı, üstelik süreç boyunca zaman zaman geri adımlar da atıldı. Türk dünyasındaki coğrafi mesafeler, farklı ekonomik yapılar ve değişken bölgesel güvenlik koşulları göz önüne alındığında benzer bir olgunluğun kısa sürede yakalanması zor görünüyor. Buna karşılık dijital altyapının bugün geldiği nokta, geçmişte on yıllar alan bazı adımların çok daha hızlı atılabilmesine imkân tanıyor. Ortak bir siyasi iradenin varlığı hâlinde, teknik uyumun beklenenden erken tamamlanması ihtimali göz ardı edilmiyor. Bulut tabanlı doğrulama sistemleri ve mobil kimlik uygulamaları, geçmişte pahalı donanım gerektiren işlemleri bugün çok daha düşük maliyetle mümkün kılıyor. Bu nedenle sürecin hızını belirleyecek asıl unsurun teknoloji değil, mevzuat uyumu ve kurumsal alışkanlıklar olacağı düşünülüyor.
Bütün bu başlıkların siyasi karşılığını bulacağı adres olarak Ankara’da düzenlenecek liderler zirvesi işaret ediliyor. Bakanlar düzeyinde olgunlaştırılan önerilerin devlet başkanları tarafından onaylanması, sürecin bağlayıcı bir takvime kavuşması anlamına gelecek. Zirveden çıkacak metinde somut tarihlerin ve pilot havalimanlarının yer alıp almayacağı, uygulamanın ciddiyetini ölçmek için en güvenilir gösterge olacak. Vatandaş açısından ise değişimin gerçek sınavı, açıklamaların yapıldığı salonlarda değil, terminaldeki bandın önünde geçirilen dakikalarda verilecek. Kapıda kaybedilen zamanın azalması, bölge ülkeleri arasındaki bağın söylem düzeyinde kalan soyut bir yakınlıktan, milyonlarca yolcunun günlük hayatında somut olarak hissettiği bir kolaylığa dönüşmesi anlamına gelecek. Önümüzdeki aylarda açıklanacak teknik ayrıntılar, bu dönüşümün hızını ve kapsamını netleştirecek. Sürecin takipçisi olan yolcular için en sağlıklı yaklaşım, resmî duyuruları beklemek ve seyahat belgelerini şimdiden güncel tutmak olacak.
