15 Temmuz Şehitler Köprüsü özelleştirilmesi İstanbul ulaşım altyapısının iki stratejik ayağından biri olan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü (15TŞK) ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü (FSM) üzerindeki işletme haklarının devredilmesini kapsayan devasa bir finansal projeksiyonu temsil etmektedir. Bu kapsamlı analiz çalışmasında Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından yürütülen ihale hazırlıklarını, Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) sorumluluğundaki bağlantı yollarını ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin bütçe gelirlerini artırmaya yönelik stratejik hamlelerini tüm detaylarıyla ele alıyoruz. Makalemiz dâhilinde Fransız altyapı devi Meridiam SAS ile yerli inşaat şirketleri arasında kurulan konsorsiyum temaslarını, ihalenin 4 ayrı paket halinde kurgulanma ihtimallerini ve uluslararası finans kuruluşlarının sürece bakışını adım adım açıklıyoruz. Ayrıca 2012 yılında gerçekleştirilen ve iptal edilen geçmiş ihale tecrübesinden yeni ihale modelindeki hukuki düzenlemelere, Hazine garantisi iddialarından araç geçiş ücretlerindeki olası değişimlere kadar merak edilen bütün sorulara tarafsız bir uzman gözüyle rehberlik ediyoruz. Konunun uluslararası piyasalardaki yansımaları ve Türkiye ekonomisine sunacağı nakit akışı katkısı da yine bu detaylı çalışmamızın temel omurgasını oluşturmaktadır.
Küresel Yatırımcıların Boğaz Geçiş Projelerine Olan Stratejik İlgisi
Uluslararası altyapı fonları ve dev inşaat konsorsiyumları Türkiye pazarlarında uzun süredir beklenen büyük altyapı hamleleri için yeniden harekete geçmiştir. Gündeme bomba gibi düşen 15 Temmuz Şehitler Köprüsü özelleştirilmesi süreci, yabancı sermaye gruplarının İstanbul Boğazı üzerindeki stratejik geçiş hatlarına olan güvenini açıkça ortaya koymaktadır. Küresel sermaye temsilcileri yerli müteahhitlik firmaları ile bir araya gelerek ihale paketleri için ortak girişim grupları oluşturmaktadır. Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan bu devasa ulaşım ağının işletme devri piyasalarda büyük bir heyecan dalgası yaratmıştır.
Fransa merkezli altyapı yatırım şirketi Meridiam SAS bünyesindeki üst düzey yöneticilerin Türk ortaklarla yürüttüğü görüşmeler sürecin somut bir zemin kazandığını kanıtlamaktadır. Sektör temsilcileri boğaz köprüleri işletme devri işlemlerinin küresel yatırımcı portföylerinde en likit ve getirisi yüksek varlıklar arasında görüldüğünü vurgulamaktadır. Günlük yüz binlerce araç geçiş kapasitesine sahip olan bu yapılar, nakit akışı sağlamlığı açısından uluslararası fonların iştahını kabartmaktadır. Yerli müteahhitlerin yabancı ortaklarla kuracağı konsorsiyum yapıları ihalenin rekabet gücünü tırmandıracaktır.
ÖİB tarafından yürütülen hazırlık safhasında uluslararası danışmanlık firmalarının teknik ve finansal raporlar hazırladığı bilinmektedir. İhale takviminin netleşmesiyle birlikte resmi şartnamenin uluslararası piyasalara duyurulması beklenmektedir. İstanbul genelindeki ulaşım talebinin sürekli artış göstermesi projelerin geri dönüş sürelerini oldukça cazip bir noktaya taşımaktadır. Küresel ekonomideki dalgalanmalara rağmen Boğaz geçişlerine olan talebin sabit kalması yatırımcılar için güvenli bir liman sunmaktadır.
Yerli sermaye gruplarının yabancı devlerle güç birliği yapması, ihale sürecinde teklif edilecek rakamların tavan seviyelere ulaşmasını sağlayacaktır. KGM kontrolündeki stratejik güzergahların özel sektöre açılması, devlet üzerindeki bakım ve işletme giderleri yükünü tamamen ortadan kaldıracaktır. Finansal analistler ihale sürecinin başarıyla tamamlanması halinde Türkiye uluslararası doğrudan yatırım girişlerinde rekor seviyelerin görülebileceğini ifade etmektedir. Önümüzdeki günlerde resmi başvuru süreçlerinin başlamasıyla birlikte rekabet kızışacaktır.
İhale Paketlerinin Yapısı ve Dört Ayrı Grup Kapsamında Planlanan Devirler
Teknik detayları şekillenen dev özelleştirme operasyonunda tek bir bütün halinde devir yapmak yerine riskleri bölen paket modelleri üzerinde durulmaktadır. Masadaki en güçlü seçeneğe göre 15 Temmuz Şehitler Köprüsü özelleştirilmesi işlemi 4 ayrı grup halinde yatırımcıların beğenisine sunulacaktır. Bu yöntem sayesinde hem farklı ölçekteki finansal grupların ihaleye katılımı teşvik edilmekte hem de rekabet ortamı en üst seviyeye çıkarılmaktadır. Her bir paketin kendi içerisinde otoyol bağlantıları ve köprü geçiş haklarını barındırması planlanmaktadır.
Stratejik planlama doğrultusunda 15TŞK ve FSM geçişlerinin yanı sıra Anadolu ile Avrupa yakasındaki binlerce kilometrelik otoyol ağları da devir kapsamına dahil edilmektedir. Sektör kulislerinde konuşulan köprü ve otoyol özelleştirmesi modeli, geçmiş yıllardaki hataların tekrarlanmaması amacıyla esnek bir yapıda kurgulanmıştır. Finansal danışman firmaların yaptığı simülasyonlar, parçalı devir yönteminin devlet gelirlerini katlayarak artıracağını göstermektedir. Bu sayede sermaye grupları kendi uzmanlık alanlarına uygun paketlere teklif verebilecektir.
İhale şartnamesinde işletme sürelerinin 20 ile 25 yıl arasında değişen periyotlarda belirlenmesi gündemdedir. İşletmeci firmalar belirlenen süre boyunca toll toplama, bakım, onarım ve modernizasyon yatırımlarından sorumlu tutulacaktır. Mülkiyetin tamamen devlette kaldığı bu yapıda sadece kullanım ve gelir toplama hakları özel sektöre aktarılacaktır. Düzenleyici kurumlar tarifelerin belirlenmesinde ve hizmet kalitesinin denetlenmesinde tam yetkili olmaya devam edecektir.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları da kurgulanan bu 4 paketli özelleştirme yapısını son derece rasyonel bulmaktadır. Şeffaf ve açık ihale usulüyle gerçekleştirilecek satışlar sayesinde bütçe açıklarının kapatılmasında devasa bir nakit girdisi sağlanacaktır. İhale şartlarının esnek tutulması Asya ve Kuzey Amerika merkezli emeklilik fonlarının da ilgisini çekmektedir. Sürecin tamamlanmasıyla birlikte Türkiye altyapı sektöründe yeni bir dönem başlayacaktır.
Geçmişten Günümüze Boğaz Geçiş İhalelerinin Tarihsel Gelişimi
Boğaz geçişlerinin özelleştirilmesine yönelik ilk ciddi girişim 2012 yılında gerçekleştirilmiş ve Türk siyasi tarihinde geniş tartışmalara yol açmıştır. O dönem yapılan dev ihalede Koç Holding A.Ş., UEM Group Berhad ve Gözde Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş. konsorsiyumu 5,7 milyar dolar ile en yüksek teklifi vermiştir. Ancak dönemin Başbakanı tarafından bu rakamın ülke varlıklarının değerini karşılamadığı belirtilmiş ve 7 milyar doların altındaki bir tutarın kabul edilemeyeceği ilan edilmiştir. Bu kararlı tutumun ardından 2013 yılında ihale süreci tamamen iptal edilmiştir.
Aradan geçen 13 yılın ardından günümüzde yaşanan gelişmeler boğaz geçişleri ihalesi konusunun yeniden devlet politikası haline geldiğini doğrulamaktadır. AKP hükümeti tarafından hazırlanan Orta Vadeli Program (OVP) hedeflerinde yer alan özelleştirme gelirleri bu dev projelerin tamamlanmasına dayanmaktadır. Geçmişteki 5,7 milyar dolarlık teklifin üzerine çıkılması ve güncellenmiş değerlemeler üzerinden işlem yapılması hedeflenmektedir. Piyasa uzmanları mevcut ekonomik parametreler ışığında yeni ihalenin çok daha yüksek bir finansal hacme ulaşacağını tahmin etmektedir.
Geçmiş ihalede yaşanan tecrübeler, yeni şartnamenin hazırlanmasında hukuki ve finansal açıdan kılavuz işlevi görmüştür. Mülkiyet devri yerine işletme hakkı devri modelinin tercih edilmesi kamuoyundaki hassasiyetleri azaltan en temel unsurdur. ÖİB yetkilileri uluslararası standartlarda bir ücretlendirme ve denetim mekanizması kurgulayarak kamu yararını en üst düzeyde korumayı amaçlamaktadır. Böylece hem devletin kasasına sıcak para girişi sağlanacak hem de sürdürülebilir bir altyapı yönetimi kurulacaktır.
Tarihsel süreç incelendiğinde Türkiye altyapı varlıklarının küresel sermaye açısından her dönemde yüksek bir çekim gücüne sahip olduğu görülmektedir. 2012 yılındaki ihalenin iptal edilmesinin ardından köprülerde gerçekleştirilen bakım ve modernizasyon çalışmaları varlık değerini katlayarak artırmıştır. Günümüzde tekrar raftan indirilen bu dosya, uluslararası yatırımcılar için kaçırılmayacak bir fırsat olarak nitelendirilmektedir. İhale gününün yaklaşmasıyla birlikte piyasalardaki beklenti tavan yapmıştır.
Hukuki Yapılandırma ve Mülkiyet Devri ile İşletme Hakkı Devri Farkı
Kamuoyunda oluşan yanlış algıların önüne geçmek amacıyla İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) tarafından kapsamlı bilgilendirme açıklamaları yapılmıştır. Açıklamalarda net bir dille vurgulanan husus 15 Temmuz Şehitler Köprüsü özelleştirilmesi işleminin kesinlikle bir mülkiyet satışı olmadığıdır. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre stratejik kamu varlıklarının topyekun satılması hukuken mümkün değildir. Yapılan işlem tamamen 1994 tarihli 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun çerçevesinde yürütülen bir işletme hakkı devridir.
Bu hukuki çerçevede köprülerin, viyadüklerin ve otoyolların mülkiyeti sonsuza kadar devlette kalmaya devam edecektir. Sadece belirli bir zaman dilimi için gişe gelirlerini toplama ve tesisleri işletme yetkisi ihaleyi kazanan şirkete verilecektir. Yapılan bu ayrım köprü işletme hakkı satışı süreçlerinin Anayasa ve ilgili mevzuata tam uyumlu olduğunu göstermektedir. İhaleyi alacak konsorsiyumlar belirlenen standartların dışına çıkamayacak ve devletin denetim mekanizmalarına tabi olacaktır.
Yatırımcı şirketler sözleşme süresi boyunca KGM tarafından belirlenen bakım ve onarım kriterlerini eksiksiz yerine getirmekle yükümlüdür. Asfalt yenileme, halat kontrolleri, deprem güçlendirme ve aydınlatma gibi devasa maliyet gerektiren işlemler özel sektör tarafından finanse edilecektir. Bu durum kamu bütçesi üzerindeki bakım harcamaları baskısını ortadan kaldırarak kaynakların diğer sosyal projelere aktarılmasına imkan tanıyacaktır. Devlet hem ciddi bir nakit geliri elde edecek hem de işletme risklerini özel sektöre devredecektir.
Sözleşme süresinin dolmasıyla birlikte tüm köprüler ve otoyol hatları bakımlı ve çalışır vaziyette tekrardan devlete teslim edilecektir. İşletmeci firmaların kural ihlali yapması veya hizmet kalitesini düşürmesi durumunda sözleşmeyi feshetme yetkisi ÖİB bünyesinde saklı tutulmaktadır. Hukuki altyapının bu derece sağlam kurgulanması uluslararası finans kuruluşlarının projeye kredi sağlamasını da kolaylaştırmaktadır. Böylece hem kamu hakları güvenceye alınmakta hem de özel sektör dinamizmi sisteme entegre edilmektedir.
Finansal Danışmanlık Süreçleri ve Ernst Young Tarafından Yürütülen Çalışmalar
Dev ihale sürecinin uluslararası standartlara uygun şekilde yürütülmesi amacıyla küresel finansal danışmanlık devi Ernst Young (EY) yetkilendirilmiştir. Danışman firma tarafından hazırlanan değerleme raporları köprü ve otoyolların önümüzdeki 25 yıllık gelir projeksiyonlarını detaylıca ortaya koymaktadır. Hazırlanan raporlarda araç geçiş sayıları, mevsimsel dalgalanmalar ve makroekonomik parametreler milimetrik hesaplamalarla analiz edilmektedir. Bu sayede ihaleye girecek konsorsiyumlar için şeffaf ve güvenilir bir veri odası oluşturulmaktadır.
Finansör kuruluşların projeye kaynak aktarırken aradığı en önemli kriter, bağımsız denetim raporlarının mevcudiyetidir. EY tarafından yürütülen teknik incelemeler 15 Temmuz Şehitler Köprüsü özelleştirilmesi dosyasının uluslararası kredi piyasalarında yüksek bir derecelendirme notu almasını sağlamaktadır. Yabancı bankalar bu detaylı raporlar ışığında konsorsiyumlara milyarlarca dolarlık kredi paketleri hazırlamaktadır. Profesyonel danışmanlık hizmetleri ihale sürecinin sorunsuz ilerlemesine zemin hazırlamaktadır.
Danışman firmanın sunduğu raporda alternatif fiyatlandırma ve gelir paylaşımı modelleri de yer almaktadır. Devletin kasasına girecek peşin ödeme miktarının yanı sıra yıllık cirodan pay alınması gibi karma modeller tartışılmaktadır. Bu esnek finansal mimari, kamu yararını maksimum seviyeye çıkarırken yatırımcıların risk marjlarını da dengelemektedir. Uluslararası fonların ihaleye olan ilgisi bu nitelikli hazırlık safhası sayesinde her geçen gün artmaktadır.
Gelinen noktada değerleme çalışmalarında sona yaklaşılmış ve ihale ilanı safhasına geçilmiştir. Hazırlanan şartname metinleri yatırımcıların erişimine açılarak teklif verme süreleri başlatılacaktır. EY danışmanlığında yürütülen bu şeffaf süreç, Türkiye’nin uluslararası finans camiasındaki prestijini de pekiştirmektedir. Bütçe gelirlerine devasa bir katkı sunması beklenen bu operasyon, önümüzdeki dönemin en başarılı altyapı projelerinden biri olmaya adaydır.
Özelleştirmenin Makroekonomik Etkileri ve Bütçe Hedeflerine Katkısı
ÖİB tarafından yürütülen bu devasa proje, Türkiye ekonomisinin orta vadeli mali hedeflerini yakalamasında kritik bir kaldıraç görevi görecektir. İhaleden elde edilecek milyarlarca dolarlık Peşin ödeme, Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçe açıklarının kapatılmasında doğrudan kullanılacaktır. Küresel piyasalardan ülkeye girecek olan taze döviz girdisi, merkez bankası rezervlerinin güçlenmesine ve Türk Lirası üzerindeki baskıların azalmasına büyük katkı sağlayacaktır. Makroekonomik istikrarın pekiştiği bu dönemde atılan adım, yabancı yatırımcı güvenini tırmandıracaktır.
Devasa nakit akışının yanı sıra operasyonel maliyetlerin özel sektöre devredilmesi yıllık bazda milyarlarca liralık tasarruf sağlayacaktır. İşletmeci firmaların yapacağı teknolojik altyapı ve otoyol genişletme yatırımları, ulaşım kalitesini yükselterek lojistik sektörüne ivme kazandıracaktır. Karayolu taşımacılığında yaşanan zaman kayıplarının azalması, genel ülke ekonomisindeki verimlilik katsayılarını olumlu yönde etkileyecektir. Özel sektörün dinamizmi sayesinde gişelerdeki geçiş sistemleri son teknolojiyle yenilenecektir.
Finansal analistler ihale gelirlerinin iç borçlanma ihtiyacını azaltacağını ve devlet tahvili faizlerinde gerilemeye yol açacağını öngörmektedir. Ülke risk priminin (CDS) düşmesine imkan sunan bu tür büyük ölçekli sermaye girişleri, Türk şirketlerinin yurt dışından daha uygun koşullarda borçlanmasına da kapı aralayacaktır. Dolayısıyla köprü ve otoyol devirleri sadece bir varlık yönetimi değil, aynı zamanda genel bir ekonomik ferahlama projesidir. Ekonomi yönetiminin bu stratejik hamlesi piyasalar tarafından takdirle karşılanmaktadır.
Yatırımcı konsorsiyumların öz sermaye dışında kullanacağı uluslararası krediler, Türkiye finans sektörüne olan küresel entegrasyonu daha da derinleştirecektir. Yabancı bankaların bu projelere uzun vadeli sendikasyon kredileri sağlaması, ülke ekonomisinin geleceğine duyulan inancın en somut kanıtıdır. Bütçe disiplininden taviz verilmeden yürütülen bu süreç, Türkiye’nin kalkınma hedeflerini hızlandıracaktır. Önümüzdeki yıllarda bu tür kamu-özel iş birliği modellerinin farklı sektörlerde de yaygınlaşması beklenmektedir.
Vatandaşlar ve Sektör Temsilcileri Açısından Gelecek Dönem Beklentileri
Geçiş ücretleri ve hizmet kalitesi hususu, araç sahiplerinin ve lojistik firmalarının en çok odaklandığı başlıklar arasında yer almaktadır. Sözleşme şartnamelerinde araç geçiş tarifelerinin yıllık enflasyon ve ekonomik parametreler çerçevesinde tavan sınırlar dahilinde belirleneceği hüküm altına alınacaktır. Şirketlerin keyfi zam yapması veya fahiş fiyat uygulamalarına gitmesi kanunen engellenecektir. Devletin düzenleyici ve denetleyici rolü sayesinde vatandaşların mağdur edilmesi kesinlikle söz konusu olmayacaktır.
Özelleştirme sonrasında köprü ve otoyollardaki bakım standartlarının tırmanması, sürüş güvenliğini ve konforunu üst seviyeye çıkaracaktır. Akıllı ulaşım sistemlerinin entegre edilmesiyle birlikte olası kaza ve arıza durumlarına anında müdahale edilecek, trafik akışındaki tıkanıklıklar minimize edilecektir. Lojistik sektörü temsilcileri, daha hızlı ve güvenli geçiş imkanlarının yakıt ve zaman tasarrufu sağlayarak nakliye maliyetlerini düşüreceğini ifade etmektedir. Bu durum nihai tüketici fiyatlarına da olumlu bir yansıma yapacaktır.
Sosyal boyutuyla da değerlendirilen proje, bölgesel istihdama doğrudan katkı sunacaktır. İşletmeci şirketlerin bünyesinde istihdam edilecek mühendisler, teknik personeller ve saha çalışanları yeni iş imkanlarına kavuşacaktır. Tesislerin çevresinde yer alan dinlenme alanları ve servis istasyonları modernization çalışmalarıyla ticari birer cazibe merkezine dönüştürülecektir. Yerel ekonomileri canlandıran bu yatırımlar, bölge halkı tarafından da memnuniyetle karşılanacaktır.
Gelecek projeksiyonlarında Boğaz geçişlerinin dünya standartlarında bir teknolojik altyapıya kavuşacağı netleşmektedir. Şeffaf yönetim ilkeleri ve yüksek hizmet kalitesiyle işletilecek olan hatlar, İstanbul’un küresel bir metropol olma vizyonunu pekiştirecektir. Vatandaşlar hem güvenli seyahat etmenin konforunu yaşayacak hem de kamu kaynaklarının verimli kullanılmasına tanıklık edecektir. Sürecin tüm taraflar açısından kazan-kazan ilkesiyle tamamlanması en büyük temennidir.
Siyasal Kulisler ve Muhalefet Kanadının Özelleştirmeye Yaklaşımı
Siyaset dünyasının gündeminde üst sıralara tırmanan özelleştirme kararı, iktidar ve muhalefet partileri arasında çetin tartışmalara sahne olmaktadır. Muhalefet sözcüleri stratejik ulaşım hatlarının özel sektöre devredilmesinin kamu yararına aykırı olduğunu savunmakta ve ihaleye sert eleştiriler yöneltmektedir. İhaleyi kazanacak konsorsiyumlara Hazine tarafından borç üstlenim taahhütleri verileceği iddiaları meclis kürsülerinde sıkça dile getirilmektedir. Muhalefet kanadı, geçiş gelirlerinin yurt dışına aktarılacağını ileri sürerek projelerin durdurulması çağrısında bulunmaktadır.
İktidar kurmayları ise muhalefetin bu eleştirilerine somut veriler ve kanuni düzenlemelerle yanıt vermektedir. Yapılan işlemlerin bir satış değil, süreli bir işletme devri olduğu ve tüm mülkiyet haklarının devlette kaldığı defaatle vurgulanmaktadır. Hazine garantisi iddialarının gerçeği yansıtmadığı, aksine devletin kasasına herhangi bir yük girmeden devasa bir nakit girdisi sağlanacağı belirtilmektedir. Kamu kaynaklarının daha verimli alanlara yönlendirilmesi hedeflenmektedir.
Siyasi kulislerde yürütülen bu sert tartışmalar, ihaleye girecek yatırımcı konsorsiyumlar tarafından da yakından takip edilmektedir. Hukuki güvencelerin ve sözleşme şartlarının sağlamlığı, siyasi risklerin bertaraf edilmesinde en önemli teminat olarak öne çıkmaktadır. İngiliz ve uluslararası tahkim kurallarının geçerli olduğu sözleşme metinleri, yatırımcıların haklarını küresel hukuk güvencesi altına almaktadır. Siyasi tartışmaların gölgesinde ilerleyen süreçte nihai kararı kamu yararı belirleyecektir.
Seçim dönemi yaklaşırken siyasi partilerin özelleştirme politikaları üzerindeki söylemleri daha da keskinleşmektedir. Ancak ekonomik gerçeklikler ve bütçe hedefleri doğrultusunda atılan bu adımların geriye dönük olarak iptal edilmesinin hukuki ve finansal maliyetleri oldukça yüksektir. Devlet aklı ve kurumsal devamlılık ilkeleri çerçevesinde yürütülen özelleştirme operasyonu, Türkiye’nin gelecekteki altyapı vizyonunu şekillendirmeyi sürdürecektir. Tarafların sağduyulu yaklaşımları sürecin sağlıklı tamamlanmasını sağlayacaktır.
Özelleştirme Sürecinin Gelecek Vizyonu ve Genel Değerlendirme
Özelleştirme programının başarıyla tamamlanması, Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıldaki altyapı ve finansman stratejilerini kökten değiştirecektir. Şeffaf ve uluslararası katılımın yüksek olduğu bir ihale süreci, diğer sektörlerde gerçekleştirilecek özelleştirmeler için de emsal teşkil edecektir. Küresel sermayenin Türkiye piyasalarına olan ilgisinin artması, farklı alanlardaki doğrudan yatırımları da tetikleyecektir. Ülke ekonomisinin sürdürülebilir büyüme kulvarında ilerlemesi için bu tür devasa projelerin hayata geçirilmesi şarttır.
Sonuç olarak değerlendirildiğinde gündeme damga vuran 15 Temmuz Şehitler Köprüsü özelleştirilmesi operasyonu sadece bir finansman arayışı değil, aynı zamanda stratejik bir altyapı reformudur. Makalemizde baştan sona detaylandırdığımız üzere otoyol ve köprü özelleştirme süreci hem bütçe disiplininin korunmasında hem de hizmet kalitesinin yükseltilmesinde hayati bir role sahiptir. Devletin mülkiyet haklarını saklı tutarak gerçekleştirdiği bu köprü işletme hakkı satışı hamlesi, kamu yararını en üst düzeyde gözeten modern bir yönetim anlayışının ürünüdür. Önümüzdeki günlerde resmiyet kazanacak ihale sonuçları Türkiye ekonomisinin geleceğine duyulan küresel inancı bir kez daha tescil edecektir.












