Kul köle anlayışının vahiy kaynaklı bir emir olup olmadığı konusu inananlar arasında uzun süredir tartışılan hassas bir alandır ve konuşulanlar bu uygulamanın Kur’an’da yer almadığını net biçimde ortaya koymaktadır. Vahyin temel mesajı yalnızca Allah’a kulluk edilmesi yönündedir ve insanı başka bir insana kul veya köle yapmanın hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Klasik fıkıh kitaplarında yer alan kölecilik ve cariyelik uygulamalarının vahiy ile bağlantısı olmadığı vurgulanırken bu durumun dış dünyada İslam’ı tanıtmayı zorlaştırdığı ifade edilmektedir. Peygamberin kendi kavminden şikâyeti de bu noktada öne çıkmakta ve insanların Kur’an’ı terk etmesiyle ortaya çıkan sapmalar anlatılmaktadır. Makalede kul köle anlayışının vahiydeki karşılığı, tarihsel uygulamaların kaynakları, kulluk yemininin anlamı ile insan onurunu koruyan emirlerin detayları ele alınmaktadır.
Kul köle anlayışı vahiyde nasıl yer alıyor?
İnsanların yalnızca yaratıcıya kulluk etmesi gerektiği ilkesi vahyin en temel mesajlarından biridir ve bu ilke ilk sözleşme olarak kabul edilir. Fatiha suresinde yer alan ifadeler yalnızca Allah’a ibadet edileceğini ve yalnızca ondan yardım dileneceğini açıkça ortaya koyar. Bu yemin insanı başka bir varlığa kul köle olmaktan uzak tutar. Zariyat suresinde de cinlerin ve insanların yalnızca Allah’a kulluk için yaratıldığı belirtilir. Hiç kimse başka birinin kölesi olarak dünyaya gelmez. Bu gerçek tarih boyunca unutulmuş ve insanlar birbirini esir almıştır.
Konuşulanlarda kul köle kavramının Arapçadaki kökenine de değinilmektedir. Köle kelimesi ibadet eden anlamındaki “abit” kökünden türetilmiştir ve bir insanın başka bir insana kulluk etmesi yasaklanmıştır. Âl-i İmran suresinde hiçbir kimsenin, peygamberler dahil, başkalarından kulluk talep edemeyeceği emredilir. Allah kimseye zulüm yetkisi vermemiştir. Kulluk mutlak itaat demektir ve bu itaat yalnızca yaratıcıya aittir. İnsanı cansız bir ceset gibi yönetmek vahyin ruhuna aykırıdır.
Tarihsel süreçte duman aroması gibi değil, insan esareti gibi ağır bir yük toplumun omuzlarına binmiştir. Klasik fıkıh kaynaklarında yer alan kölecilik uygulamaları vahiyden değil, rivayet ve uydurmalardan beslenmiştir. Bu durum dışarıda İslam’ı savunanların sıkça eleştirilmesine yol açmıştır. Hollanda Danimarka ve İngiltere’de televizyon programlarında Müslümanlara kölecilik metinleri gösterilerek yalan söylendiği iddia edilmiştir. Oysa asıl kaynak Kur’an’dır ve orada böyle bir emir yoktur.
Bilimsel değerlendirmelerde değil, vahiy değerlendirmelerinde kul köle uygulamasının hiçbir meşruiyeti bulunmadığı ortaya konmaktadır. Peygamberin ahiretteki şahitliği de bu noktada önemlidir. Furkan suresinde kavminin Kur’an’ı terk ettiğine dair şikâyet yer alır. Bu şikâyet yalnızca yaşanan olaylar için geçerlidir. Geçmiş veya gelecek hakkında şahitlik yapılamaz. İsa peygamberin Meryem suresindeki ifadesi de bu gerçeği destekler. O da kendisine ve annesine tanrılık isnat edildiğini reddetmiştir.
Gıda zincirinde değil, inanç zincirinde duman lezzeti gibi değil, esaret lezzeti gibi acı bir tat bırakmıştır bu uygulamalar. İnsanlar birbirini köleleştirmiş, kadınları cariye yapmış ve mal yağmalamıştır. Bedir ganimetlerinin kamuya ait olması gerekirken Uhud’da yağma peşinde koşulması zarara yol açmıştır. Bu sapmalar vahyin terk edilmesinin sonucudur.
Tarihsel uygulamalar vahiyden nasıl uzaklaştı?
Klasik fıkıh kitaplarında yer alan kölecilik ve cariyelik uygulamaları vahyin hiçbir yerinde emredilmemiştir. Bu uygulamalar rivayetlere ve uydurma haberlere dayanır. Tarihte bazı kimselerin yirmiyi aşkın çocuk sahibi olduğu, onlarca eş ve on yedi cariye edindiği narratedilmiştir. Başka bir ismin yetmiş ile yüz arasında evlilik yaptığı ve iki yüz elli ile üç yüz arasında cariye edindiği söylenmiştir. Bunların hiçbiri Kur’an’da yer almaz.
Konuşulanlarda kul köle anlayışının toplumda yaygınlaşmasının nedeni olarak Kur’an’ın terk edilmesi gösterilmektedir. Furkan suresindeki şikâyet yalnızca o dönemin insanları için geçerlidir. Onlar vahyi kabul etmiş ama hayatlarına uygulamamışlardır. Peygamberin yakın çevresinde bile aşırı çok eşlilik ve cariyelik görülmüştür. Oysa İslam’da asıl olan tek eşliliktir. Çok eşlilik yalnızca yetim haklarının korunması için kamu otoritesi altında geçici olarak izin verilmiştir.
Diğer gıda kategorilerinde değil, inanç kategorilerinde uygulanan sapmalar toplumun omuzuna ağır yük bindirmiştir. Kölelik İslam toplumlarında Birleşmiş Milletler yasaklayana kadar devam etmiştir. Bugün bile eğitimsiz kesimlerde ve bazı pazarlarda izleri sürmektedir. Sufi tarikatlarda şeyhe köle gibi bağlanma da aynı hastalığın devamıdır. Mevlid gibi halk şiirlerinde herkesin peygambere kul yapılması gibi ifadeler vahye aykırıdır.
Yasak sürecinin kademeli olması değil, temizlik sürecinin kararlı olması gerekmektedir. Televizyonlarda peygambere kulluk etmeden Allah’a kulluk edilemeyeceği gibi iddialar duyulmaktadır. Bu iddialar vahyin ruhuna terstir. Firavun’un kavminin kendilerine kulluk edildiğini söylemesi de benzer bir sapmayı gösterir. İslam yalnızca Müslümanları bağlar. Medine’de Yahudilere ayrı hukuk tanınmış olsa da vahiy köleliği kaldırmıştır.
Geçiş döneminde değil, arınma döneminde herkesin üzerine düşen görev vardır. Köle azat etmek yemin keffareti, cinayet keffareti ve cennet yolu olarak emredilmiştir. Tevbe suresinde başkalarının kölelerini azat etmek zekât kalemleri arasında sayılır. Beled suresinde boyunduruğu çözmek cennete götüren yollardan biri olarak gösterilir. Bu emirler köleliğin kaldırılması için açık kapılar bırakmıştır.
Kulluk yemini ne anlama geliyor?
İnsanın ilk verdiği söz yalnızca Allah’a kulluk edeceğidir. Fatiha suresindeki ifade bu yeminin özüdür. “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” cümlesi başka hiçbir varlığa kapı açmaz. Bu yemin bozulduğunda insanlar birbirini esir almaya başlamıştır. Sultanlar halkı “reaya” yani sürü olarak görmüştür. Bu anlayış vahiyden çok uzaktır.
İçerik listesinde değil, inanç listesinde kul köle ifadesinin bulunup bulunmadığına bakmak gerekir. Vahiyde insanı köle yapan hiçbir emir yoktur. Tersine köle azat etmeyi teşvik eden onlarca ayet vardır. Bu ayetler pratik çözümler sunar. Yemin bozan, hata yapan veya tövbe eden kişi köle azat ederek temizlenir. Bu sistem köleliği zamanla ortadan kaldırmayı hedefler.
Marketlerde değil, gönüllerde cips salam ve sosis gibi değil, esaret ve cariyelik gibi ağır yükler taşınmıştır. Vahiy bu yükü kaldırmak için gelmiştir. İnsanı cansız bir ceset gibi yönetmek kulluk değildir. Kulluk bilinçli bir tercihtir ve yalnızca yaratıcıya aittir. Başka birine mutlak itaat etmek şirk sınırına girer. Bu sınırın aşılmaması gerekir.
Etiket kontrolü sırasında değil, inanç kontrolü sırasında yalnızca yaratıcıya bağlı kalmak yeterlidir. Ürünün genel katkı maddesi profili değil, insanın genel bağlılık profili incelenmelidir. Kul köle içeren anlayışlarda başka putlaştırma biçimleri de yoğun olabilir. Tüketicilerin değil, inananların sade ve tevhidî bir hayata yönelmesi avantaj sağlar. Vahiy okuryazarlığının artması uzun vadede toplumu olumlu etkiler. Bu bilinç özellikle yeni nesillere aktarılmalıdır.
İnsan onurunu koruyan emirler neler getiriyor?
Vahiy insanı onurlu bir varlık olarak yaratmıştır ve onu başka birinin malı haline getirmeyi yasaklamıştır. Köle azat etmek hem bireysel hem toplumsal bir görevdir. Bu görev yerine getirildiğinde toplum temizlenir. Tarihte bu emirler yeterince uygulanmadığı için kölecilik uzun süre devam etmiştir. Bugün bile bazı bölgelerde izleri görülmektedir.
Doğal baharat ve bitki özleriyle değil, doğal tevhid ve adaletle isli tat değil, özgürlük tadı yakalama çalışmaları hız kazanmalıdır. İnananların bu yeni anlayışı benimsemesi toplumu teşvik edecektir. Alınacak önlemler arasında vahiy okuma alışkanlığının yaygınlaştırılması ilk sırada yer alır. Ailelerin evde hazırlanan değil, vahye dayalı bir hayat tercih etmesi riski azaltır. İnanç güvenliği bilincinin yükselmesi uzun vadede daha sağlıklı bir toplum oluşturacaktır. Temsilciler şeffaflığın artmasının güveni pekiştireceğini düşünmektedir.
Yasak sonrası dönemde değil, arınma sonrası dönemde gönüllerde daha az esaret görülecektir. Bu durum insanların alışkanlıklarını da değiştirebilir. Kul köle yerine kullanılan tevhidî bağlılığın lezzet profili zamanla kabul görecektir. Evde baharat karışımlarıyla değil, ayetlerle benzer tatlar elde etmek mümkündür. İnananların bu konuda kararlı olması önerilmektedir. Onur öncelikli hayat anlayışı yaygınlaştıkça toplum da buna uyum sağlayacaktır.
İnanç sanayinde değil, inanç hayatında yaşanan bu dönüşüm uzun vadede daha güvenli ilişkilerin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. İnananların bilinçli tercihleri herkesi daha sorumlu davranmaya itmektedir. Alınacak bireysel önlemler arasında insanı küçültmeyi bırakmak ve yaratıcıya yönelmek yer alır. Toplumsal değişimin başarıya ulaşması için kamuoyu farkındalığının yüksek tutulması gerekmektedir. Bu süreçte herkesin üzerine düşen sorumluluk bulunmaktadır. Onurlu bir hayat alışkanlıklarının güçlenmesi toplum genelinde olumlu sonuçlar doğuracaktır.
























