Bülent Arınç Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) kurucularından ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) eski Başkanı olarak Süleymanlılar Cemaati (Süleymancılar) soruşturmasına dair yazılı bir değerlendirme yayımladı. Metinde Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) aykırılıkları, soruşturma gizliliği ve masumiyet karinesi öne çıktı. Sosyal medyada kişilerin infaz edildiği, sürecin özensiz yürüdüğü ve fethi kabre kadar gidildiği savı yer aldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek ile İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’den hassasiyet beklentisi dile getirildi. Yazının devamında açıklamanın hukuki omurgası, cemaat tarihine dair tanıklık, siyasi destek sorusu ve operasyonun resmî çerçevesi ele alınıyor. Şimdi ilk bakış, usul tartışmasının neden bu kadar gerginleştiğine çevrilmelidir.
Soruşturma gizliliği neden masumiyet karinesiyle birlikte anılıyor?
TBMM eski Başkanı, halk arasında Süleymancılar diye bilinen yapıya ilişkin soruşturmada CMK kurallarına açık aykırılıklar bulunduğunu savundu. Aykırılıkların sonucu olarak masumiyet karinesinin fiilen ortadan kalktığını söyledi. Soruşturma evresinde gizliliğin esas olduğunu hatırlattı. Gizlilik delinince sosyal medya, mahkeme salonunun yerini alıyor. Salonun yerini alan ekran ise kişiyi geri dönülemez biçimde damgalıyor. Damga, beraat gelse bile yıllarca silinmeyebilir.
Süreç o kadar özensiz yürüyor ki insanlar etiketleniyor, cümlesi metnin en sert yeridir. Fethi kabir uygulamasının ardından ne hukuk ne adli tıp bilgisi olan kişilerin yeni suçlu aradığı eleştirisi de buraya eklenir. Bu eleştiri, kabir açmanın kendisini değil etrafındaki spekülasyonu hedef alır. Spekülasyon büyüdükçe delil ile dedikodu aynı rafa konur. Aynı rafa konan şey adaleti hızlandırmaz, gölgeler. Gölge, hem şüpheliye hem mağdur yakınına zarar verir.
Bülent Arınç bu noktada savcı, kolluk ve hâkimden titizlik ister. Hukukun gereği yapılsın, sonuç hep birlikte alkışlansın der. Alkış cümlesi, soruşturmayı durdurma çağrısı değil usulü düzeltme çağrısıdır. Usul düzelmezse hüküm inandırıcı olmaz. Hüküm inandırıcı olmazsa toplum ikiye bölünür. Bölünen toplumda her dosya siyasi okunur.
Karşı açı da aynı dosyadan okunmalıdır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı dosyayı cemaatin tamamına değil Alihan Kuriş adıyla anılan çıkar amaçlı örgüt iddiasına bağlar. 13 Ağustos’ta 17 ilde başlayan operasyonun ardından tutuklamalar, kayyumlar ve yeni dalgalar geldi. Eski Meclis Başkanı usulü konuşurken iddia makamı suçun maddi boyutunu konuşur. İki konuşma aynı anda doğru durabilir. Asıl tehlike, birini diğerinin yerine koymaktır.
Tarihî tanışıklık siyasi mesafeyi nasıl açıklıyor?
Kıdemli isim, bu oluşumu eskiden beri tanıdığını fakat mensubu olmadığını belirtir. Hukuk Fakültesi yıllarında Kemal Kaçar ile tanışmışlığı olmuştur. Süleyman Hilmi Tunahan önderliğinde, Kur’an okumanın ve öğretmenin zorlaştığı dönemlerden itibaren kurslar üzerinden eğitim verildiğine inandığını söyler. Gittiği şehirlerde dostane ilişki yürüttüğünü anlatır. Onları Kur’an hizmetkârı insanlar olarak hatırlar. Hatıra, bugünkü iddianın yerine geçmez. Yine de kamuoyundaki toptan damgayı yumuşatır.
Rahmetli Ahmet Arif Denizolgun ile aynı yıl milletvekili olduğunu anımsatır. 2011 seçimleri sırasında genel başkanın bilgisi dâhilinde üç dört özel görüşme yaptığını yazar. Destek sağlayamadığını açıkça söyler. Mesafe, iki kardeşten birinin AK Parti’ye milletvekili olarak girmesi ve diğerinin buna karşı çıkmasıyla açılmıştır. Yıllar sonra kavga, kuzenler arasında mal mülkiyet uyuşmazlığına dönüşmüştür. Deneyimli siyasetçi burada taraf olamayız der. Taraf olmamak, suç varsa yargılanmasın demek değildir.
Bülent Arınç, ismi geçen temiz ve mükemmel insanlar bulunduğunu, isimlerinin geçmesini bile mahzurlu gördüğünü belirtir. Bu cümle masumiyet karinesinin kişisel dilidir. Kişisel dil, savcılığın 54 kişilik gözaltı ve 11 şirket ile 3 derneğe kayyum kararını iptal etmez. Ancak listenin her adını aynı kefeye koymayı zorlaştırır. Listede kim örgüt iddiasının öznesidir, kim çevre isimdir? Bu ayrım yapılmazsa kurs hocası ile şirket yöneticisi aynı manşette erir.
Kurucu kadro üyesi, cemaat ve tarikatların sosyolojik yapılar olduğunu da hatırlatır. Bütün dünyada benzer örgütlenmeler vardır. Türkiye’de de her dönemde var olmuşlardır. Süleymancılar denince bir kısım Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) zihniyeti taşıyan seslerin toptan kapatılsın korosuna dönmesini yanlış bulur. Yanlış bulmak, her yapıyı kutsamak anlamına gelmez. Sosyoloji ile ceza hukuku ayrı raflardır. Raf karışırsa hem inanç özgürlüğü hem suçla mücadele zedelenir.
Resmî çizgi ise sık sık şu cümleye yaslanır. Operasyon bir akıma, bir tarikata değil suç örgütü iddiasına yöneliktir. İçişleri Bakanlığı dilinde cemaat sözcüğü yerine daha mesafeli bir adlandırma tercih edilir. Tercih, siyasi maliyeti düşürmek içindir. Maliyet düşünce taban rahatlar. Tablo yine de sadeleşmez, çünkü aynı günlerde 200 kilogram külçe altın ve 1,34 milyar liralık değer konuşulur. Konuşulan değer, usul eleştirisini susturmaz. Susturmaz, çünkü büyük rakam da gizlilik kuralını askıya almaz.
Yazılı açıklamayı yapan isim, kanuna göre açıkça suç teşkil eden iş varsa üzerine gidileceğini ve gidilmek zorunda olunduğunu da ekler. Bu ek, metni bir savunma nutkundan ayırır. Ayırır ama soruyu silmez. Soru şudur. Destekleselerdi yine de bu tempo tutulur muydu?
Siyasi destek sorusu bakana neden yöneltildi?
Bülent Arınç, kendisine yöneltilen soruyu saklamaz. Bu cemaat AK Parti’yi destekleseydi başlarına böyle bir iş gelir miydi? Böyle bir operasyon olur muydu? Cevabı peşin düşmanlık yoktur, desteklesin ya da desteklemesin kendi işine baksın, millete faydalı olsun biçiminde kurmak istediğini söyler. Suç varsa üzerine gidilir. Bu cümleyi rahatlıkla kurabilmeyi Adalet ve İçişleri bakanlarından beklediğini belirtir. Beklenti, bakanı hedef almak kadar ölçüyü hatırlatmaktır.
Soru, Türkiye siyasetinin yumuşak karnına dokunur. Cemaatler uzun yıllar oy, teşkilat ve sosyal hizmet üretti. Üretim kesilince ya da mesafe açılınca dosyalar hızlanır mı? Hızlanan dosya hukuken doğru olsa bile toplumsal olarak şüphe doğurur. Şüphe, hükmü değil meşruiyeti yer. Meşruiyet yerse yarın başka bir yapıya da aynı soru sorulur.
Kurucu ismin 2011’deki destek arayışını bugün anlatması, geçmiş ile bugünü aynı kareye getirir. Kare, nostalji için değil tutarlılık testi içindir. Tutarlılık testi şunu sorar. Dün konuşulan kapı bugün neden soruşturma kapısıdır? Cevap suç iddiasındaysa kapı meşrudur. Cevap yalnızca siyasi soğukluksa kapı tartışmalıdır. Bülent Arınç her iki ihtimali de metinde tutar. Tuttuğu için metin tek yönlü bir manifesto olmaz.
Usul, delil ve kamuoyu aynı anda nasıl taşınır?
Alınacak önlem önce soruşturma disiplinidir. Sızıntı durdurulur, ifade özeti sosyal medyaya düşmez, fethi kabir gibi hassas işlemler uzman diliyle açıklanır. Açıklama yoksa boşluğu en sert iddia doldurur. Dolduran iddia, adli tıbbı da siyaseti de yorar. Yorulan kurum, doğru hüküm verse bile geç inanılır.
Sektörel etki yurt, kurs, şirket ve kayyum hattında görünür. Eğitim ve barınma ağı durursa binlerce öğrenci ve veli aynı anda sarsılır. Şirkete kayyum, ticari hayatı dondurur. Dondurma, suç varsa gerekli bir tedbir olabilir. Tedbir orantısızsa istihdam ve bağışçı güveni çöker. Güven çökünce yapı değil çevre de zarar görür. Çevre zararı, ileride beraat eden isimleri bile toparlayamaz.
Hukukçuların derinlemesine uyarısı sadedir. Örgüt iddiası ciddi ise delil de ciddi sunulmalıdır. Delil ciddiyse gizlilik daha da kıymetlenir. Kıymet bilinmezse duruşma salonundan önce linç tamamlanır. Linç tamamlanınca hâkimin işi ağırlaşır. Ağırlaşan iş, hem iddia makamını hem savunmayı yıpratır.
Kıdemli ismin metni bu yüzden tek bir cemaati aklama metni gibi okunmamalıdır. Metin, toptancı düşmanlığı da toptancı aklamayı da reddeder. Red, ortayı bulmak için değil eşiği korumak içindir. Eşik korunursa suçlu cezayı, masum adını geri alır. Eşik korunmazsa yarın başka bir soruşturma da aynı kısır döngüye düşer.
Sonuçta alkışlanacak olan sonuç değil usuldür. Usul bozulursa sonuç ister mahkûmiyet ister beraat olsun gölgeli kalır. Gölgeli kalan her dosya siyaseti de yargıyı da yorar. Yorgunluk artmasın istiyorsak soru sakin sorulmalıdır. Destekleselerdi yine de gider miydik? Giderdik diyebilmek, yalnızca bir cümle değil kurumsal bir imtihandır. İmtihanı geçen taraf, cemaati değil hukuku büyütmüş olur.
























