Ülke siyasetinde bazı gelişmeler vardır ki zamanlaması, içeriği ve yarattığı kırılmalarla birlikte hafızalara uzun süre kazınır. 22 Mayıs 2026, tam da böyle bir gün olarak tarihe geçti. Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yaklaşık 6 aylık bir sessizliğin ardından yayımladığı video mesajıyla kamuoyunu derinden sarstı. Bu sürpriz çıkış, ardından gelen yargılama kararıyla birleşince kapsamlı güç ama siyasi açıdan son derece anlamlı bir tablo ortaya çıktı. Söz konusu gelişmeler, muhalefet cephesinde yalnızca bugünü değil, yakın gelecekte doğrudan belirleyecek bir süreç haberi niteliğinde.
Kılıçdaroğlu’nun videosu, partinin CHP hakkında tam anlamıyla anlatır bir dil kullandı. Eski genel başkan, “Bu ulu çınarın gölgesi haramın ve kirlenmişliğin sığınağı asla ve asla olamaz” diyerek dünyadaki seçmenin oylarıyla gittiği partiyi bu ifadeyle nitelendirdi. Söz konusu sözler, hem çekişme hem de iktidar kulislerinde çok farklı biçimlerde yankı buldu. Genel siyasi değerlendirmelere göre bu açıklamaya göre, CHP Kırıklarını derinleştirmek için son derece uygun bir zemin hazırlandı.
CHP’yi sarsan mahkeme kararı ve siyasi yasa tasarısı
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 22 Mayıs 2026 tarihinde verdiği kararla CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Kurultayı’nı “mutlak butlan” iptal etti. Daire başkanı Murat Öztürk’ün liderliğinde oy birliğiyle alınan bu kararda, Genel Başkan Özgür Özel ile Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu işlemlerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına karar verildi. Karara göre, 4-5 Kasım 2023 öncesinde genel başkan Kılıçdaroğlu ile önceki dönem parti organlarının da tedbiren ve geri dönüşü öngörülmüştü. Bu gelişmeyle birlikte, tüm olağan ve olağanüstü kurultaylar ile o miktarda bu yana alınan tüm kararlar da hükümsüz sayıldı. Hukukçular, söz konusu kararın hukuki yargılama uygulamalarında son derece nadir rastlanan bir uygulama örneği olduğunu vurguluyor.
Mutlak butlan ne anlama gelir? Hukuki terminolojide bu kavram, bir hukuki işlemin bölünmesinden kesin geçersiz biçimde söylendiğini ifade ediyor. Dolayısıyla Özgür Özel’in Kasım 2023 kurultayında genel başkanlık seçiminde, bu karar çerçevesi geçmişe dönük olarak hiç gerçekleşmemiş gibi kabul ediliyor. Karara yapılan itirazlar da aynı mahkeme tarafından oy birliğiyle reddedildi. CHP ise YSK’ya ve Yargıtay’a başvurup kararı tanımayacağını açıklayacak. Bu gelişmeler, hukuki süreç daha da karmaşık ve uzun soluklu bir hale geldi.
Siyasi analistler, mahkeme kararının hemen öncesinde gelen Kılıçdaroğlu’nun video mesajını da değerlendiriyor. Kamuoyunu en çok meşgul eden soru, bu 2 gelişme arasında bir bağlantı olup olmadığı. İktidara yakın bazı isimlerin 22 Mayıs’ta açık işaretler yapıp mutlak butlan kararının ortaya çıkışını yazdığı aktarıldı. Bu bağlamda ayrılık, Kılıçdaroğlu’nun videoda kaldığı bir zamanlamayla paylaştığı yorum güçleniyor. Fazlasıyla 22 milletvekilinin söz konusu videosu anlık olarak paylaşarak siyasi tepkisini gösterdi; bu durum, arka planda organize bir koordinasyonun varlığına işaret etti.
Yeni bir köyde 13 yenilginin gölgesinde
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP genel başkanlık koltuğunda 13 yıl boyunca sanat arda 13 seçim yenilgisi yaşadı. Bu geleneksel tablo, muhalefet cephesinde “kaybeden lider” algısını güçlendiren önemli bir referans noktasına dönüştü. Kasım 2023’teki kurultayda ise Özgür Özel’e yenik düşerek genel başkanlık devretti. Siyasette yeniliğin kesilmesi kaçınılmaz bir ihtimal; ama nasıl yenik düştüğü ve sonrasında ne yapıldığı, tarihin asıl kaydettiği bölümler oluyor.
Özel egemenliklerde CHP, muhalefet partilerinin son dönemdeki en önemli seçimlerden birini elde etti. Yapılan araştırmalarda, CHP’nin bu dönemde iktidardaki AKP’yi ilk kez başardığını ortaya koyduğu ortaya çıktı. Büyükşehirlerde muhalefet tabanının siyasi bağlılığı da bu dönemde belirgin biçimde güçlendi. Öte yandan tam da bu yükselişin yaşandığı süreç Kılıçdaroğlu’nun kendi partisini “haramın sığınağı” olarak nitelendirmesi, pek çok kesim tarafından son derece sert bir siyasi hamle olarak değerlendirildi. Siyasi iletişim kesintileri, anlaşmazlık partilerinin iç çatışmalarının seçilmesinin mobilizasyonu üzerindeki olumsuzluklar veri arızalarla uzun süredir devam ettiği belgeleniyor.
Kılıçdaroğlu’nun o video mesajında kullandığı dilin, anlık bir öfkeden değil, hazırlanmış hazırlanmış bir metinden kaynaklandığı artık biliniyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “püskevit” özelliği, tür dil sürçmelerinden bu açıklamanın çok farklı bir yerde şeklinde yapılıyor; zira cümleleri bizzat Kılıçdaroğlu’nun kendi kalemiyle yazıldı. Bahçeli, söz konusu gelişmelerin ardından Kılıçdaroğlu’na Özgür Özel ile görüşerek “feragat” teşviki verdi. Bu çağrı, 2 lider arasında dolaylı bir şekilde düzenlenmiş izlenimlerini aktaran siyaset kulislerinde derin soru hataları doğurdu. Tüm bu tablo bir arada değerlendirildiğinde, iktidar cephesi açısından son derece kullanışlı bir fırsat penceresi açıldığı görülüyor. Devlet Bahçeli’nin bu süreçte üstlendiği rol, Kılıçdaroğlu’nu iktidarının “2. adım”ında koruyan bir söylemi de pekiştirdi.
Milyonlarca CHP seçmenine verilen mesaj
CHP, onlarca yıl boyunca bu ülkelerin muhalefet siyasetinin bel kemiği oldu. Partinin seçim tabanı, yalnızca siyasi tercihini değil; cumhuriyetçi, laik ve demokratik değerlere olan bağlılığı da bu oya yansıttı. İşte bu tabanın, bizzat eski genel başkanları tarafından “haramın ve kirlenmişliğin sığınağına oy veren insanlar” varlığının düştüğü hissine kapılmış, ciddi bir hayalin patlaması yaratmıştı. Siyaset, psikoloji açısından bakıldığında, böylesi söylemlerin seçiminde uzun vadeli bir küskülük ve motivasyon kaybının yaratılabileceği öngörülüyor. Üstelik belediye başkanları tutuklanmış, çalışanlar yargılanmış; Ama tüm bu dönemde Kılıçdaroğlu’ndan bu haksızlıklara süt tek bir ses çıkmamıştı.
CHP’li bazı il başkanları ve milletvekilleri, söz konusu mahkemenin “siyasallaşmış yargılama” kararı olarak nitelendirip uygulamayı reddettiklerini açıkladı. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, tüm seçilmiş kadroların Özgür Özel’in yanında olduğunu ilan etti. Büyükşehir belediye başkanları da genel merkeze paylaşmalarını somut biçimde ortaya koydu. Bu yoğun siyasi bölünmenin içinde eski genel başkanın ofise gidip geldiğine göre hazır olduğunu açıklaması, tabloyu daha da girift bir hale getirdi.
Özgür Özel ise tüm bu süreçte net bir tutum sergiledi. Genel merkezin terk edilmesini, direniş çizgisini bozdurmayacağını kamuoyuyla paylaştı. “Bu binadayım, hiçbir yere gitmiyorum” sözleriyle ayrıntılarıyla ortaya koydu. Büyükşehir belediye başkanlarıyla bir araya gelerek dayanışmayı güçlendirdi. Yargıtay’a itiraz ve YSK’ya başvuru kanallarını aynı anda devralan sokan Özel ekibi, hukuki mücadelesini çok ayaklı biçimde yürütmeyi tercih etti.
Bundan sonra ne olacak?
Kılıçdaroğlu’nun basın mensubu Atakan Sönmez, “CHP genel başkanı neredeyse genel merkez orasıdır; Kılıçdaroğlu ve ekibinin görevi resmi olarak başlamıştır” açıklamasıyla gündemin oluşmasına neden oldu. Ancak ayrı işler düşünüldüğü kadar basit görünüyor. Çünkü aynı binada 2 farklı “meşruiyet” iddiasında bulunan grup bir arada bulunmak durumunda kaldı. Bu tür krizlerin, siyasi ve hukuki açıdan son derece uzun soluklu çözümlere sabit dönüşme riskli güncel örneklerle de; kurum içi yetki belirsizliğinin demokratik olarak sekteye uğratılma olasılığı da göz ardı edilemez. Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 4 Haziran 2026 tarihinde aynı konuda yeniden yargılama yapması, süreci daha da uzatıyor. Karar Yargıtay incelemesine taşınabilir; bu da belirsizliğin uzun ay boyunca devam edebileceğine işaret ediyor.
Bu siyasi fırtınanın ortasında muhalefet seçimini ne yapacak? Siyasi davranış araştırmaları, krizlerin dinlenmelerinin büyük çoğunluğunun “bekleme” refleksi geliştiği görülüyor. Özellikle büyükşehirlerdeki seçim kitlesinin bu sürecin toplu izleneceği ve somut gelişmelere göre tutum belirleneceği tahmin ediliyor. Olası bir erken seçim döneminde hangi ismin, hangi meşruiyetle seçmene devam etme süreci devam ediyor ve yanıt bekleniyor. İktidar partisi ise bu belirsizliği kendi bilgilendirme yaparak değerlendirmeye almaya başladı.
Siyaset tarihinde “yenilen pehlivan güreşe doyamaz” sözü, ağırlığını yitirmiş isimlerin zaman zaman geri dönme arzusunu anlatmak için kullanılır. Kılıçdaroğlu’nun bu hamlesi de tam olarak çerçeveye oturuyordu. Ne var ki bu sefer faturası oldukça ağır: Kendi kurduğu ya da sürekli yönetilen partiyi “haramın sığınağı” ilan etmek, yeniden sahneye çıkmak için son derece pahalı bir tercih oldu. Siyaset bilimciler, bu tür iç çatışmaların hem kısa bırakılmış parti içi ölüm hem de uzun süreli seçmen güvenini ciddi biçimde zedelediğini, özellikle kritik seçim değişiminde bu etkinin katlanarak arttığını not ediyor.
Ortada kesin olan tek bir gerçek var: Bu süreçten en fazla kazançlı çıkan taraf şimdilik iktidar cephesi oldu. Hem mahkeme kararı hem de Kılıçdaroğlu’nun sözleri, mücadelei günlerce savunmaya mahkûm etti. Muhhalefet partisini en çok yıpratan silahın, bu kez kendi içinden çıkmış olması siyasetin en konuşulan tablolarından birini oluşturur. Siyaset; zaman zaman en güçlü darbeler ve sonuçların ortaya çıkması ve bu sahnedeki bu durumun bir örnek olarak tarihe geçmesi.
