Eğitim HaberleriSon Dakika Gelişmeleri

Milli Eğitim’de o koltuk neden hep boşalıyor?

AKP iktidarı boyunca Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturan 9 isim, ne cumhurbaşkanını ne de toplumu mutlu edebildi. Yüzlerce kez değiştirilen müfredat, tartışmalı söylemleriyle kamuoyunu sarsan mevcut bakan ve bakanlık kulislerinde dönen kritik gündem... Peki Milli Eğitim'deki bu kaotik tablonun arkasında gerçekte ne yatıyor?

Milli Eğitim Bakanlığı, AKP’nin iktidarda kaldığı süre boyunca siyasetin en sancılı alanlarından biri olmaya devam etti. Erkan, Hüseyin, Nimet, Ömer, Nabi, İsmet, Ziya, Mahmut ve Yusuf… Sınıf defterinde sıralanan öğrenci adları gibi art arda gelen bu 9 isim, bakanlık koltuğuna oturdu; ancak hiçbiri eğitim sistemini köklü ve kalıcı bir biçimde dönüştüremedeki başarıyı yakalayamadı. Atanan her bakan, eğitimde adeta ilkleri keşfetmiş edasıyla göreve gelirken, geride bıraktığı kargaşa bir sonrakine miras kaldı. Yüzlerce kez el atılan müfredat, sil baştan yazılan ders kitapları ve köklü yönetici değişiklikleri, Milli Eğitim’i kronik bir kaos ortamına sürükledi. Bu tablonun son halkası olan Mevcut Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in serüveni ise artık kamuoyunda bir sona yaklaştığı izlenimiyle konuşulmaktadır.

×

Yusuf Tekin, 4 Haziran 2023 tarihinde Milli Eğitim Bakanı olarak göreve atandı ve görevi Mahmut Özer’den devraldı. Tekin’in bakanlık öncesi kariyeri, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nden Polis Akademisi’ne, Gençlik ve Spor Bakan Yardımcılığı’ndan MEB Müsteşarlığı’na uzanan oldukça renkli bir çizgide şekillendi. 2013-2018 yılları arasında müsteşarlık görevini yürüten Tekin, cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmesiyle birlikte müsteşarlık makamının kaldırılması üzerine akademiye döndü ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde profesörlük kadrosuna geçti. Rektörlük görevini sürdürürken bakanlığa atanan Tekin’in akademik kariyerindeki bazı aşamalar da zaman zaman kamuoyunda tartışma konusu oldu. Tüm bu renkli geçmişine karşın, Tekin’in bakanlıktaki performansı hem partisi içinde hem de kamuoyunda ciddi soru işaretleri doğurdu.

Tartışma Yaratan Söylemler ve Çelişkili Tutumlar

Yusuf Tekin’i kamuoyu gündemine en çok taşıyan gelişmeler, bizzat kendi ağzından dökülen ve derin şaşkınlık yaratan söylemleri oldu. TBMM’de milletvekillerine hitap ederken kullandığı “Geri zekalıya anlatır gibi anlatıyorum” ifadesi, cumhuriyet tarihinde bir eğitim bakanından duyulan en sert ve saygısız üsluplardan biri olarak tarihe geçti. Bu söylem yalnızca muhalefette değil, iktidar partisi içinde de rahatsızlık yaratırken, eğitim çevrelerinde Tekin’e yönelik tepkilerin odak noktalarından biri hâline geldi. Meslektaşlarının katledilmesinin ardından dertlerini anlatmak için toplanan öğretmenlere ise “Şov yapmayın” diyebilmek, kamuoyundaki negatif algıyı adeta taçlandırdı. Tüm bu söylemlerin birikimi, AKP tabanında dahi aleni bir rahatsızlığın dile getirilmesine zemin hazırladı.

Tekin’in kamuoyunu en derin biçimde şaşırtan davranışlarından biri de ideolojik tutumu ile kişisel tercihleri arasındaki çarpıcı çelişkiydi. Bakan, meclis kürsüsünde tarikat ve cemaatleri “sivil toplum kuruluşu” olarak tanımlayarak bu yapılarla protokol imzalamaya devam edeceklerini açıkça ilan etti. Öte yandan bizzat kendi kızını, savunduğu yapıların tam tersi bir anlayışı temsil eden laik ve uluslararası müfredatıyla bilinen bir Ankara kolejine kaydettirdi. Bu çelişki, eğitimde laiklik ve din temelli örgütler meselesine ilişkin tartışmalarda Tekin’in güvenilirliğini derinden sarstı. Söz konusu çifte standardın kamuoyuna yansıması, bakana yönelik eleştirilerin çok daha geniş bir kitleye ulaşmasına yol açtı.

Cumhurbaşkanı ise Yusuf Tekin’in göreve başladığı dönemde eğitim politikasına ilişkin dikkat çekici bir çerçeve çizmişti. “Sınav başarısı odaklı bakış açısı, eğitim sistemimizin kanayan yaralarından biridir; düşünmeye, sorgulamaya, öğrencilerin kabiliyetlerini keşfetmeye yeterince önem verilmedi” diyen Cumhurbaşkanı, eğitimin ideolojik kakofoniye mahkûm edilmemesi çağrısını da açıkça ortaya koydu. Ancak bu çağrı, kamuoyunun değerlendirmesine göre Tekin döneminde hayata geçirilemedi; aksine müfredata yapılan tartışmalı müdahaleler ve ders kitaplarındaki derin değişiklikler, eğitimde kakofoninin daha da derinleştiğini gözler önüne serdi. Eğitim araştırmacıları, bu dönemde uluslararası sınavlardaki sonuçların da genel tablo hakkında ciddi uyarı sinyalleri verdiğine dikkat çekmektedir.

Bakanlık İçi Kulisler ve Değişimin Ayak Sesleri

Ankara kulislerinde Yusuf Tekin’in yakın zamanda görevden alınacağına ilişkin iddialar, MEB içindeki hareketliliğin somut verileriyle desteklenir hâle geldi. Tekin’in bizzat atadığı bakan yardımcılarından birinin, 5 Haziran 2026’da TÜBİTAK’ta yeni görevine başlamak için bakanlıktan ayrılacağı öğrenildi. Bu ayrılığın, olası bir üst yönetim değişikliğinin en önemli habercilerinden biri olarak okunduğu belirtiliyor. Diğer bakan yardımcısının ise Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu üyeliğine yaklaşık 1 yıl önce atanmış olmasına karşın kendisini şimdiden yeni Milli Eğitim Bakanı gibi konumlandırdığı ifade ediliyor. Üst düzey eğitim yöneticilerinin aktardığı bilgilere göre bu isim, çevresindeki isimlere “Seni müdür yapacağım” vaatlerinde bulunuyor ve rakip gördüğü kişilerin açıklarını araştırıyor.

Bu iç çalkantının en çarpıcı dışa vurumu, Bakan Tekin’in 81 il milli eğitim müdürünü Ankara’ya topladığı toplantıda yaşandı. Resmi gündem “okul güvenliği” olarak açıklansa da toplantının gizli bir ikinci gündemi olduğu, Ankara’ya gelen il müdürlerinin asıl olarak “Yeni bakan kim olacak?” sorusunu yanıtlamak için kulisleri yoğun biçimde dolaştığı aktarıldı. Müdürler, olası değişime hazırlıklı olmak amacıyla taraflarıyla ön görüşmeler yaptıktan sonra illerine döndü. Siyasi analistler, bakanlık içindeki bu denli belirgin bir konumlanma hareketinin, değişim beklentisinin artık somut ve yakın bir aşamaya geldiğinin net işareti olduğunu vurguluyor. Eğitim sendikalarının da yoğunlaşan talepleri, siyasi hesaplamalar üzerinde belirleyici bir baskı unsuru oluşturmaktadır.

14 Haziran Tarihi ve LGS’nin Kritik Rolü

Kamuoyunda kulaktan kulağa yayılan en çarpıcı iddia, Yusuf Tekin’in görevden alınacağı tarihe ilişkindi. Ciddi ve güvenilir kaynaklara dayanan bu bilgiye göre, 14 Haziran 2026 tarihinde, yani A Milli Takımımız’ın 2026 FIFA Dünya Kupası kapsamında Avusturya ile karşılaşacağı gün Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görevine son verilmesi planlanıyor. Bu tarihin futbol maçıyla bir ilgisi olmayıp, 2026 LGS’nin sorunsuz tamamlanmasının beklenmesiyle doğrudan ilişkilendirildiği ifade ediliyor. Yaklaşık 1 milyon öğrencinin gireceği Liselere Geçiş Sınavı’nın herhangi bir skandal ya da kaos olmadan kapanması, ardından gelen yönetim değişikliğinin zeminini hazırlıyor. Güncel eğitim politikası verilerine göre, sınav takvimlerinin ve ölçme değerlendirme sisteminin sık değiştirilmesi, hem öğrenciler hem de aileler üzerinde ciddi psikolojik baskı unsuru olmaya devam etmektedir.

Tekin’in olası görevden alınma sürecinde eğitim camiasının gündeminde en çok merak edilen soru ise bakanlığa kimin geleceğidir. Bilal Erdoğan’a yakın olduğu belirtilen bakan yardımcısının adının bu bağlamda öne çıkması, yeni dönemde de mevcut eğitim politikasının ana hatlarının korunacağına ilişkin yorumlara zemin hazırlıyor. Ancak baskın seçim öncesinde AKP’nin oy kaybeden alanları arasında eğitim politikasının da açıkça sayılması, cumhurbaşkanlığı düzeyinde bu tablonun farkında olunduğunu gösteriyor. Anketlere yansıyan bu gerçeğin, yalnızca bakanlık değişimiyle kapanmayacak yapısal bir sorun olduğu eğitim uzmanları tarafından ısrarla dile getiriliyor. Yeni atanacak bakanın önünde, hem toplumsal algıyı hem de gerçek eğitim kalitesini birden iyileştirme zorunluluğu bulunuyor.

Yusuf Tekin döneminin bilanço olarak okunmasında öne çıkan en temel bulgu, eğitimde ideoloji ile kurumsal kimlik arasındaki gerilimin bir türlü çözüme kavuşturulamamasıdır. Seksen yıllık cumhuriyet eğitim birikiminin üzerine inşa edilen laik ve demokratik yapının, kısa vadeli siyasi hesaplarla zedelenmesi, toplumun geniş bir kesiminde kronik bir güvensizlik duygusu yaratmaktadır. Öğretmenlerin mesleki saygınlığının ve sınıf içindeki otoritesinin güçlendirilmesi ise MEB’de 9 bakan döneminde hiçbir zaman öncelikli bir gündem maddesi hâline getirilemeyen temel bir sorun olarak durmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin “mutlak butlan” kriziyle sarsıldığı bu kritik siyasi konjonktürde MEB’de yaşanacak olası bir değişim, iktidarın önümüzdeki seçim stratejisini şekillendirecek önemli bir koz olarak da değerlendiriliyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 9 isimle yaşadığı sancılı deneyim, salt bakan değişikliklerinin eğitimde kalıcı dönüşüm için yeterli olmadığını tartışmasız bir biçimde ortaya koymuştur. Sistemin köklü sorunlarına nüfuz edemeyen her yönetim, devraldığı kaosun büyümesine zemin hazırlayarak koltuğunu terk etmek zorunda kaldı. LGS başta olmak üzere ölçme ve değerlendirme sistemindeki sık değişiklikler, okullaşma oranları ve öğretmen istihdamındaki yapısal eksiklikler, bakan değişimlerine rağmen varlığını sürdürüyor. Yeni dönemde koltuk kime kalırsa kalsın, ideolojik hesapların değil, bilimsel ve çoğulcu bir anlayışın Milli Eğitim’e hâkim olması gerektiği her kesimden uzman ve eğitimci tarafından dile getiriliyor. 14 Haziran’ın hem bir Milli maç hem de belki bir büyük eğitim haberinin günü olarak tarihe geçip geçmeyeceğini ise yakın gelecek gösterecek.

Başa dön tuşu