HaberlerSon Dakika Gelişmeleri

Mekke İttifakı arkasındaki görünmeyen stratejik hesaplar tartışılıyor

Mekke ittifakı 3 ülke arasında imzalanan savunma anlaşması bölgede yeni dengeler oluşturma iddiası taşıyor. Tarihsel arka plan ve perde arkası temaslar bu sürecin görünmeyen yüzünü ortaya çıkarıyor. İttifakın gerçek hedefi ve olası yükümlülükleri üzerine sorular artıyor. Coğrafyanın değişmeyen kuralları bu tartışmayı daha da derinleştiriyor.

Mekke İttifakı 7 Ağustos 2026 tarihinde üç ülke arasında savunma anlaşması olarak duyuruldu. Birine yapılacak saldırının diğerlerine de yapılmış sayılacağı hükmü öne çıktı. Bazı çevreler bunu yeni bir Sünni cephe olarak görürken bazıları Müslüman NATO benzetmesi yaptı. Bu makalede 2015 Washington planının detayları ve Kürt devleti hedefi ittifakın tarihsel arka planı ile örtüşen çıkarlar Trump politikaları ve normalleşme talepleri ittifakın riskleri ile soru işaretleri ve devlet hafızasının önemi konularına yer veriliyor. Okuyucu bu bölümler altında sürecin farklı katmanlarını takip edebilecek.

Mekke İttifakı
Mekke İttifakı
Mekke İttifakı

İlk bölümde özetlenen gelişmelerden sonra 2015 yılındaki stratejik planın detaylarına geçmek artık mümkün hale geliyor. Bu kısımda perde arkası temaslar ve yedi maddelik hedefler ele alınacak konular netleşiyor.

2015 Washington Planı ve Kürt Devleti Hedefi

Takvimleri 2014 ve 2015 yıllarına çevirmek gerekir. İsrail ile Suudi Arabistan kamuoyu önünde birbirlerini düşman gibi gösteriyordu. Ancak perde arkasında farklı temaslar sürüyordu. 4 Haziran 2015 tarihinde Washington’daki Dış İlişkiler Konseyi’nde önemli bir buluşma gerçekleşti. Netanyahu’ya yakın diplomat Dore Gold bir tarafta yer alırken Suudi Arabistan yetkilisi emekli Tümgeneral Enver Macid Eşki diğer tarafta oturuyordu. Toplantıda Ortadoğu’nun geleceğini şekillendirmeyi amaçlayan yedi maddelik stratejik bir plan ortaya konuldu.

Planın maddeleri arasında İsrail ile Arap dünyası arasında barış İran’daki siyasi rejimin değiştirilmesi Körfez ülkelerinin birlikteliğinin güçlendirilmesi ortak Arap askerî gücü Yemen’de barış ve Arap dünyasında siyasal katılımın geliştirilmesi yer alıyordu. En dikkat çekici madde ise Ankara İran Suriye ve Irak topraklarında oluşturulacak bir Kürdistan hedefini içeriyordu. Görüşmelere katılan emekli İsrailli General Shimon Shapira bu örtüşmeyi net biçimde özetledi. Aynı sorunlara aynı meydan okumalara ve bazı aynı cevaplara sahip olduklarını gördüklerini belirtti.

Bu süreçte Mekke İttifakı öncesi dönemde Mesut Barzani Washington’da bulunuyordu. 5 Mayıs 2015’te Başkan Obama ile görüştü. Bir gün sonra Başkan Yardımcısı Joe Biden’la kahvaltıda buluştu. Biden Barzani’ye ikisinin de ömrünün Kürdistan’ın bağımsızlığını kendi gözleriyle görmeye yeteceğini söyledi. 2017’de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi bağımsızlık referandumuna gitti. Ankara İran ve Irak karşı çıktı. İsrail ise destekledi. İsrail açısından Kürt devleti bölgesel dengeleri değiştirecek stratejik bir araç olarak görülüyordu. Bu bölümde 2015 planı ve Kürt devleti hedefi ittifakın tarihsel arka planını netleştirdi.

İttifakın Tarihsel Arka Planı ve Örtüşen Çıkarlar

On bir yıl sonra 7 Ağustos 2026’da Ankara Suudi Arabistan ve Pakistan arasında askerî ittifak imzalandı. Devletlerin ebedî dostları ve ebedî düşmanları olmaz. Çıkarları olur. Fakat devletlerin hafızası olmak zorundadır. Suudi Arabistan’ın bölgesel stratejisinin gerçekten değişip değişmediği sorusu önem kazanır. ABD Kongresi’nin İsrail’e en yakın isimlerinden Cumhuriyetçi Joe Wilson beklenen açıklamayı yaptı. Bu anlaşmayı Trump’ın bölgesel politikasının başarısı olarak değerlendirdi. İran’ın yalnızlaştırılması amacı taşıdığını belirtti.

25 Mayıs 2026 tarihinde ABD Başkanı Trump altı bölge ülkesinin İsrail’le normalleşmesini ve İbrahim Anlaşmalarına katılmasını istedi. Bu ülkeler arasında Ankara Suudi Arabistan Pakistan Mısır Ürdün ve Katar bulunuyordu. Trump’ın İsrail’le normalleşmesini istediği ülkelerden üçü iki buçuk ay sonra Mekke’de askerî ittifak oluşturdu. Tabloyu yeniden okumak gerekir. Çıkarların örtüşmesi tesadüf mü yoksa uzun vadeli bir stratejinin parçası mı sorusu gündeme gelir.

Bu bağlamda Mekke İttifakı kurulurken tarihsel devamlılık göz ardı edilemez. 2015’teki plan ile 2026’daki imza arasında bağ kuran unsurlar dikkat çeker. Aynı sorunlara aynı cevaplar üretme eğilimi devam ediyor gibi görünür. İsrail’in Kürt devleti hedefi ile Suudi Arabistan’ın bölgesel hesapları arasında benzerlikler bulunur. Bu örtüşme ittifakın görünmeyen yüzünü aydınlatır. Bu bölümde tarihsel arka plan ve örtüşen çıkarlar sürecin derinliğini ortaya koydu.

Asıl soruya gelmek gerekir. Ankara kime karşı ittifak yaptı. İsrail’e karşı mı İran’a karşı mı her ikisine karşı mı yoksa değişen dünya düzeninde kendi güvenlik alanını mı genişletiyor. İttifak kurmak yalnızca dost kazanmak değildir. İttifak ülkesinin düşmanına da düşman olmaktır. Yarın Suudi Arabistan’a yönelik bir İran saldırısı Ankara’ya yapılmış mı sayılacak. Pakistan Hindistan savaşı çıkarsa yükümlülük ne olacak. ABD ile İran arasındaki çatışmada Suudi Arabistan hedef alınırsa çatışmanın tarafı mı olunacak.

Pakistan’ın nükleer silahları bu ittifakın caydırıcılık sistemine dahil midir. Hindistan’ın nükleer gücü hesaba katıldı mı. Mısır neden yok. Süveyş Kanalı’nın sahibi büyük bir askerî güç eğer amaç gerçekten İsrail’i dengeleyen bir Orta Doğu güvenlik sistemi oluşturmaksa Mısır’ın olmadığı bir denklem eksik değil midir. Daha da önemlisi İran neden yok. İran’ı dışarıda bırakan bir eksen nasıl okunur. İran’a karşı Sünni kuşak değerlendirmesi yapılır.

Bu riskler Mekke İttifakı sürecinde dikkate alınmalıdır. Ankara’nın İran’la yaklaşık dört asırlık stratejik sınır dengesi vardır. Çevrede zaten yeterince fay hattı bulunur. İhtiyacı yeni fay hatları değil var olan fay hatlarının üzerinde denge kurmaktır. Ekonomik ve askerî işbirliği başka şeydir. Başka devletlerin savaşlarına taraf olmak başka şeydir. Bu bölümde Trump politikaları normalleşme talepleri ve ittifakın riskleri sürecin kritik noktalarını netleştirdi.

Devlet Hafızasının Önemi ve Dikkatli Yaklaşım Gereği

İttifak imzalanmadan önce Suudi Arabistan’a sorulması gereken basit bir soru vardı. 2015’te Washington’da açıklanan Büyük Kürdistan planı hakkında bugün ne düşünüyorsunuz. Bunun cevabı alınmadan Mekke’deki imzayı tarihî kardeşlik olarak sunmak mümkün müdür. Ankara Suudi Arabistan’la dost olmasına kimse karşı çıkamaz. Pakistan’la stratejik ilişkilerini geliştirmesi son derece doğaldır. Ama daima Ankara’dan bakmak zorundadır.

Jeopolitiğin değişmeyen bir kuralı vardır. Dostluklar değişir ittifaklar değişir hükümetler değişir tehditler değişir. Ama coğrafya değişmez. İttifak önemlidir ama devlet hafızası daha önemlidir. Savunma sanayiinde teknolojide ticarette enerjide işbirliği yapılmalıdır. Ancak bu işbirliği savaş yükümlülüklerine dönüşmemelidir. Uzun vadeli denge arayışı kısa vadeli imzaların önüne geçmelidir.

Bu yaklaşım Mekke İttifakı değerlendirmesinde temel ölçüt olmalıdır. Tarihsel planların izleri silinmeden atılan adımlar ileride beklenmedik yükümlülükler doğurabilir. Sınır dengelerinin korunması yeni risk alanlarının açılmasından daha önceliklidir. Devlet hafızası güçlü tutulduğunda ittifaklar daha sağlıklı zeminde ilerler. Bu bölümde devlet hafızasının önemi ve dikkatli yaklaşım gereği sürecin temel dersini ortaya koydu.

Mekke İttifakı sürecinde tarihsel planlar örtüşen çıkarlar ve olası yükümlülükler bir araya geldiğinde görünmeyen yüz netleşir. 2015’teki yedi maddelik strateji ile 2026’daki imza arasında bağ kuran unsurlar göz ardı edilemez. İttifak kurmak dost kazanmak kadar düşman edinmek anlamına da gelir. Coğrafyanın değişmeyen kuralları her zaman Ankara’dan bakmayı zorunlu kılar. Devlet hafızası korunmadan atılan adımlar ileride ağır faturalar çıkarabilir. Bu denge gözetilmeden yapılan değerlendirmeler eksik kalır.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın