Ortadoğu’da yaşanan hızlı gelişmeler küresel ekonomi üzerinde yeni baskılar oluşturma potansiyeli taşıyor. Askeri operasyonların yayılma ihtimali enerji arzından finansal piyasalara kadar pek çok alanı doğrudan etkileyebilirken yatırımcılar ve iş dünyası temsilcileri bu süreçte temkinli adımlar atmaya çalışıyor. Jeopolitik risklerin günlük hayata ve uzun vadeli planlara nasıl yansıyacağı konusunda sorular artıyor. Bu tür gerilimlerin kısa süreli mi yoksa kalıcı etkiler mi bırakacağı herkesin merak konusu haline gelmiş durumda. Özellikle enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve ticaret rotalarındaki belirsizlikler bölgedeki tüm aktörleri yakından ilgilendiriyor.
Sınır komşusu olan bir ülkede 534 kilometrelik ortak hat ve yıllık 5,5 milyar dolarlık ticaret hacmi bu gerilimin ekonomik boyutunu daha da belirginleştiriyor. İş dünyası temsilcileri özellikle enflasyonla mücadele sürecinde yeni zorluklar yaşanabileceğini ve ihracatın olumsuz etkilenebileceğini vurguluyor. Piyasa uzmanları ise kısa vadeli maliyet artışlarından ziyade uluslararası ilişkilerin geleceğinin yatırımcılar için daha kritik olacağını belirtiyor.
Ekonomiden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcısı Cevdet Yılmaz sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada makroekonomik temellerin oldukça sağlam olduğunu hatırlattı. Ekonominin geçmişte birçok dışsal şoka karşı direnç gösterdiğini ve bu yapının tekrar kanıtlandığını ifade etti. Bölgedeki jeopolitik gelişmelerin yol açabileceği geçici etkilere karşı kurumların önceden tedbir aldığını ve tüm gelişmelerin yakından izlendiğini belirtti.
Hazine ve maliye bakanı Mehmet Şimşek de benzer şekilde güçlü makroekonomik temellere dikkat çekti. Piyasaların sağlıklı işleyişini sürdürmek için ihtiyaç duyulduğunda her türlü adımın atılacağını kaydetti. Bu açıklamalar hükümetin güven verici duruşunu ortaya koyarken uzmanlar savaşın süresiyle ilgili farklı senaryolar üzerinde duruyor.
Hükümetin olumlu mesajlarına rağmen çatışmanın uzun sürmesi durumunda dış ticaret dengesinde ve enflasyonla mücadelede ciddi zorluklar yaşanabileceği öngörülüyor. İktisatçı Mahfi Eğilmez kendi internet sitesinde yayınladığı analizde kur ve enerji fiyatlarında eş zamanlı yükseliş olması halinde cari açığın 5 milyar dolara kadar artabileceğini enflasyonun ise 1,2 puan yükselebileceğini hesapladı. Son üç günde carry trade yoluyla gelen sıcak paranın yaklaşık dörtte birinin ülke dışına çıktığını tahmin ettiğini de ekledi.
Eğilmez krizlerin aynı zamanda yeni fırsatlar yarattığını hatırlatarak enerji koridoru rolünün güçlendirilebileceğini LNG kapasitesinin artırılabileceğini ve yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılabileceğini belirtti. Ancak kısa vadede maliyetlerin bu fırsatları gölgede bıraktığını kabul etmek gerektiğini vurguladı. Bu yorumlar bölgedeki enerji dinamiklerinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Dış ticaret istatistiklerine göre 2025 yılında dış açık önceki yıla kıyasla yüzde 11,9 artarak 92 milyar 9 milyon dolar seviyesine ulaşmıştı. Cari işlemler hesabı ise aynı dönemde 25,21 milyar dolar açık verdi. Bu rakamlar zaten var olan dengesizliklerin üzerine yeni yüklerin binebileceğini işaret ediyor.
Dış ticarete yön verenler derneği başkanı Dr. Hakan Çınar bölgedeki savaşın başta petrol ve doğalgaz olmak üzere enerji fiyatlarını ciddi şekilde yükselteceğini söyledi. Dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın risk altına girmesinin fiyatları hızla yukarı çekebileceğini kaydetti. İran’ın saldırılar sonrası güneyindeki bu boğazdan geçişleri durdurması durumu daha da kritik hale getirdi. Çınar küresel enflasyonun olumsuz etkileneceğini ve yerel ithalat maliyetlerinin artacağını belirtti.
Yükselen enerji fiyatlarının cari açık enflasyon kur ve finansman baskısını artıracağını ifade eden Çınar özellikle kimya plastik ve enerji yoğun sektörlerin daha fazla etkileneceğini vurguladı. Savaşın kısa sürede sonuçlanması halinde bu etkilerin sınırlı kalabileceğini ancak uzun süreli bir sürecin farklı sonuçlar doğurabileceğini ekledi. Bu değerlendirmeler ihracatçıların ve ithalatçıların karşı karşıya kalacağı zorlukları net şekilde özetliyor.
Yerel ihracatçılar meclisi başkan yardımcısı ve güneydoğu anadolu ihracatçı birlikleri koordinatör başkanı Fikret Kileci şu anda İran ve körfez bölgesiyle ticaret konusunda büyük bir belirsizlik olduğunu dile getirdi. Sağlıklı bir strateji belirlemenin pek mümkün olmadığını çünkü ortamın sürekli değiştiğini belirtti. Acele kararlar vermenin veya pozisyon almanın yanlış olacağına dikkat çeken Kileci en önemli şeyin itidalli davranmak olduğunu söyledi. Mantığı kullanarak beklemek ve duruma göre hareket etmek gerektiğini ifade etti.
Binlerce yerel şirketin bu pazarlarda faaliyet gösterdiğini hatırlatan Kileci tüccar ve üretici kimliğiyle iş yapmaya devam etmenin zorunlu olduğunu ancak yerel ekonomiye zarar verecek gelişmelerde fedakarlık yapmaya hazır olunması gerektiğini kaydetti. Devlet tarafından sağlanacak desteklerin bu süreçte kritik rol oynayacağını da sözlerine ekledi. Bu tutum iş dünyasının sorumluluk bilincini ve pragmatik yaklaşımını yansıtıyor.
Bölgedeki gerilim aynı zamanda para politikası beklentilerini de değiştirdi. İran’a yönelik saldırılar öncesi yüzde 37 seviyesindeki politika faizinin 12 Mart’ta yapılacak merkez bankası toplantısında en az 100 baz puan indirilmesi öngörülüyordu. Ancak gelişmeler sonrası bu beklenti tamamen tersine döndü. New York merkezli bankacılık ve finansal hizmetler şirketi JPMorgan artan risk primi nedeniyle faizlerin yüzde 37’de sabit tutulacağını tahmin ediyor. Kurumun kıdemli ekonomisti Fatih Akçelik risk primlerindeki yükselişin önceki indirim öngörüsünü geçersiz kıldığını belirtti.
JPMorgan ayrıca 2026 sonu için politika faizi tahminini yüzde 30’dan yüzde 31’e enflasyon tahminini yüzde 24’ten yüzde 25’e cari açık tahminini ise 29 milyar dolardan 35 milyar dolara revize etti. Bu değişiklikler piyasaların ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Hollanda merkezli çok uluslu finans kuruluşu ING Global ise petrol fiyatlarındaki değişimin bu coğrafyadaki ekonomiyi en fazla etkileyeceğini öngörüyor. Petrol fiyatlarında yüzde 10’luk bir artışın enflasyonu yaklaşık 1,10 puan yukarı taşıyacağını hesaplayan kurum 12 Mart toplantısında faiz indirimlerine ara verilebileceğini ve odağın kur istikrarına kayabileceğini ifade etti.
Uluslararası finansal danışmanlık şirketi STRFS baş stratejisti Dr. Atahan Çelebi yerel ekonomiye ilişkin beklentilerde bozulma veya düzelme için ilk bakılacak konunun İsrail ile ilişkiler olduğunu söyledi. Artan petrol fiyatlarının cari açık ve enflasyonda belli miktarda bozulma yaratacağını ancak genel ekonomik görünümde büyük bir sıkıntı beklemediğini belirtti. Faiz indirimlerinin bir süre askıya alınabileceğini ancak uluslararası yatırımcılar için asıl önemli olanın savaş sonrası pozisyonlar olduğunu vurguladı.
Çelebi özellikle Suriye’de İsrail ile yakınlaşmanın derecesinin para politikası ve ekonomik dengeleri daha fazla etkileyeceğini kaydetti. Yaptıkları hesaplamalarda İsrail’deki yatırımcıların da aynı konuda büyük merak içinde olduğunu gördüklerini aktardı. Bu adımların yakından takip edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. Tüm bu görüşler bölgedeki diplomatik ilişkilerin ekonomik sonuçlarını ne kadar belirleyici hale getirdiğini ortaya koyuyor.
Enerji ithalatının yapısı da konuyu daha kritik kılıyor. Doğalgaz piyasası raporlarına göre komşu ülke doğalgaz ithalatında Rusya ve Azerbaycan’ın ardından üçüncü sırada yer alıyor. 2019 yılından beri ABD yaptırımları nedeniyle resmi ham petrol ithalatı yapılmıyor. Yerel ihracatta ise makine ekipmanları kimyevi ürünler ve gıda ürünleri öne çıkıyor. Bu ticaret dengesi gerilim sürdükçe daha yakından izlenecek.
Petrol fiyatlarındaki ani yükselişler sadece ithalat faturasını şişirmekle kalmıyor aynı zamanda üretim maliyetlerini de artırıyor. Küresel arz zincirlerindeki aksamalar lojistik giderlerini yükseltiyor ve bu durum nihai tüketici fiyatlarına yansıyor. Uzmanlar enflasyonla mücadelenin zaten zor olduğu bir dönemde bu ek baskının ne kadar yıkıcı olabileceğini tartışıyor. Kısa vadede maliyet odaklı önlemler uzun vadede ise yenilenebilir enerjiye geçiş gibi yapısal adımlar gündeme gelebilir.
Yatırımcılar açısından carry trade çıkışları ve risk primlerindeki artış likiditeyi azaltma potansiyeli taşıyor. Faiz kararlarının ertelenmesi döviz kuru istikrarını ön plana çıkarıyor. Uluslararası kuruluşların revize tahminleri piyasalara yön verirken yerel iş dünyası belirsizliği yönetmek için sabırlı bir yaklaşım benimsiyor. Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde ekonomik dayanıklılığın ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılıyor.
Jeopolitik risklerin finansal piyasalara etkisi tarih boyunca gözlemlendiği gibi burada da kendini gösteriyor. Hükümetin ön alıcı tedbirleri ve bakanlıkların güçlü temeller vurgusu güven ortamını korumaya yardımcı oluyor. Ancak uzmanların işaret ettiği fırsatlar enerji altyapısının güçlendirilmesi konusunda yeni yatırımları teşvik edebilir. LNG terminalleri yenilenebilir projeler ve alternatif rotalar uzun vadede bağımlılığı azaltabilir.
Bölgesel ticaret ilişkilerinin korunması da ayrı bir öncelik. Binlerce şirketin faaliyet gösterdiği pazarlardaki belirsizlik tedarik zincirlerini etkileyebilir. İhracatçıların itidalli tutumu ve devlet desteğinin önemi bu süreçte kritik rol oynuyor. Küresel yatırımcıların İsrail ilişkilerine odaklanması ise diplomatik dengelerin ekonomik sonuçlarını belirginleştiriyor.
Sonuç olarak Ortadoğu’daki gerilimlerin ekonomik yansımaları kısa sürede netleşecek gibi görünüyor. Enerji fiyatlarından faiz politikalarına cari açık ve enflasyon dinamiklerine kadar pek çok alan yakından takip edilmeyi hak ediyor. Uzman görüşleri ve hükümet açıklamaları bir arada değerlendirildiğinde hem riskler hem de fırsatlar net şekilde ortaya çıkıyor. Bu dinamik ortamda gelişmeleri yakından izlemek ve stratejileri buna göre güncellemek her zamankinden daha önemli hale geliyor. Okuyucularımız bu kritik süreci takip ederek olası etkileri önceden değerlendirebilir ve gerekli önlemleri alabilir. Gelecek günlerde yaşanacak gelişmeler tüm bölge ekonomisini yakından ilgilendirecek.