HaberlerSon Dakika Gelişmeleri

Türkiye İsrail gerginliği bölgede yeni bir dönemin habercisi olabilir

Türkiye İsrail gerginliği son dönemde beklenmedik açıklamalarla tırmanırken uzmanlar kalıcı bir husumetin kapıda olup olmadığını tartışıyor. İçerideki siyasi tartışmalar ve ekonomik baskılar bu tabloyu daha da karmaşık hale getiriyor. Okuyucu bu yazıda gerilimin perdesini aralayan detayları ve olası sonuçları bulacak.

Türkiye İsrail gerginliği kamuoyunun gündeminde üst sıralara yerleşirken yaşanan gelişmeler yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik soğuklukla sınırlı kalmıyor. İçerideki yolsuzluk soruşturmaları muhalefeti zor bir duruma sokuyor. Ekonomik göstergelerin konuşulmaması vatandaşın günlük yaşamını etkiliyor.

Ayrımcı söylemler toplumsal dokuyu zedeliyor. Bu makalede muhalefetin Gökçek soruşturması karşısındaki stratejik duruşu, ekonomik sıkıntıların dış politikaya yansıyan etkileri, toplumsal barışı zedeleyen ayrımcı yaklaşımlar ve güçlü kurumlarla gerilimi yönetme imkanı başlıkları altında konunun farklı yönleri irdeleniyor. Bu tabloyu daha yakından anlamak için öncelikle iç siyasetteki gelişmelere bakmak gerekir.

Muhalefetin Gökçek soruşturması karşısındaki stratejik duruşu

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkında açılan soruşturma muhalefet kanadında beklenmedik bir tartışma yarattı. Aile üyelerinin yurt dışına beyan edilmeyen para gönderdiği iddiası gündeme geldiğinde Gökçek televizyona çıkıp oğlunun ve torunlarının Almanya vatandaşlığı için şirket kurduğunu açıkladı. Paranın bir kısmının nakit ödendiğini kalanının kredi ile karşılandığını söyledi. Bu savunma kamuoyunda büyük tepki çekti çünkü yıllarca milliyetçilik söylemiyle öne çıkan bir ismin ailesinin yabancı ülke vatandaşlığı peşinde koşması çelişkili bulundu. Muhalefetin bu dosyayı tüm operasyonların inandırıcılığı için şart koşması hükümetin elini güçlendirdi.

Ankara Tel Aviv arasındaki tansiyon yükselirken içerideki bu soruşturma muhalefeti stratejik bir açmaza sürükledi. Gökçek kendini nefret nesnesi haline getirerek spot ışıklarında kalmaya çalıştı. Özgür Özel’in Halk TV’de Gökçek soruşturulmazsa temizlik operasyonuna inanılmaz sözü muhalefetin kendi kırmızı çizgisini çizmesine yol açtı. Hükümet Gökçek’i feda ederek daha geniş bir anti yolsuzluk algısı yaratabilir. Bu durumda Binali Yıldırım gibi başka isimler de gündeme gelebilir. Muhalefetin her dosyayı ayrı ayrı değerlendirmesi gerekir yoksa sembol haline gelen isimler üzerinden meşruiyet kaybı yaşanır.

Türkiye İsrail gerginliği iç siyasi hesaplarla iç içe geçtiğinde dış politikadaki hareket alanı daralır. Gökçek’in 80 yaşında hala gündemde kalma çabası onun kişisel hırsını gösteriyor. Ailenin Lüksemburg ve Almanya’da mülk aldığı iddiaları yalanlansa da 300000 Euro kapora yatırıldığı gerçeği ortadan kalkmıyor. Ülkeyi yönetirken yaşanmaz hale getirip sonra aileyi dışarıya çıkarmak vatandaş nezdinde kabul edilemez bir duruş sergiler. Soruşturmanın çocukları değil bizzat Gökçek’i hedef alması sürecin siyasi boyutunu artırıyor. Muhalefet bu tuzağa düşmeden dosyaları hukuki zeminde tutmalıdır.

Mansur Yavaş’ın yıllardır Gökçek hakkında şikayette bulunmasına rağmen dosyanın şimdi açılması zamanlamayı düşündürüyor. 2028 seçimlerine giderken hükümet operasyonlarla temiz eller imajı çizmeyi planlıyor olabilir. Gazi Osmanpaşa’daki gibi masum insanların da zarar gördüğü geçmiş örnekler unutulmamalıdır. Muhalefet Gökçek’i sembol yaparak hükümetin işini kolaylaştırmamalıdır. Her soruşturma bireysel olarak ele alınmalı ve siyasi malzeme haline getirilmemelidir. Aksi halde iç cephe zayıflar ve dışarıdaki baskılara karşı duruş kaybolur.

Ekonomik sıkıntıların dış politikaya yansıyan etkileri

Yoksulluk sınırının 121000 TL’yi aştığı bir dönemde ekonomi konuşulmamaktadır. Enflasyon ve faiz ödemeleri vatandaşın cebini yakarken gündem operasyonlarla doldurulmaktadır. Asgari ücretin altında kalan maaşlarla geçinmeye çalışan milyonlarca insan günlük yaşam maliyetinin altında ezilmektedir. Bir kahvenin 300 TL ile 400 TL arasında değişmesi makarnanın 1000 TL ile 1500 TL bandına çıkması sıradan hale gelmiştir. Mehmet Şimşek’in uzun süredir görünmemesi ekonomik yönetimin belirsizliğini artırıyor.

İki başkent arasındaki soğukluk ekonomik kırılganlıkla birleşince Türkiye’nin müzakere gücü azalır. Faiz oranlarının yüzde 42’den yüzde 38’e inmesi olumlu gibi görünse de asıl sorun üretim ve istihdam tarafındadır. Polis maaşlarının yoksulluk sınırının yarısına yakın olması güvenlik sektöründe motivasyon kaybına yol açabilir. Operasyonlar ve terör tartışmaları ekonomiyi gündemden düşürmek için kullanılıyor. İmamoğlu’nun kitabına el konulması gibi adımlar basının ve muhalefetin sesini kısmaya yönelik algı yaratıyor. Uzman diplomatlar bu tablonun enerji koridorları ve turizm gelirleri üzerinde olumsuz etki yapabileceğini belirtiyor.

Türkiye İsrail gerginliği Türkiye’nin iç ekonomik zaafları nedeniyle daha tehlikeli hale gelebilir. Tek adam rejimine evrilen yönetim anlayışı hukukun üstünlüğünü zayıflatır. Hukuk bir ülkenin temel direğidir ve bu direk sarsıldığında dışarıdaki rakipler cesaretlenir. Yıllık milyarlarca dolarlık faiz yükü bütçeyi zorlamaktadır. Enflasyonun kontrol altına alınamaması orta sınıfı eritmektedir. Bu koşullarda İsrail’in Türkiye’yi yeni İran olarak görme eğilimi artarsa Ankara’nın elindeki kozlar azalır.

Netanyahu’nun 27 Ekim seçimleri öncesi Türkiye’yi rakip ilan etmesi kısmen propaganda olsa da İsrail kamuoyunda Türkiye’ye bakış giderek sertleşmektedir. İsrail lobisinin Türkiye’yi uzun vadeli tehdit olarak konumlandırması kalıcı bir düşmanlık riski taşır. Erdoğan’ın ölçülü yanıt vermesi doğru bir tercih olarak öne çıkıyor. Ancak içerde demokrasi ve bağımsız yargı güçlendirilmeden bu yanıtın etkisi sınırlı kalır. Sosyal barış sağlanmadan dışarıdaki gerilim yönetilemez. Ekonomik toparlanma olmadan diplomatik hamleler boşlukta kalır.

Vatandaşın günlük harcamaları artarken siyasi tartışmaların öne çıkarılması toplumsal yorgunluğu artırır. Faiz düşüşü tek başına yeterli değildir üretim artışı şarttır. Güvenlik güçlerinin maaşlarının iyileştirilmesi hem iç güvenlik hem de morali etkiler. Operasyonların ekonomi üzerindeki gölgesi kalkmalıdır. Aksi halde hem iç hem dış cephede zayıf görünüm devam eder. Uzmanlar sektördeki yatırımların duraksayabileceğini ve döviz kurundaki dalgalanmanın artabileceğini öngörüyor.

Toplumun geniş kesimleri geçim derdine düşmüşken dış politika hamlelerinin inandırıcılığı azalır. Enflasyonla mücadele somut sonuçlar vermeden gündem değiştirmek kalıcı çözüm üretmez. Yoksulluk sınırının bu denli yükselmesi sosyal patlama riskini beraberinde getirir. Bu nedenle ekonomik gerçekler göz ardı edilmemelidir. Dışarıdaki gerilim içerideki zayıflığı fırsata çevirmek isteyen aktörleri cesaretlendirebilir.

Toplumsal barışı zedeleyen ayrımcı yaklaşımlar

Kemal Öztürk’ün NTV’de Nusayriler hakkında sarf ettiği sözler mezhepçilik tartışmasını yeniden alevlendirdi. Katliamı haklı kılacak ifadeler duyduğunu söylemesi toplumsal bütünleşmeye zarar veren bir yaklaşımdır. Siyaseten insanları Nusayri Sünni veya Kürt diye ayırmak İslamcılık içindeki hastalıklı bakışı yansıtır. Bu tür söylemler ayrımcılığı körükler ve toplumsal barışı zedeler. Soruşturma açılması doğru bir adımdır çünkü zararlı ifadeler cezasız kalmamalıdır.

Doğu Akdeniz’deki diplomatik kriz ortamı içerideki ayrımcı dil ile birleşince ülke daha kırılgan hale gelir. İman bağını mezhep üzerinden kurmak insanları görmezden gelmektir. Toplumsal bütünleşme için herkesin eşit yurttaş olarak kabul edilmesi gerekir. Öztürk’ün sözleri çarpıtılmamış haliyle bile sorunludur. Bu tür yaklaşımlar dışarıdaki rakiplerin Türkiye’yi bölünmüş gösterme çabasına malzeme verir. Uzman sosyologlar bu tür söylemlerin uzun vadede güven erozyonu yarattığını vurguluyor.

Türkiye İsrail gerginliği toplumsal dokunun zayıfladığı dönemlerde daha kolay tırmanır. Ayrımcı dil iç cepheyi parçalar ve dışarıdaki baskılara karşı ortak duruşu zorlaştırır. Siyasetçilerin insanları kimlikleri üzerinden kategorize etmesi demokrasiye zarar verir. Soruşturmanın sonuçlanması bu tür dilin tekrarını önleyebilir. Toplumun farklı kesimleri arasında köprüler kurulmalıdır. Aksi halde hem iç barış hem dış politika zayıflar.

Arif Kocabıyık’ın seyahat yasağına rağmen Anamur’a kaçmaya çalışırken yakalanması korkunun ağır bedelini gösterdi. Kamyonetin arkasında yakalanması kötü bir görüntü oluşturdu. Gazetecilerin yurt dışına kaçma refleksi hukuka olan güvensizliği yansıtır. Seyahat yasağının üç ay sonra kalkacağı bilinirken bu hamle gereksizdi. Korkuya teslim olmak yerine hukuki süreçlere güvenmek gerekir. Bu tür olaylar Türkiye’nin imajını olumsuz etkiler.

Güçlü kurumlarla gerilimi yönetme imkanı

Tek adam yönetiminin yarattığı savunmasızlık İsrail karşısında Türkiye’yi zor duruma sokabilir. Hukukun üstünlüğü sağlanmadan dışarıdaki rakiplere karşı duruş zayıf kalır. Demokrasi ve bağımsız yargı güçlendirilirse müzakere masasında el güçlenir. Sosyal barış tesis edilmeden uzun vadeli strateji üretmek zordur. Erdoğan’ın ölçülü tutumu korunmalı ancak bunun arkasında kurumsal güç olmalıdır.

İki ülke arasındaki gerginlik kalıcı düşmanlığa evrilmeden önce iç reformlar hızlandırılmalıdır. Ekonomik istikrar olmadan diplomatik hamleler inandırıcı olmaz. Toplumsal bütünleşme sağlanmadan dışarıdaki tehditler abartılı algılanır. Muharrem İnce’nin Cumhuriyet Halk Partisi içinde liderlik arayışı partiyi meşgul ederken asıl meseleler geri planda kalır. İnce’nin kendi partisini kurmanın zorluğunu dile getirmesi siyasi gerçekliği yansıtır. CHP içinde kalarak pozisyon alma çabası kendisine fayda sağlasa da partinin seçim performansını etkilemektedir.

Türkiye İsrail gerginliği Türkiye’nin kurumlarını güçlendirmesi halinde yönetilebilir hale gelir. İsrail’in seçim propagandası ile gerçek stratejik kaygıları ayırt edilmelidir. Dünya kamuoyunda İsrail’e yönelik tepki Türkiye’ye alan açabilir. Ancak bu alanı kullanabilmek için içeride hukuk ve ekonomi düzeltilmelidir. Uzmanlar alınacak önlemler arasında yargı bağımsızlığının hızla tesis edilmesini ve enflasyonla gerçekçi mücadeleyi öne çıkarıyor. Sektörel olarak savunma sanayii ve enerji işbirlikleri bu süreçte daha dikkatli yönetilmelidir.

Muharrem İnce’nin Kılıçdaroğlu dönemine karşı duruşu Özgür Özel’in onu tekrar sahneye çıkarmasıyla değişti. Politikacıların siyaset dışı hayatının olmaması İnce’nin partide kalmasını açıklıyor. Liderlik hayali kurması normal karşılanabilir ancak kayıplar yaşadığı bir dönemde bu arayış partiyi yorar. CHP’nin asıl odağı iktidara yürümek olmalıdır. İç çekişmeler dışarıdaki gerilim karşısında zaman kaybettirir. Güçlü bir muhalefet iç cepheyi de güçlendirir.

Toplumun geniş kesimleri hem ekonomik hem siyasi belirsizlikten bunalmış durumdadır. Bu bunalım dışarıdaki gelişmeleri daha tehditkar algılatır. Kurumların işler hale gelmesi hem vatandaşa güven verir hem de uluslararası alanda saygınlık kazandırır. Ayrımcı söylemlerin önüne geçilmesi toplumsal dayanışmayı artırır. Ekonomik gerçeklerin konuşulması çözüm üretir. Bu adımlar atılırsa Türkiye İsrail gerilimi kontrol altında tutulabilir ve bölgede daha etkin bir aktör olunabilir.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın