Üç faili meçhul cinayet için başvuru TBMM Başkanvekili ve DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan tarafından Adalet Bakanlığı bünyesindeki Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Bürosu’na yapıldı. Avukat Bişar Abdi Alinak aracılığıyla sunulan dilekçede eşi Savaş Buldan ile Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetlerinin tüm yönleriyle araştırılması sorumluların tespit edilerek yargı önüne çıkarılması talep edildi. Bu makalede başvurunun içeriği ve talepler 1994’teki olayın ayrıntıları önceki yargı sürecinin sonuçları ve yeni araştırma talebinin gerekçeleri ele alınacak.

Başvurunun içeriği ve talepler
Pervin Buldan avukatı aracılığıyla yazılı başvuruda bulundu. Dilekçede cinayetlerin emir komuta zinciri içindeki tüm faillerinin tespit edilmesi istendi. Yeniden soruşturma yürütülmesi ve Savaş Buldan cinayetinin bütün yönleriyle aydınlatılarak faillerin cezalandırılması talep edildi. Olayın münferit ve sıradan bir adli vaka olmadığı vurgulandı. 1990’lı yılların siyasi atmosferi Kürt iş insanlarına yönelik listeler dönemin siyasi açıklamaları benzer kaçırma ve öldürme olayları ile Susurluk sürecinde ortaya çıkan ilişkilerle birlikte ele alınması gerektiği savunuldu.
Dilekçede MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü arşivlerinde araştırma yapılması istendi. Özellikle 18 Şubat 1995 tarihli bir görüşmeye ilişkin MİT bant çözümlerinin asılları ses kayıtları tutanakları ve eklerinin temin edilmesi talep edildi. Bu kayıtlarda isimleri geçen Tarık Ümit Ayhan Akça Ziya Bandırmalıoğlu Muhsin Korman ve Mikail adlı kişi ile kimlikleri belirlenemeyen üç askerin yeniden araştırılması istendi. Tarık Ümit Oğuz Yorulmaz ve Alper Tekdemir’in olay tarihindeki konumları görevleri bağlantıları ve hareketlerinin tanık beyanlarıyla birlikte incelenmesi talep edildi.
Balistik delillerin güncel kriminal yöntemlerle yeniden incelenmesi istendi. Olay yerinden elde edilen kovan ve mermi çekirdekleri üzerinde çalışma yapılması talep edildi. Daha önceki raporlarda beş adet 9 milimetre Parabellum kovanın üç ayrı silahtan Savaş Buldan ve Hacı Karay’ın cesetlerinden çıkarılan iki mermi çekirdeğinin ise aynı silahtan atıldığı yönündeki tespitlere dikkat çekildi. UZİ marka silah kullanıldığı yönündeki delillerin karşılaştırılması istendi. Üç faili meçhul cinayet için başvuru bu teknik incelemeleri de kapsıyor.

Susurluk Raporu’nun tüm ekleri ile rapora esas alınan bilgi ve belgelerin yeniden dosyaya kazandırılması talep edildi. TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu’nun raporu ekleri ifade tutanakları ve kamu kurumlarından gönderilen belgelerin eksiksiz temin edilmesi istendi. Mehmet Ağar İbrahim Şahin ve Mehmet Korkut Eken’in olaylardaki olası rollerinin yeniden incelenmesi talep edildi. Bu kişilerin olay öncesi ve sonrasındaki bağlantıları görev ve yetkileri ile olası emir ve talimat ilişkilerinin araştırılması istendi.
1994’teki olayın ayrıntıları
Kürt iş insanları Savaş Buldan Adnan Yıldırım ve Hacı Karay 2 Haziran 1994’te İstanbul’da kaçırıldı. Üç kişi İzmit Adapazarı Bolu hattının içerisinde yer alan Düzce’nin Yığılca ilçesinde öldürülmüş olarak bulundu. Faili meçhul bu cinayetlerin 1990’lı yıllarda polis mafya siyaset üçgeninde Susurluk bağlantılı kişiler tarafından işlendiği iddia ediliyordu. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in PKK’ya yardım ettiği ileri sürülen iş insanlarına ilişkin açıklamasının ardından çok sayıda Kürt iş insanının benzer yöntemlerle kaçırılarak öldürüldüğü belirtildi.

Kamuoyunda Kürt iş adamları listeleri olarak tartışılan listeler ile üç cinayet arasında bağlantı bulunup bulunmadığı bugüne kadar bütün yönleriyle ortaya çıkarılamadı. Soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde kamu görevlileri ve Susurluk yapılanmasıyla bağlantılı olduğu ileri sürülen çok sayıda kişinin adı geçti. MİT kayıtları tanık anlatımları kriminal raporlar ve resmî belgeler dosyaya girdi. Bu deliller cinayetlerin organize biçimde gerçekleştirildiğine ilişkin ciddi unsurlar içeriyordu.
Buna rağmen cinayetlerin fiili faillerinden eylemi planlayan ve emir veren kişilere kadar uzanan sorumluluk zinciri ortaya çıkarılamadı. Üç kişinin öldürülmesi nedeniyle herhangi bir kişi cezalandırılmadı. Olayın siyasi atmosferle bağlantılı olduğu iddiası dilekçede güçlü biçimde yer aldı. Benzer kaçırma ve öldürme olaylarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği savunuldu. Üç faili meçhul cinayet için başvuru bu bağlantıların yeniden incelenmesini hedefliyor.
Bu infazları da konu alan faili meçhul cinayetler davasında Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi 13 Aralık 2019’da karar verdi. Aralarında eski Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar dönemin Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin ve eski MİT görevlisi Korkut Eken’in de bulunduğu sanıkların tamamı hakkında beraat kararı verildi. Bu karar sonrasında dosya fiilen kapanmıştı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in faili meçhul cinayetlerin yeniden araştırılacağı açıklaması üzerine yeni başvuru yapıldı.
Beraat kararı sorumluluk zincirinin ortaya çıkarılamadığını gösteriyor. Hiçbir kişinin cezalandırılmamış olması cezasızlık eleştirilerini güçlendiriyor. Dilekçede bu durumun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı savunuluyor. Önceki süreçte dosyaya giren delillerin yetersiz değerlendirildiği iddia ediliyor. Yeniden araştırma talebi bu boşluğu doldurma amacını taşıyor. Beraat kararına rağmen arşiv ve balistik incelemelerin eksik kaldığı belirtiliyor.
Yeni araştırma talebinin gerekçeleri
Dilekçede olayın sıradan bir adli vaka olmadığı vurgulandı. 1990’lı yılların siyasi atmosferi içinde değerlendirilmesi gerektiği savunuldu. Kamu görevlileri ve Susurluk bağlantılı kişilerin adlarının geçmesi organize bir yapıya işaret ediyor. Delillerin ciddi unsurlar içermesine rağmen sorumluluk zincirinin kurulamadığı kaydedildi. Bu nedenle emir komuta zincirinin tüm halkalarının yeniden incelenmesi talep edildi.
Arşiv araştırmalarının yapılması özellikle MİT bantlarının asıllarının temin edilmesi önem taşıyor. Balistik delillerin güncel yöntemlerle incelenmesi silahların belirlenmesine katkı sağlayabilir. Susurluk belgelerinin eksiksiz dosyaya kazandırılması ilişkilerin ortaya çıkarılmasını kolaylaştırır. Üç faili meçhul cinayet için başvuru bu gerekçelerle adalet arayışını sürdürüyor. Cezasızlığın sona ermesi hukukun üstünlüğü açısından kritik bir adım olarak görülüyor. Sorumluların tespiti toplumsal hafızanın temizlenmesi için zorunlu kabul ediliyor.

























