Boşanmada ağır kusur tespiti, evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle açılan davalarda tazminat, yoksulluk nafakası ve velayet gibi hayati hukuki sonuçları doğrudan etkileyen en temel değerlendirme kriterleri arasında yer almaktadır. Yüksek mahkemenin 26 Temmuz 2026 tarihinde kamuoyu gündemine yansıyan emsal niteliğindeki kararı, aile hukuku uygulamasında eşlerin birbirine karşı olan tutum ve davranışlarının sınırlarını ve sorumluluklarını yeniden çizdi. 43 senelik evli olan bir çiftin karşılıklı olarak açtığı olaylı boşanma davasında, taraflardan birinin şans oyunları oynayarak borçlanması ile diğer tarafın ev eşyalarını sürekli değiştirerek fuzuli masraf yapması ve sosyal ilişkileri kısıtlaması yargı mercileri önünde karşı karşıya getirildi. Peki aile mahkemelerindeki boşanma davalarında hangi davranışlar evlilik birliğini temelden sarsan asli etken olarak kabul ediliyor? Eşlerden birinin ev bütçesini zorlayacak şekilde sürekli ev eşyası değiştirerek masraf yapması ve eve misafir kabul etmemesi hukuken nasıl bir sorumluluk doğurmaktadır?
Dava sürecinde yerel aile mahkemesi ile bölge adliye mahkemesi arasında yaşanan derin hukuki görüş ayrılıkları, konunun en tepe yargı organı olan hukuk genel kuruluna kadar taşınmasına neden oldu. Yerel mahkemenin verdiği ilk kararda kadın eşin davranışları erkeğe nazaran daha ağır kusurlu bulunarak erkeğe tazminat ödenmesine hükmedilirken, istinaf mahkemesi tarafların eşit derecede hatalı olduğuna karar vererek dengeleri değiştirdi. Bu çelişkili kararlar zinciri sonrasında devreye giren yüksek mahkeme, eşlerin evlilik birliği içerisindeki ekonomik, duygusal ve sosyal tutumlarını detaylı bir incelemeye tabi tuttu. Acaba eşine hakaret eden, ailesiyle görüşmesini engelleyen, eve misafir kabul etmeyen ve bütçeyi sarsacak şekilde sürekli ev eşyası yenileyen bir taraf, kumar borcu yapan tarafa kıyasla daha mı kusurludur? Mahkemenin kusur derecelendirmesinde dikkate aldığı temel hukuki kriterler ve delil değerlendirme esasları nelerdir?
Aile içi huzurun, saygı ortamının ve ekonomik dengelerin korunması hususunda adeta çığır açan bu yargı kararı, boşanma aşamasındaki binlerce çift, aile danışmanları ve hukukçular için son derece aydınlatıcı bir rehber niteliği taşımaktadır. Yargı organlarının aile birliğindeki karşılıklı yükümlülükleri değerlendirirken getirdiği bu yeni ve geniş kapsamlı bakış açısı, gelecekte açılacak olan emsal boşanma davalarının seyrini doğrudan etkileyecektir. Boşanmada ağır kusur kavramının sınırlarını esneten ve ev içi harcamalardan sosyal ilişkilere kadar pek çok hususu kapsayan bu tarihi kararın tüm detayları, tazminat dengeleri, nafaka hakları ve uzman değerlendirmeleri takip eden alt başlıklarda aşamalı olarak ele alınmaktadır.
Aile Mahkemelerinde Yıllarca Süren Karşılıklı Boşanma Davasının Gelişimi
Davanın geçmişi, 1981 yılında dünya evine giren ve 43 senelik evlilik hayatı bulunan bir çiftin karşılıklı olarak aile mahkemesine başvurmasıyla başladı. Emekli öğretmen olan davacı kadın, memur emeklisi olan eşinin şans oyunları oynayarak aile bütçesini ciddi şekilde zarara uğrattığını, evde ödenmesi gereken zorunlu elektrik, su ve doğalgaz faturalarını dahi ödemediğini ve eve alacaklıların gelip borç tahsilatı yapmasına sebebiyet verdiğini iddia etti. Ayrıca erkek eşin evlilik süresince kendisine ve çocuklarına yönelik ağır hakaretlerde bulunduğunu, ‘sen kadın mısın, geri zekalının önde gidenisin’ şeklinde rencide edici ifadeler kullanarak kişilik haklarını ağır biçimde zedelediğini ileri sürdü. Kadın eş, bu somut gerekçelerle tarafların boşanmalarına karar verilmesini, kendisi lehine 75 bin lira maddi ve 75 bin lira manevi tazminat ödenmesini, ayrıca aylık 1.000 lira yoksulluk nafakası bağlanmasını talep etti.
Buna karşılık dava dilekçesine karşı cevap dilekçesi sunan ve karşı boşanma davası açan erkek eş ise hakkındaki iddiaları kesin bir dille reddederek evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına kadın eşin olumsuz tutum ve davranışlarının neden olduğunu savundu. Kendisinin sade, mütevazı ve gösterişten uzak bir yaşam sürmek istediğini, buna karşın eşinin sürekli olarak ev içi huzursuzluk çıkardığını ve lüks tüketim hırsıyla hareket ettiğini iddia etti. Erkek tarafı, eşinin kendisine asılsız iftiralar attığını, fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığını, ayrıca kendisinin öz ailesiyle ve akrabalarıyla görüşmesini tamamen yasaklayarak kendisini sosyal çevresinden tecrit etmeye çalıştığını beyan etti. Yerel aile mahkemesi, her iki tarafın mahkemeye sunduğu tanık beyanlarını, finansal kayıtları ve delilleri inceleyerek evlilik birliğinin taraflar açısından artık sürdürülemez hale geldiğine kanaat getirdi.
İlk derece aile mahkemesi yaptığı kapsamlı yargılama sonucunda, erkeğin şans oyunları oynayarak borçlandığı ve evin temel yaşam ihtiyaçlarını aksattığı iddiasını sabit ve kusurlu bir davranış olarak gördü. Ancak mahkeme, kadının da erkeğe sürekli hakaret ettiğini, eşinin öz ailesiyle iletişim kurmasına kesinlikle izin vermediğini, eve akraba veya arkadaş grubu şeklinde misafir gelmesini engellediğini ve bütçeyi zorlayacak şekilde sürekli ev eşyalarını değiştirip borçlandığını tespit etti. Mahkeme, boşanmada ağır kusur kuralı çerçevesinde kadının bu davranışlarını erkeğin kusurlarına kıyasla daha ağır kabul ederek tarafların boşanmasına hükmetti. Bu doğrultuda kadının talep ettiği maddi tazminat, manevi tazminat ve nafaka talepleri tamamen reddedilirken, erkek yararına 5 bin lira maddi ve 5 bin lira manevi tazminata karar verildi.
Sürekli Ev Eşyası Değiştirmenin Ve Sosyal İzolasyonun Hukuki Niteliği
Aile hukukunda evlilik birliği, taraflara karşılıklı saygı, sadakat, anlayış ve ortak yaşamın gerektirdiği ekonomik sorumluluklara birlikte katlanma yükümlülüğü yüklemektedir. Mahkeme kararına konu olan somut olayda, kadın eşin evdeki gayet iyi ve kullanılabilir durumdaki eşyaları sürekli olarak değiştirmesi ve bu durumun aile bütçesinde gereksiz ve ağır bir finansal yük oluşturması hukuki açıdan kusurlu bir davranış olarak nitelendirildi. Aile içi bütçe dengelerini gözetmeksizin yapılan ve eşin rızası olmadan gerçekleştirilen keyfi ve fuzuli harcamalar, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında asli etkenlerden biri olarak kabul edilmektedir.
Bunun yanı sıra bir eşin diğer eşin ailesiyle ve yakın çevresiyle olan insani ilişkilerini kısıtlaması, eve misafir kabul etmemesi ve adeta bir sosyal izolasyon uygulaması da psikolojik şiddet ve baskı kapsamında değerlendirilmektedir. Türk Medeni Kanununun ilgili maddeleri gereğince eşler, evlilik birliğinin mutluluğunu ve huzurunu birlikte sağlamak ve ortak konutun kapılarını makul sınırlar dahilinde sosyal çevreye açık tutmakla mükelleftir. Eşlerden birinin diğerini sosyal çevresinden soyutlaması, akrabalık ilişkilerini koparmaya zorlaması ve misafir gelmesini engelleyerek evi izole bir alana dönüştürmesi, yargı organlarının içtihatlarında uzun süredir kusur sebebi sayılmaktadır. Ancak bu eylemlerin boşanmada ağır kusur derecesine ulaşmasında diğer tarafın kusurları ile olan oranı ve yoğunluğu belirleyici olmaktadır.
Söz konusu somut davada kadının erkeğe hakaret etmesi, eşini evden kovması, yatakları ayırması ve sistemli bir şekilde eşya değiştirerek evi ağır masraflara sokması, birleşerek ağır kusur tablosunu oluşturmuştur. Bir tarafın şans oyunları oynaması nedeniyle borçlanması şüphesiz kusurlu ve kabul edilemez bir hareket olsa da, diğer tarafın evlilik ilişkisini tamamen sürdürülemez hale getiren, saygı sınırlarını aşan ve ev içi huzuru yok eden sistemli davranışlar sergilemesi hukuki dengeleri kökten değiştirmiştir. Yargı makamları, evlilikteki aksaklıkların tek bir tarafa yüklenemeyeceği durumlarda her iki tarafın eylemlerini teraziye koyarak nispi bir değerlendirme yapmaktadır.
Yerel Mahkeme İle İstinaf Arasındaki Kusur Derecelendirmesi Uyuşmazlığı
Aile mahkemesinin kadın eşi ağır kusurlu bularak taleplerini reddetmesine ve erkeğe tazminat ödenmesine ilişkin kararı, davacı kadın vekili tarafından istinaf incelemesine taşındı. Bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesi, ilk derece mahkemesinin kararını dosya üzerinden inceleyerek tarafların gerçekleşen olaylarda eşit kusurlu olduğu kanaatine vardı. İstinaf mahkemesi, erkeğin şans oyunları oynaması ve evde eşine ve çocuklarına küfür ettiği yönündeki tanık beyanlarını dikkate alarak erkeğin kusurunun da en az kadının kusuru kadar ağır olduğunu ileri sürdü. Bu gerekçe ile yerel mahkemenin kararını kaldırarak tarafların eşit kusurlu sayılmasına ve erkek lehine verilen tazminatların tamamen iptal edilmesine karar verdi.
İstinaf mahkemesinin eşit kusur kararı üzerine dosya temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay 2. Hukuk Dairesine gönderildi. Yüksek daire, dosyada yer alan tanık ifadelerini ve delil durumunu detaylıca yeniden değerlendirerek istinaf mahkemesinin kararını bozdu. Yüksek daire, tanıklık yapan kişilerin erkek eşin sövdüğü yönündeki ifadelerinin çelişkili ve tutarsız olduğunu, soyut ve birbiriyle örtüşmeyen beyanlara dayanılarak erkek eşe küfür kusurunun yüklenemeyeceğini açıkça belirtti. Daire, somut delillerle kanıtlanan vakıalar ışığında ilk derece mahkemesinin tespit ettiği kusur oranlarının ve değerlendirmelerinin hukuka uygun olduğuna dikkat çekerek bozma kararı verdi.
Bozma kararı üzerine dosya yeniden bölge adliye mahkemesine geldi. İstinaf dairesi, kendi ilk kararında direnerek tarafların eşit kusurlu olduğu yönündeki görüşünü koruduğunu beyan etti. Mahkemeler arasında ortaya çıkan bu derin hukuki uyuşmazlık ve direnme kararı üzerine dosya, yargı sisteminin en üst karar organlarından biri olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun gündemine taşındı. Yüksek kurul, aile hukukunun temel ilkeleri, içtihat birliği ve boşanmada ağır kusur esasları doğrultusunda nihai kararı vermek üzere dosyayı detaylı incelemeye aldı.
Yüksek Mahkemenin Emsal Kararı Ve Kusur Dengelerinin Yeniden Kurulması
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, direnme kararını ve dava dosyasını inceleyerek aile hukuku alanında emsal niteliğinde bir karara imza attı. Genel kurul, dosya kapsamındaki tüm delilleri, finansal raporları, tanık beyanlarını ve taraf iddialarını bütüncül bir yaklaşımla ele aldı. Yapılan detaylı değerlendirmede, erkek eşin şans oyunları oynayıp borçlarını ödemediği vakıasının sabit olduğu ve kusur olarak erkeğe yüklenmesinin doğru olduğu ifade edildi. Buna karşılık kadın eşin de erkeğe hakaret ettiği, eşini evden kovduğu, yatakları ayırdığı, eve misafir kabul etmediği ve ev eşyalarını sürekli değiştirerek aile bütçesinde gereksiz masraflar oluşturduğu açıkça vurgulandı.
Kararda, bölge adliye mahkemesinin erkek eşe ‘eşine ve çocuklarına küfür ettiği’ yönünde yüklediği kusurun hukuki dayanaktan yoksun olduğu tespiti yapıldı. Tanık ifadelerindeki çelişkiler ve belirsizlikler nedeniyle erkeğe küfür vakıasının kusur olarak yüklenmesinin doğru olmadığı belirtildi. Gerçekleşen somut kusurlu davranışlar birbiriyle karşılaştırıldığında, tarafların kusurlarının birbirine denk kabul edilemeyeceği, dolayısıyla eşit kusurlu sayılamayacakları ifade edildi. Yüksek kurul, boşanmaya sebep olan olaylarda kadının ağır kusurlu, erkeğin ise az kusurlu olduğunu tartışmasız bir şekilde kabul etti.
Bu tarihi tespitle birlikte boşanmada ağır kusur kararlarında yeni ve bağlayıcı bir dönem başladı. Hukuk genel kurulu, tarafların eşit kusurlu sayılmasının dosya kapsamına ve evrensel hukuk ilkelerine uygun düşmediğini, bu hatalı saptamaya bağlı olarak erkeğin reddedilen tazminat taleplerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini hükme bağladı. Yüksek mahkemenin bu bağlayıcı kararı, aile mahkemelerinde görülen benzer boşanma davalarına emsal teşkil edecek ve yargılama süreçlerinde hakimlerin kusur oranlarını belirlerken çok daha titiz ve bütüncül davranmalarını sağlayacaktır.
Boşanma Davalarında Tazminat Ve Nafaka Haklarına Etkisi
Boşanma hukukunda kusur belirlemesi, tarafların yargılama sonrasındaki mali haklarını doğrudan şekillendiren en kritik hukuki aşamadır. Türk Medeni Kanununun 174. maddesi uyarınca, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya diğer tarafa nazaran daha az kusurlu olan eş, kusurlu taraftan uygun bir maddi ve manevi tazminat talep etme hakkına sahiptir. Eşit kusur halinde taraflardan hiçbirine tazminat verilmezken, ağır kusurlu olan tarafın tazminat talep etme hakkı kanunen tamamen ortadan kalkmaktadır. Yüksek mahkemenin bu kararında da kadın eş ağır kusurlu bulunduğu için talep ettiği 150 bin liralık maddi ve manevi tazminat hakkını tamamen kaybetmiştir.
Aynı hukuki durum yoksulluk nafakası bakımından da geçerliliğini korumaktadır. Kanuna göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru diğer taraftan daha ağır olmamak koşuluyla diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir. Olayımızda boşanmada ağır kusur kadın eşe yüklendiği için kadın eşin aylık 1.000 liralık yoksulluk nafakası talebi de mahkemece kesin olarak reddedilmiştir. Buna karşın az kusurlu sayılan erkek eş, kadın eşten hem maddi hem de manevi tazminat alma hakkını hukuken elde etmiştir.
Ayrıca davada hükmedilecek tazminat miktarları belirlenirken tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusurun ağırlık derecesi, ihlal edilen kişilik hakları ve hakkaniyet ilkeleri dikkate alınmaktadır. Yerel mahkemece erkek lehine verilen 5 bin lira maddi ve 5 bin lira manevi tazminat tutarlarının, yüksek mahkemenin bozma kararı sonrasında güncel ekonomik koşullar, tarafların gelir durumları ve yaşanan mağduriyetin boyutu gözetilerek yeniden takdir edilmesi beklenmektedir. Bu durum, yargılamada hakkaniyete uygun ve tatmin edici tazminat miktarlarının belirlenmesinin tarafların adalet duygusu açısından ne kadar hayati olduğunu açıkça göstermektedir.
Aile Hukuku Uzmanlarının Değerlendirmeleri Ve Alınacak Önlemler
Hukuk uzmanları, akademisyenler ve aile danışmanları, yüksek mahkemenin verdiği bu kararı evlilik birliğindeki karşılıklı hak ve sorumlulukların dengelenmesi açısından son derece olumlu ve adil karşılamaktadır. Uzmanlar, evlilik içi harcamalarda makul sınırların aşılması, eşin onayının alınmaması ve ekonomik gücü zorlayan sürekli eşya değişimlerinin aile hayatını derinden sekteye uğrattığına dikkat çekmektedir. Tüketim toplumunun getirdiği alışkanlıklar ve sosyal medyanın özendirdiği lüks yaşantı arzusu, ne yazık ki pek çok evlilikte ciddi bir geçimsizlik ve çatışma nedeni haline gelmektedir.
Sektörel ve hukuki etkiler açısından değerlendirildiğinde, bu emsal karar aile içi ekonomik kararların eşler tarafından ortaklaşa ve mütalaa edilerek alınması gerektiğini bir kez daha kanıtlamıştır. Eşlerin birbirlerinin rızası ve bilgisi olmadan aile bütçesini sarsacak borçlanmalara girmesi veya lüks tüketim amacıyla fuzuli harcamalar yapması, dava süreçlerinde aleyhlerine boşanmada ağır kusur delili olarak kullanılabilmektedir. Hukuk uzmanları, eşlerin evlilik süresince yapılan tüm büyük harcamaları, alışveriş faturalarını, banka dekontlarını ve ortak kararları kayıt altında tutmalarının olası bir hukuki ihtilafta hak kayıplarını önleyeceğini ve mahkeme safhasında ispat kolaylığı sağlayacağını önemle vurgulamaktadır.
Alınacak önlemler ve yapıcı çözümler kapsamında, evlilik birliğinde iletişim sorunları ve ekonomik uyumsuzluklar yaşayan çiftlerin hukuki yollara başvurmadan önce profesyonel aile danışmanlığı, evlilik terapisi ve psikolojik destek hizmeti alması büyük önem taşımaktadır. Ev içi şiddet, hakaret, sosyal tecrit ve kontrolsüz harcama gibi olumsuz davranışların evliliği bitirme noktasına getirmeden önce terapi süreçleriyle çözülmesi hedeflenmelidir. Ancak hukuki sürecin kaçınılmaz hale geldiği durumlarda, tarafların iddialarını somut tanık beyanları, banka dekontları, mesaj kayıtları ve finansal belgelerle eksiksiz bir şekilde mahkemeye sunması gerekmektedir.
Sonuç olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararı, evlilik birliğinde karşılıklı saygı, sosyal uyum ve ekonomik makullüğün ne derece önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Kullanılabilir durumdaki ev eşyalarını sürekli değiştirerek fuzuli masraf yapmak ve eşi sosyal çevresinden soyutlayarak eve misafir kabul etmemek artık yargı organlarınca ağır bir kusur olarak kabul edilmektedir. Bu kararın ardından aile mahkemelerinde görülecek boşanma davalarında tarafların ev içi tutumları ve harcama alışkanlıkları çok daha detaylı bir süzgeçten geçirilecek, hakkaniyete ve hukuka uygun kararların alınması temin edilecektir.












