Genel HaberlerSon Dakika Gelişmeleri

Gülistan Doku davasında telefon şoku! Adli emanette silinmiş

Gülistan Doku davasında şüpheli Zainal Abakarov'un telefonu adli emanetteyken silinmiş! Kriminal rapor ortaya koydu, Abakarov ise bilmiyorum dedi.

Yıllardır kamuoyunun gündemini meşgul eden ve yüzlerce kişinin sokağa dökülerek adalet aradığı Gülistan Doku davası, her yeni gelişmeyle birlikte daha da girift bir hal alıyor. Tunceli’de 5 Ocak 2020 tarihinde kaybolan Gülistan Doku’nun akıbetine ilişkin soruşturma, bugüne kadar pek çok soru işaretini yanıtsız bıraktı. Ancak dava dosyasına yeni eklenen teknik bulgular, soruşturmanın seyrini köklü biçimde değiştirebilecek kritik ayrıntılar içeriyor. Şüpheli konumundaki eski erkek arkadaş Zainal Abakarov’un telefonuna ilişkin kriminal inceleme raporu, dehşet verici bir tabloyu gözler önüne serdi. Soruşturmanın bu yeni boyutu, mağdur ailesinin ve kamuoyunun dikkatini bir kez daha bu davaya yöneltti. Gelişmeler, Gülistan Doku’nun kaybolduğu günden bu yana en kritik kırılma noktalarından birini oluşturuyor.

×

Kriminal inceleme raporundaki bulgular, soruşturma sürecinde yaşanan usulsüzlüklere işaret eden son derece ağır veriler barındırıyor. Raporun içeriği, uzun süredir takip edilen soruşturmanın neden sonuçsuz kaldığına dair ipuçları da sunuyor. Ulusal Kriminal Büro tarafından hazırlanan teknik analiz, Abakarov’un telefonundaki veri silme işlemlerine ilişkin ciddi bulgular ortaya koydu. Bu bulgular, delillerin kasıtlı olarak yok edildiğine işaret eden bir tabloyu gündeme taşıyor. Kamuoyunda derin bir yankı uyandıran bu gelişme, Gülistan Doku ailesinin adalet mücadelesine yeni bir ivme kazandırdı.

Gülistan Doku Kim? Dava Nasıl Başladı?

Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli’de üniversite öğrencisiyken aniden ortadan kayboldu. O gün üniversite kampüsündeyken eşyaları bulunmasına rağmen kendisine bir daha ulaşılamadı. Kaybolduğu günden bu yana 6 yılı aşkın süre geçmesine karşın Gülistan’ın nerede olduğu hâlâ bilinmiyor; cesedine ya da yaşadığına dair herhangi bir ize de ulaşılamadı. Ailesinin yıllarca yürüttüğü yoğun mücadele, davayı kamuoyunun sürekli gündeminde tutmayı başardı. Onlarca sivil toplum kuruluşu, siyasetçi ve yurttaş, Gülistan Doku için adalet talebiyle defalarca yürüyüşler ve eylemler düzenledi. Türk hukuk tarihinin en uzun soluklu ve kamuoyunun en yoğun ilgisini çeken kayıp şahıs davalarından biri olma özelliğini koruyan bu dava, her yeni gelişmeyle birlikte yeniden gündemin zirvesine oturuyor. Aile, Gülistan’ın bulunması için mücadelesini kararlılıkla sürdürüyor.

Soruşturma sürecinde eski erkek arkadaş Zainal Abakarov, şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Abakarov’un Gülistan’ın kaybolduğu gece nerede olduğu ve ne yaptığı soruşturmanın temel eksenini oluşturdu. Şüphelinin telefonuna da bu süreçte el konuldu ve cihaz adli makamlara teslim edildi. İfadeler ve teknik incelemeler arasındaki çelişkiler, soruşturmayı giderek daha karmaşık bir yapıya büründürdü. Ailenin avukatları ise süreç boyunca soruşturmanın yetersiz yürütüldüğünü defalarca dile getirdi.

Kriminal İnceleme Ne Ortaya Koydu?

Ulusal Kriminal Büro tarafından yürütülen teknik inceleme, Zainal Abakarov’a ait cep telefonunda son derece çarpıcı bulgulara ulaştı. Söz konusu inceleme, telefonun adli emanette bulunduğu dönemde çeşitli veri silme işlemleri yapıldığını ve verilen izin olmaksızın cihaza erişildiğini ortaya koydu. Kriminal rapor, silme işlemlerinin yalnızca birkaç fotoğraf ve mesajla sınırlı kalmadığını, çok daha kapsamlı bir “derin temizlik” sürecini kapsadığını da belgeledi. Bu tespitler, delil bütünlüğü açısından son derece kritik bir tehlikeye işaret ediyor. Kriminal bilimciler, adli emanetteki bir cihazdan veri silinmesinin yargı sürecine ciddi zarar verdiğini ve soruşturmanın güvenilirliğini zedeleyeceğini belirtiyor. Raporun soruşturma dosyasına girmesiyle birlikte dava bambaşka bir boyut kazandı. Bu bulgular, aynı zamanda delil koruma prosedürlerinin ne denli titizlikle uygulanması gerektiğini de bir kez daha gözler önüne seriyor.

Teknik inceleme raporu, yalnızca veri silme işlemlerine değil, bu işlemlerin gerçekleştirildiği tarihlere ve kullanılan yöntemlere de ayrıntılı biçimde yer veriyor. Söz konusu tarihler ve yöntemler, soruşturmanın en hassas noktalarından birini oluşturuyor. Delillerin adli emanette bulunduğu dönemde bu denli sistematik bir silme işleminin gerçekleştirilmiş olması, kriminal bilimciler arasında büyük şaşkınlık yarattı. Bu tablo, cihazın güvende olması gereken bir dönemde nasıl ve kim tarafından erişildiği sorusunu kaçınılmaz biçimde gündeme taşıyor. Soruşturmanın bu boyutu, adalet arayışındaki en kritik sorulardan birine dönüşmüş durumda.

Adli Emanette Silinen Veriler ve Tarihler

Kriminal inceleme raporuna göre, Abakarov’un telefonu Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı adli emanetindeyken 18 Nisan 2020 tarihinde özel bir yazılım kullanılarak veri silme işlemi gerçekleştirildi. Bu tarih, soruşturmanın aktif biçimde sürdüğü ve telefonun resmi koruma altında olması gereken bir döneme denk geliyor. Cihazın galerisinde Aralık 2019’a ait bir bölüm fotoğrafın silindiği de raporda belgelendi. Bunun yanı sıra WhatsApp uygulamasında 24-25 Aralık 2019 tarihlerine ait gönderilen bazı fotoğrafların da silindiği tespit edildi. Bu tarihlerin Gülistan Doku’nun kaybolduğu dönemle yakın olması, söz konusu verilerin soruşturma açısından son derece kritik bir önem taşıdığına işaret ediyor. Silinen içeriklerin niteliği ve kapsamı, kayboluşun gerçek seyrini aydınlatabilecek bilgileri barındırıyor olabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Kriminal uzmanlar, bu tarihlere ait verilerin soruşturmanın kilit noktalarından birini oluşturduğunu vurguluyor.

Daha da çarpıcı olan ise 2 Temmuz 2020 tarihinde yaşanan gelişmedir. Bu tarihte telefon hâlâ adli emanetteyken WhatsApp uygulaması üzerinde “deep clean”, yani derin temizlik ve uygulama temizliği işlemleri yapıldı. Bu işlem, olası dijital izlerin sistematik bir biçimde silinmesine yönelik özel bir yazılımın kullanıldığını gösteriyor. Kriminal bilişim uzmanları, derin temizlik uygulamalarının genellikle veri kurtarma işlemlerini de son derece güçleştirdiğine dikkat çekiyor. Telefon adli emanetteyken bu denli kapsamlı bir temizlik operasyonunun nasıl gerçekleştirilebildiği sorusu ise yanıt bekleyen en önemli soru olarak öne çıkıyor. Bu işlemlerin ardından silinen verilerin ne ölçüde kurtarılabildiği kamuoyunca merak ediliyor.

Abakarov’un İfadesi ve Çelişkili Açıklamaları

Kolluk birimlerinde yöneltilen sorular karşısında Zainal Abakarov’un verdiği yanıtlar, pek çok çelişkiyi barındırıyor. Abakarov, telefonuna el konulacağını otelde kaldıkları dönemde koruma görevini üstlenen polislerden birinin kendisine söylediğini ifade etti; ancak söz konusu polisin kim olduğunu hatırlamadığını belirtti. Telefonundaki yazışmaları silmiş olabileceğini de kabul eden Abakarov, bunu da hatırlamadığını söyledi. Öte yandan sildiği yazışmalarda Gülistan’ın kaybına neden olacak ya da kendisini zora sokacak herhangi bir içerik olmadığını ileri sürdü. Silme işlemini kimin, neden ve ne amaçla yaptığını bilmediğini de açıklayan Abakarov, telefona uzaktan erişim imkânının bulunmadığını belirterek belirtilen tarihlerde cihazın kendisinde olmadığını savundu. Söz konusu beyanlar, soruşturmacıların dikkatini çeken çok sayıda tutarsızlık barındırıyor. Özellikle “silmiş olabilirim ama hatırlamıyorum” ifadesi, hukuk çevrelerinde dikkat çeken kritik bir kabul olarak değerlendiriliyor.

Abakarov’un ifadesindeki en çarpıcı nokta, WhatsApp uygulamasının şifresini başka kimsenin bilmediğini beyan etmesidir. Bu ifade, eğer doğruysa telefona uzaktan erişilemeyeceği ve silme işlemlerinin ancak cihaza doğrudan müdahaleyle yapılabileceği anlamına geliyor. Söz konusu çelişki, soruşturmacıların önünde son derece kritik bir soru işareti bırakıyor. Hukuk uzmanları, bu ifadeyi delil karartma tartışmaları açısından belirleyici bir ayrıntı olarak nitelendiriyor. Abakarov’un hangi tarihte telefondan ayrıldığını ve sonraki süreci nasıl aktardığı da soruşturmanın odak noktalarından birini oluşturuyor. Telefon ve SIM kartın Antalya’da şüpheliden alındıktan sonra iade edilmediğini de belirten Abakarov, bu konudaki bilgisinin de son derece kısıtlı olduğunu ifade etti.

Delil Karartma Şüphesi ve Hukuki Boyut

Adli emanetteki bir cihazdan veri silinmesi, kriminal hukuk açısından son derece ağır bir durum olarak değerlendiriliyor. Bu tür müdahaleler, delil bütünlüğünü tehdit etmesi nedeniyle soruşturmanın seyrini doğrudan etkiliyor. Hukuk uzmanları, adli emanette bulunan bir telefona kimin ve nasıl erişebildiğinin mutlaka aydınlatılması gerektiğini vurguluyor. Cihazın adli makamların gözetiminde olduğu bir dönemde gerçekleşen bu erişim, ciddi bir prosedür ihlalini de gündeme taşıyor. Soruşturmanın bu boyutu yalnızca şüpheli Abakarov’u değil, adli emanet sürecinin denetiminden sorumlu olan kişileri de kapsayan sorular doğuruyor. Hukuk çevrelerine göre bu noktada adli emanet zincirinin eksiksiz incelenmesi soruşturmanın olmazsa olmaz bir halkasını oluşturuyor. Yanıtsız kalan her soru, adalet arayışını daha da güçleştiriyor.

Kriminal bilişim uzmanları, bu tür davalarda dijital delillerin korunmasının ne kadar hayati önem taşıdığını özellikle vurguluyor. Bir delil cihazının adli emanete alındıktan sonra erişilemez hale getirilmesi, adli bilişim hukukunun temel ilkelerinden biridir. Bu ilkenin ihlal edilmesi, yalnızca mevcut soruşturmayı değil, yargılama sürecinin bütününü de olumsuz etkileyebilir. Uzmanlar, silinen verilerin bir bölümünün özel kurtarma yazılımları aracılığıyla elde edilebileceğini belirtiyor; ancak derin temizlik işlemlerinin bu ihtimali önemli ölçüde azalttığına da dikkat çekiyor. Soruşturmanın dijital delil boyutunun ne kadar kapsamlı biçimde ele alındığı, davanın seyrini doğrudan belirleyecek. Bu noktada bağımsız kriminal inceleme talepleri de gündemdeki yerini korumaya devam ediyor.

Gülistan Doku ailesinin avukatları, kriminal raporun ortaya koyduğu bulguların soruşturmanın yeniden ve kapsamlı bir şekilde ele alınması için yeterli gerekçeyi oluşturduğunu savunuyor. Yıllardır haklarını arayan aile, her yeni delil için mücadelesini sürdürüyor. Gülistan Doku davası, yalnızca 1 kayıp kişinin akıbetini değil, aynı zamanda delil koruma süreçlerindeki açıkları da mercek altına alıyor. Bu gelişmeler, kayboluşunun üzerinden 6 yılı aşkın süre geçmesine rağmen davanın hâlâ çözüme kavuşturulamamış olduğunun en somut göstergesidir. Adli emanette yaşanan bu skandal boyutlu sürecin sonuna kadar aydınlatılması, hem adalet hem de hukuki güvence açısından zorunlu görünüyor. Kamuoyu, Gülistan Doku için adaletin bir gün mutlaka gerçekleşeceğine olan inancını korumaya devam ediyor.

Soruşturmanın bu kritik aşaması, toplumsal hafızada derin izler bırakan ve kamuoyunun asla vazgeçmeyeceği bir davada yeni bir sayfa açıyor. Gülistan Doku davasında telefon delillerinin adli emanette silinmesi, hukuk sistemine duyulan güveni sorgulatan boyutlar taşıyor. Bu tablo; delil güvenliği, adli emanet sorumluluğu ve soruşturma şeffaflığı konularında köklü önlemler alınması gerektiğini gözler önüne seriyor. Şüpheli Abakarov’un çelişkili ifadeleri ve kriminal raporun ortaya koyduğu bulgular bir arada değerlendirildiğinde, soruşturmanın daha pek çok katmanının aydınlatılmayı beklediği görülüyor. Gülistan Doku’nun ailesi ve onu destekleyen tüm kesimler, bu davada gerçeğin bir gün mutlaka ortaya çıkacağı inancıyla mücadelelerini sürdürüyor. Her yeni belge ve her yeni bulgu, gerçeğe 1 adım daha yaklaşıldığının habercisidir.

Başa dön tuşu