Ülkemizin son yıllarda en tartışmalı ekonomik gündem maddelerinden biri hâline gelen yabancı sermaye sorunu, bu kez kapsamlı bir yasa tekliifiyle birlikte parlamentonun gündemine taşındı. AKP Grup Başkanlığı tarafından hazırlanan ve pek çok milletvekilinin imzasını taşıyan söz konusu düzenleme, hem bireysel yatırımcıları hem de kurumsal yapıları doğrudan etkileyen maddeler içeriyor. 15 maddeden oluşan teklif, vergi muafiyetlerinden varlık barışına, ihracat teşviklerinden finans merkezinin güçlendirilmesine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Ekonomi çevrelerinde merakla beklenen bu düzenleme, piyasalarda hemen yankı uyandırdı. Muhalefet ise teklifin bazı maddelerine derin kaygılarla yaklaşıyor. Bu merakla kaygının kesiştiği nokta, teklifin hem fırsatlarını hem de risklerini bir arada gözler önüne seriyor.

5 Mayıs 2026 tarihinde TBMM Başkanlığına resmen sunulan “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler tarafından kamuoyuyla paylaşıldı. Teklif; Burdur Milletvekili Mustafa Oğuz, Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy, Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy ve Sakarya Milletvekili Ertuğrul Kocacık başta olmak üzere çok sayıda milletvekilinin imzasını taşıyor. Teklifin temel amacı, ülkemizin uluslararası sermaye çekme kapasitesini artırmak ve küresel yatırımcılar için daha cazip bir merkez konumuna taşınmak olarak tanımlanıyor. Paketin kapsamı; bireysel yatırımcılar, kurumsal şirketler, ihracatçılar ve finans sektörü çalışanlarını kapsayan geniş bir kesimi ilgilendiriyor. Yasanın geçmesi durumunda 1 Ocak 2026’dan itibaren başlayan vergilendirme dönemleri için geçerli olacak bazı maddeler, 1 Temmuz 2026’dan sonra sunulacak beyannamelerle uygulamaya girecek. Böylesine kapsamlı bir teşvik paketinin Meclis gündemine taşınması, ekonomi çevrelerinde geniş bir tartışma zemini oluşturdu. Teklifin nasıl şekilleneceği, ekonomistler ve muhalefet tarafından yakından takip ediliyor.
15 maddelik yasa teklifi neler getiriyor?
Yasanın en dikkat çekici düzenlemelerinden biri, ülkemize yerleşecek yabancı yatırımcılara tanınan 20 yıllık gelir vergisi muafiyeti. Bu haktan yararlanabilmek için belirli koşulların taşınması gerekiyor: Son 3 yıl içinde ülkemizde ikamet etmemiş ve vergi mükellefiyeti bulunmamış olma şartı aranıyor. Bu koşulları sağlayan kişilerin yurt dışında elde ettikleri tüm gelirler, ülkemize yerleştikten itibaren tam 20 yıl boyunca gelir vergisinden muaf tutulacak. Ekonomistler bu düzenlemeyi, ülkemizi bölgesel bir servet ve yönetim merkezi olarak konumlandırma çabası olarak değerlendiriyor. Benzer teşviklerin farklı ülkelerde de uygulandığı biliniyor; ancak bu ülkeler aynı zamanda güçlü kurumsal altyapılarıyla öne çıkıyor. Yatırım cazibesinin yalnızca vergi avantajıyla değil kurumsal güvenceyle de oluşturulduğunu vurgulayan uzmanlar, bu dengenin kurulmasının kritik önem taşıdığını hatırlatıyor.
Nitelikli hizmet merkezleri çalışanları da teklifin getirdiği vergi avantajlarından yararlanacak. Bu çalışanların ücretleri, mevcut asgari ücret istisnasına ek olarak brüt asgari ücretin 4 katına kadar olan kısım için gelir vergisinden muaf tutulacak. İstanbul Finans Merkezi bünyesinde çalışanlar için ise bu sınır 6 kata yükseltiliyor; bu oran özellikle finans sektöründe ülkemizi cazip bir çalışma merkezi hâline getirmeyi hedefliyor. Halihazırda yüzde 50 olan İstanbul Finans Merkezi’ndeki kazanç indirimi, teklifle birlikte yüzde 100’e çıkarılıyor. Merkez dışında faaliyet gösteren şirketler için ise bu oran yüzde 95 olarak uygulanacak. İstanbul Finans Merkezi’ndeki finansal kuruluşlara sağlanan harç muafiyetleri mevcut 5 yıldan 20 yıla uzatılıyor; kurumlar vergisi indiriminin süresi ise 2047 yılına kadar devam edecek. Bu düzenlemeler, son dönemde bölgede yaşanan jeopolitik gelişmeler nedeniyle uluslararası finans merkezlerinden çıkan sermayeyi çekme amacıyla da değerlendiriliyor.
İhracat yapan imalatçı firmalar için de teklifte köklü bir vergi indirimi öngörülüyor. Şu an yüzde 25 olan genel kurumlar vergisi oranı, ürettiklerini ihraç eden imalatçılar için yüzde 9’a kadar düşürülüyor. Münhasıran ihracattan gelir elde eden diğer şirketler için ise bu oran yüzde 14 olarak belirleniyor. Böylece ihracat odaklı üretimin özendirilmesi ve ülkemizin döviz kazanım kapasitesinin artırılması amaçlanıyor. Söz konusu vergi indirimi ihracatçı sektörler tarafından olumlu karşılanırken, ekonomistler uygulamanın kalıcı ve istikrarlı bir büyüme sağlayıp sağlayamayacağını tartışmaya devam ediyor.
Varlık barışı yeniden geliyor: Bu kez ne değişti?
15 maddelik teklifin 10. maddesi, kamuoyunda en tartışmalı başlık olarak öne çıkıyor: varlık barışı. Bu düzenlemeyle gerçek ve tüzel kişilerin yurt içinde veya yurt dışında bulunmakla birlikte kayıtlara yansımayan varlıklarını 31 Temmuz 2027 tarihine kadar beyan edebilecekleri öngörülüyor. Beyan kapsamına para, döviz, altın, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları giriyor. Amaç, kayıt dışı ekonominin sisteme dahil edilmesi ve yurt dışına çıkan sermayenin geri çekilmesi. Ancak varlık barışı uygulaması, ülkemizde bugüne kadar defalarca hayata geçirildi ve her seferinde sınırlı bir başarı sağlayabildi. Muhalefet, bu düzenlemelerin zaman zaman kara para aklama mekanizmasına dönüştüğünü ve suç örgütlerine dolaylı yasal zemin hazırladığını ileri sürerek teklife sert karşı çıkıyor. Önceki varlık barışı uygulamalarından birinde servetini sisteme dahil eden bir kişinin daha sonra ağır suçlamalarla yargılandığı somut bir vaka, bu tartışmanın en çarpıcı örneği olarak gündemde kalmaya devam ediyor. Bu itirazlar, teklifin Meclis görüşmelerinde uzun ve tartışmalı bir sürece gireceğine işaret ediyor.
Varlık barışının yeniden gündeme gelmesi, ekonomistler arasında da farklı değerlendirmelere yol açıyor. Destekçiler, bu mekanizmanın kayıt dışı ekonomiyi küçülteceğini ve sisteme önemli miktarda döviz girişi sağlayacağını savunuyor. Karşı çıkanlar ise her yeni varlık barışı ilanının, kayıt dışına çıkmanın ileride yine affedilebileceği mesajını verdiğini ve bu mesajın kayıt dışılığı azaltmak yerine teşvik ettiğini öne sürüyor. Önceki uygulamalara bakıldığında, beklenen sermaye geri dönüşünün büyük ölçüde gerçekleşmediği görülüyor. Güven sorunu çözülmeden bu tür mekanizmaların tam potansiyeliyle işleyemeyeceğini vurgulayan uzmanlar, tek başına vergi avantajının yeterli olmadığını hatırlatıyor. Varlık barışının etkili olabilmesi için güçlü hukuki güvenceler ve şeffaf bir denetim sistemiyle desteklenmesi şart.
Bölgesel jeopolitik gelişmeler de bu teklifin arka planında belirleyici bir rol oynuyor. Son dönemde Orta Doğu’da yaşanan çatışma ortamının uluslararası sermayeyi bölgedeki finans merkezlerinden uzaklaştırması, İstanbul Finans Merkezi için önemli bir fırsat penceresi açtı. Teklifin bu fırsatı değerlendirmeye yönelik somut adımlar içermesi, hazırlık sürecinin zamanlamasıyla doğrudan bağlantılı görünüyor. Finans çevrelerindeki değerlendirmelere göre İstanbul, doğru kurumsal reformlarla bölgede ciddi bir finansal çekim merkezi olma potansiyeli taşıyor. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için vergi avantajlarının ötesinde hukuki öngörülebilirlik, yargı bağımsızlığı ve finansal şeffaflık gibi yapısal unsurların da iyileştirilmesi gerekiyor. İstanbul Finans Merkezi, bugüne kadar salt bir gayrimenkul projesi görünümünden tam anlamıyla çıkamadığı eleştirilerine maruz kaldı. Bu teklifin o algıyı kırıp kıramayacağı ise uygulamanın kalitesiyle doğrudan ilişkili.
İhracat teşviki ve teknogirişim desteği ne anlam ifade ediyor?
Teklifin ihracat odaklı maddeleri, üretim ve döviz kazanımı açısından da önemli fırsatlar sunuyor. Kurumlar vergisinin ihracatçı imalatçılar için yüzde 9’a, diğer ihracatçılar için ise yüzde 14’e düşürülmesi, bu kesimlerin uluslararası rekabet gücünü artırabilir. Transit ticaret ve hizmet ihracatı için de yüzde 95’e varan vergi indirimleri pakete dahil edildi. Ekonomistler, bu düzenlemelerin doğru uygulandığı takdirde ihracat hacmini ve döviz gelirlerini olumlu etkileyebileceğini belirtiyor. Bununla birlikte vergi indirimi tek başına ihracatı artırmak için yeterli değil; altyapı, lojistik, hammadde maliyeti ve kur istikrarı gibi faktörler de belirleyici rol oynuyor. Tüm bu bileşenler bir arada düşünüldüğünde, teklifin ihracat boyutunun yapısal bir destek altyapısıyla tamamlanması gerektiği görülüyor.
Teknogirişim şirketleri de bu tekliften önemli ölçüde yararlanacak. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından verilen “Teknogirişim” rozetine sahip halka açık olmayan şirketlerin paya dönüştürülebilir borç sözleşmelerine dayanan işlemlerde, Türk Ticaret Kanunu’nun bazı şartlarından muaf tutulmasını öngören düzenleme, bu alanda ciddi bir esneklik sağlıyor. Teknogirişim ekosistemi, son yıllarda ülkemizde hızla büyüyen ama hâlâ yeterince derinleşemeyen bir alan. Yatırım döngüsünü kolaylaştıracak bu tür yasal düzenlemeler, özellikle erken aşama girişimler için kritik önem taşıyor. Teknoloji girişimcileri bu değişikliği olumlu karşılarken uygulamadaki bürokratik engellerin de bir an önce aşılması gerektiğini vurguluyor. Girişim sermayesi uzmanları, yasal altyapının güçlenmesinin ekosisteme olan uluslararası ilgiyi artırabileceğini söylüyor. Ancak bu potansiyelin hayata geçmesi için mevzuat iyileştirmeleri tek başına yetmiyor; nitelikli insan kaynağı, pazar erişimi ve güçlü ekosistem altyapısının eş zamanlı gelişmesi de zorunlu.
Teklife yönelik en sert tepkiler muhalefet cephesinden yükseldi. CHP başta olmak üzere muhalefet partileri, varlık barışı düzenlemesinin vergi kaçakçılarına ve kara para sahibi kesimlere yasal bir kapı araladığı gerekçesiyle karşı çıktı. Uygulamanın daha önce de suç örgütlerine dolaylı fayda sağladığına ilişkin somut iddiaların gündeme gelmesi, muhalefetin bu karşı çıkışını güçlendiriyor. İYİ Parti ise teklifin yerli yatırımcılar aleyhine bir rekabet ortamı oluşturabileceğini kamuoyuyla paylaştı. Bu tartışmalar, yasanın Meclis sürecinde ciddi revizyonlara uğrayabileceğine işaret ediyor.
Yabancı yatırımcı gerçekten gelir mi, yoksa yine hayal mi kalır?
Teklifin sunuluşundan bu yana en çok sorulan soru şu: Tüm bu teşvikler yabancı yatırımcıyı gerçekten çekmeye yeterli mi? Uluslararası yatırım analistleri bu soruya temkinli bir yanıt veriyor. Vergi avantajları, yatırımcının dikkate aldığı faktörler arasında önemli bir yer tutsa da listenin başında yer almıyor. Hukuki güvence, yargı bağımsızlığı, kur istikrarı, öngörülebilir düzenleyici ortam ve mülkiyet haklarının korunması bu listede çok daha üst sıralarda bulunuyor. Bu yapısal unsurlar güçlendirilmeden sunulan her vergi indirimi, yalnızca kısa vadeli spekülatif sermayeyi çekme riski taşıyor. Kalıcı ve üretken yatırımlar ise çok daha sağlam bir güven zeminine ihtiyaç duyuyor. Tek başına bir yasa teklifinin ülkemizin yatırım çekiciliğini köklü biçimde değiştirmesinin güç olduğu görüşü, ekonomi çevrelerinde giderek daha güçlü bir yer ediniyor. Teklifin gerçek başarısı; yasalaşıp yasalaşmadığıyla değil, sahaya yansıyıp yansımadığıyla ölçülecek.
Uluslararası sermayenin yatırım kararlarında dikkate aldığı 3 temel etken öne çıkıyor: hukuki öngörülebilirlik, finansal şeffaflık ve siyasi istikrar. Bu 3 etkenin sağlanamadığı ortamlarda sunulan vergi avantajları, uzun vadeli yatırım yapmak isteyen kurumsal yatırımcı için belirleyici olmuyor. Kısa vadeli yüksek getiri arayan spekülatif fon yöneticileri ise bu tür ortamlarda çok daha aktif bir profil sergiliyor. Spekülatif sermayenin ekonomiye katkısı, uzun vadeli doğrudan yatırımın sunduğu istihdam ve katma değer yaratma kapasitesinin çok uzağında kalıyor. Bu nedenle uzmanlar, vergi paketini destekleyici kurumsal reformların da bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini ısrarla vurguluyor. Vergi avantajları bir kapı aralıyor; ancak yatırımcıyı içeri çekecek olan güven ortamı, o kapıdan geçmeye ikna ediyor.
Teklifin Meclis’teki görüşme sürecinin önümüzdeki haftalarda yoğunlaşması bekleniyor. Muhalefet özellikle varlık barışı maddesinde köklü değişiklik talep ediyor; bu maddenin aynen geçip geçmeyeceği belirsizliğini koruyor. Ekonomi çevreleri ise özellikle ihracat teşviki ve İstanbul Finans Merkezi düzenlemelerinin yasalaşması için baskısını sürdürüyor. Teklifin hangi hâliyle yasalaşacağı, mevcut ittifak dengesi ve muhalefet baskısı göz önüne alındığında öngörülmesi güç görünüyor. Yasanın 1 Ocak 2026’dan itibaren geçerli olacak hükümleri, hâlihazırda başlamış olan vergilendirme dönemleri açısından geriye dönük bir etki yaratacak. Bu geriye dönük uygulamanın ne anlama geldiği, hukuk ve vergi uzmanları tarafından dikkatle inceleniyor.
Sonuç olarak AKP’nin TBMM’ye sunduğu 15 maddelik yasa teklifi, birbirinden farklı pek çok alanı kapsayan ve hedefleri açısından iddialı bir paket niteliği taşıyor. Yabancı yatırımcıya tanınan 20 yıllık gelir vergisi muafiyeti, ihracatçıya sunulan yüzde 9 kurumlar vergisi indirimi ve İstanbul Finans Merkezi’ne yönelik kapsamlı teşvikler bu tablonun öne çıkan başlıkları. Varlık barışının paketin içinde yer alması ise tartışmanın en ısınan noktası olmaya devam ediyor. Teklifin gerçek başarısı, yalnızca yasalaşıp yasalaşmadığıyla değil uygulamada ne kadar karşılık bulduğuyla ölçülecek. Uluslararası sermayenin ülkemize kalıcı biçimde yönelmesi için vergi avantajlarının ötesinde kurumsal güçlenmeye ihtiyaç var. Bu güçlenme gerçekleştiğinde teklif tarihi bir adım; gerçekleşmediğinde ise yalnızca iyi niyetli bir sayfa olarak tarihe geçiyor.


















































