Ekonomi-PiyasalarSon Dakika Gelişmeleri

AKP ekonomi paketi açıkladı! Peki vatandaşa ne değişiyor?

AKP, "İstikrar Adası" söylemiyle yeni ekonomi paketi sundu. Varlık barışı, yabancı teşviki ve 72 taksit var. Peki Temmuz'da asgari ücrete zam var mı?

Siyasi söylemler, iktidarların dönemsel ihtiyaçlarına göre yeniden biçimleniyor; bu değişim bazen bir kavramın yerini başka bir kavrama bırakmasıyla kendini gösteriyor. Son dönemde iktidara yakın çevrelerin gündeminde “Yeni Türkiye” ifadesinin giderek yerini yeni bir tanımlamaya bıraktığı dikkat çekiyor. Ekonomik sıkıntıların derinleştiği, dış baskıların yoğunlaştığı bu dönemde kullanılan dil de buna paralel biçimde değişmeye başladı. Bu değişim yalnızca kelimelerle sınırlı kalmadı; ardından kapsamlı bir ekonomi paketi de gündeme taşındı. Ancak paketin içeriği, vaatlerle gerçekliğin ne denli farklı olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Asıl mesele ise tüm bu düzenlemelerin kimin cebine yarayacağı sorusunda yatıyor.

×

23 yıllık iktidar sürecinin ardından “Yeni” kavramı doğal olarak eskimiş ve yıpranmış bir görünüm kazandı. Yıllar içinde pek çok reform paketi açıklandı, pek çok vaatte bulunuldu; ancak bu vaatlerin büyük bölümü uygulamaya yeterince yansımadı. Ekonomistler, uzun süreli iktidar dönemlerinde söylem tüketiminin hızlanmasının kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Bu tabloya bölgesel jeopolitik gelişmeler de eklenince ekonomik istikrar söylemi çok daha sık telaffuz edilir hâle geldi. Yeni bir söylem çerçevesiyle birlikte yeni bir ekonomi paketinin de Meclis gündemine taşındığı görüldü. Ancak bu paketi inceleyen ekonomistler ve iş insanları, içeriğin gerçek bir dönüşümden ziyade tanıdık uygulamaların yeniden ambalajlandığını öne sürüyor. Söylemin değişmesi, sorunların da değiştiği anlamına gelmiyor.

AKP ekonomi paketi neler içeriyor?

Meclis’e sunulan yeni ekonomi paketinin en dikkat çekici başlıklarından biri, yabancı yatırımcıya yönelik vergi indirimleri ve İstanbul Finans Merkezi’nin vergisiz bir cazibe alanına dönüştürülmesi kararı. Buna ek olarak ülkemizde yaşamayı tercih eden yabancı bireylerden de vergi alınmaması gibi özel bir ayrıcalık devreye sokuluyor. Teşvikler, istisnalar ve vergi indirimleri arka arkaya sıralanmış durumda. Tüm bu düzenlemelerin yanında pakette özellikle öne çıkan 1 başlık daha var: varlık barışı. Ülkemizde bugüne kadar toplam 7 kez uygulanan bu mekanizmanın bir kez daha hayata geçirileceği kamuoyuna duyuruldu. Ekonomistler bu adımı, gerçek yatırım çekme kapasitesi taşımayan geçici bir tedbir olarak nitelendiriyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, mevcut programın “işliyor” söylemini bir kenara bırakarak yeni bir çerçeve çizmeye başladı. Vergide, kamu maliyesinde ve yönetişimde reformlar yapılacağını, yabancı yatırımcıyı teşvik edecek adımların atılacağını açıkladı. Ancak bu açıklamaların büyük bölümü, daha önce de dile getirilmiş ve hayata geçirilemeyen taahhütlerle büyük benzerlik taşıyor. Sektörün önde gelen isimlerinden İTO Başkanı Şekib Avdagiç bile yürütülen ekonomi modelinin “ince ayar” gerektirdiğini alenen dile getirdi. Bu itiraf, iktidara yakın çevrelerin de artık mevcut programın sorunlarını görmezden gelemediğini açıkça yansıtıyor. Siyasi analistler, bu tür resmi eleştirilerin hükümet üzerindeki baskının ne kadar büyüdüğünü ortaya koyduğunu söylüyor. Bakanın yeni söylemi, programın değil; en azından çerçevenin değiştiğinin işareti.

Ekonomi paketinin temel hedefi olarak sunulan yabancı yatırımcı çekme çabası, ekonomi çevrelerinde ciddi soru işaretleri doğuruyor. Gerçek anlamda kalıcı yatırım arayan yabancı sermayenin önceliği finansal istikrar, hukuk güvencesi, öngörülebilirlik ve şeffaflık. Bu kriterlerin son yıllarda yeterince karşılanamadığı, yabancı doğrudan yatırım rakamlarındaki düşüş trendinden de görülüyor. Açıklanan teşvik paketi, uzun vadeli yatırım yapmak isteyen kalıcı sermayeyi değil; kısa vadeli ve yüksek kâr peşindeki sıcak parayı çekmeye daha uygun bir yapı içeriyor. Bu tablo, paketin gerçekte ne kadar yapısal olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor.

Varlık barışı neden 7. kez devreye giriyor?

Varlık barışı, yurt dışına ya da kayıt dışına çıkan servetlerin belirli koşullarla sisteme dahil edilmesini sağlayan bir af mekanizması olarak tanımlanıyor. Bugüne kadar ülkemizde tam 7 kez uygulanan bu yöntem, her seferinde oldukça sınırlı bir başarı kaydetti. Ekonomistler, bu mekanizmanın sürekli tekrarlanmasının kayıt dışı ekonomiye fiilî bir tolerans mesajı verdiğini söylüyor. Yurt dışına çıkan paranın önemli bir bölümü, “malımıza el koyabilirler” endişesiyle kaçtı; bu korku aşılmadan söz konusu paranın geri dönmesi son derece güç. Güven sorunu çözülmeden açıklanan varlık barışı ilanlarının, hedeflenen büyüklükte bir sermaye geri dönüşü sağlamakta yetersiz kaldığı önceki deneyimlerde de görüldü. Peki 8. kez denenen bir reçetenin farklı sonuç vermesi için ne değişti? Bu soruya bugün net bir yanıt verilemiyor. Ekonomi çevrelerinin ortak değerlendirmesi ise şu: Ek güven mekanizmaları hayata geçirilmeden varlık barışı tek başına işe yaramayacak.

Yurt dışındaki sermayenin ülkeye dönmesi için vergi avantajı sunmak, tek başına yeterli bir teşvik olmaktan uzak. Yatırımcı güveninin tesisi için tutarlı ve öngörülebilir bir hukuk düzeni şart; bu zemin sağlanmadan sunulan teşvikler cazip görünmüyor. Nitekim son yıllarda yabancı doğrudan yatırımların ülkemizdeki seyrinde, teşvik paketlerinin beklenen ivmeyi yarattığına dair somut bir kanıt bulunmuyor. Aksine bazı yabancı şirketlerin ülkemizdeki yatırımlarını küçülttüğü ya da tamamen geri çektiği biliniyor. Bu tablo, sorunun teşvik miktarından değil güven ortamından kaynaklandığını açıkça ortaya koyuyor. Ekonomistler, kalıcı bir yatırım ortamı yaratmak için önce hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi gerektiğini ısrarla vurguluyor.

Sanayiciler, tüccarlar ve bankacılar dahil olmak üzere iş dünyasının geniş bir kesimi, mevcut ekonomi programının başarısızlığını çeşitli platformlarda açıkça tescilledi. Bu kesimlerin talebinin özü şu: Acilen yeni ve güvenilir bir ekonomi programı. Söylemde değil uygulamada hissedilecek bir dönüşüm beklentisi, iş dünyasının gündemini meşgul etmeye devam ediyor. İTO Başkanı’nın “ince ayar” nitelendirmesi bu tartışmanın en özlü özetini sunuyor. Bir modelin ince ayar gerektirdiğini söylemek, aynı zamanda o modelin büyük ölçüde yanlış kurgulandığını kabul etmek anlamına geliyor. Bu kabul, iktidarın yeni paketi sunarken bile sorunun derinliğini tam olarak göremediğini ya da görmek istemediğini yansıtıyor. Söylemin güçlü, yapısal yanıtın ise zayıf kaldığı bu tablo, pek çok kesim tarafından kaygıyla izleniyor.

Memur ve işçiye 72 taksit: Gerçek mi, teselli mi?

Yabancı yatırımcıya ayrıcalıklar sunulurken memur, işçi ve esnafın da tamamen unutulmadığı görülüyor; ancak sunulan çözüm oldukça sembolik kalıyor. Paketle birlikte gündeme gelen 72 taksit ödeme imkânı, dar gelirli vatandaşa yönelik en çarpıcı düzenleme olarak öne çıkıyor. Bu düzenleme, birikmiş borçların uzun vadeye yayılmasını sağlıyor; ancak ek bir ödeme gücü yaratmıyor. Tam da bu noktada Temmuz ayında asgari ücrete ek zam yapılmayacağı açıklaması, 72 taksit imkânının yarattığı görece olumlu havayı anında dağıtıyor. Yüksek enflasyon ortamında sabit kalan bir asgari ücret, satın alma gücünün her ay erimesi anlamına geliyor. Bu tablo, paketin yatırımcıya sunduğu avantajların emek kesiminin önüne konan simgesel çözümlerden çok daha kapsamlı olduğunu gözler önüne seriyor.

Asgari ücret, ülkemizdeki milyonlarca çalışanın hayat standardını doğrudan belirleyen en kritik ekonomik gösterge. Enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde asgari ücrette ara zam yapılmaması, bu kesimin reel gelirini hızla aşındırıyor. Temmuz zammının yapılmayacağına ilişkin açıklama, dar gelirli ailelerin bütçesinde kapanması güç bir yara açıyor. Ekonomistler, düşük gelirli hanelerin enflasyona karşı en savunmasız kesim olduğunu ve koruyucu politikalar olmadan yoksullaşma sürecinin hızlanacağını vurguluyor. Buna karşın paketin yatırımcıya sunduğu vergi avantajları, ölçek bakımından çok daha geniş ve kapsamlı bir nitelik taşıyor. Bu belirgin dengesizlik, ekonomi politikasının gerçekte kimin için tasarlandığı sorusunu bir kez daha gündemin merkezine taşıyor. Gelir dağılımı bozuldukça toplumsal huzur da giderek daha kırılgan bir zemine oturuyor.

Üç yıldır yürürlükte olan ekonomi programının temel hedefi enflasyonu düşürmek, yabancı yatırımı artırmak ve büyümeyi sürdürülebilir bir zemine oturtmaktı. Ancak bu hedeflerin hiçbirinin tam anlamıyla gerçekleştirildiğini söylemek güç. Enflasyon beklenen hızda gerilmedi, yabancı yatırım istenilen seviyelere ulaşamadı, büyüme ise istihdam ve refah yaratan bir nitelik kazanamadı. Bu başarısızlıkların enkazında her seferinde dar gelirli kesim kaldı. Yeni paketle hayata geçirilmesi planlanan değişimlerin bu tabloya kalıcı bir çözüm sunup sunmayacağı, derin bir kuşkuyla karşılanıyor.

Yabancı yatırımcı neden güvenmiyor?

Yabancı yatırımcı çekme söylemi, ülkemizde defalarca dile getirildi; ancak bu söylemin somut yatırımlara dönüşümü oldukça sınırlı kaldı. Gerçek anlamda uzun vadeli yatırım yapan yabancı sermaye için hukuki güvence, yargı bağımsızlığı ve mülkiyet haklarının korunması birinci önceliği oluşturuyor. Bu kriterlerde zayıflık algısı kırılmadan sunulan vergi avantajları, kalıcı yatırımcıyı değil kısa vadeli spekülatif sermayeyi çekiyor. Nitekim yabancı doğrudan yatırım istatistiklerine bakıldığında, teşvik paketlerinin açıklandığı dönemlerle yatırım girişinin çakışmadığı açıkça görülüyor. Uluslararası yatırım uzmanları, bir ülkeye kalıcı sermaye çekmenin yolunun kurumsal kalite ve hukuk güvenliğinden geçtiğini her platformda vurguluyor. Ülkemiz bu alanda köklü reformlar yapmadan açılacak her yeni ekonomi paketi zamanla aynı sonuçla karşılaşacak. Söylemin gücü, uygulamanın tutarsızlığıyla her seferinde gölgelenmeye devam edecek. Bu kısır döngünün kırılabilmesi için yapısal dönüşüm kaçınılmaz.

Ekonomi çevrelerinde “sıcak para” olarak tanımlanan kısa vadeli spekülatif sermaye, yüksek faiz ve kısa vadeli kâr imkânı sunan ortamlara hızla akıyor. Bu tür sermaye, ekonomiye uzun vadeli katkı sunmak yerine ani çıkışlarıyla ciddi krizlere zemin hazırlayabiliyor. Ülkemizin geçmişte yaşadığı döviz krizlerinde sıcak paranın ani çıkışının belirleyici bir rol oynadığı biliniyor. Bu nedenle ekonomistler, sıcak para çeken politikalar yerine doğrudan üretim ve istihdam yaratan yatırımları destekleyen politikaların önceliklendirilmesini ısrarla öneriyor. Açıklanan paketin bu dengeyi ne ölçüde kurabildiği, yakın dönemde somut sonuçlarla değerlendirilebilecek. Ancak önceki benzer deneyimler göz önüne alındığında, bu iyimserlik için sağlam bir zemin bulunmuyor.

Ekonomi politikasının sürdürülebilirliği için 3 temel koşulun birlikte sağlanması gerekiyor: güven ortamı, kurumsal kalite ve tutarlı uygulama. Bu 3 koşul karşılanmadan açıklanan paketlerin kalıcı bir etki yaratması son derece güç. Ülkemizde son yıllarda uygulanan ekonomi programlarında bu koşulların yetersiz kaldığı dönemler defalarca yaşandı. İş dünyası, kamuoyu ve uluslararası gözlemciler artık söyleme değil uygulamaya bakıyor. Güvenilir bir program, açıklandığı gün değil yıllar içinde tutarlı biçimde hayata geçirildiğinde inandırıcılık kazanıyor. Bugün ilan edilen söylemlerin bu inandırıcılığı sağlayıp sağlayamayacağı, yakın dönemin en kritik sınavını oluşturuyor.

Sonuç olarak yeni ekonomi paketinin içeriği, gerçek bir dönüşümden ziyade bilinen araçların yeniden devreye sokulması niteliği taşıyor. Varlık barışının 7. kez uygulamaya konulması, yabancıya vergi avantajı sağlanması ve dar gelirli vatandaşa 72 taksit seçeneği sunulması bu tablonun somut göstergeleri. Asgari ücrete Temmuz’da ek zam yapılmayacağı haberi ise dar gelirli kesimin paketten en az yararlanan taraf olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Yeni bir söylem, eski sorunlara kalıcı bir çözüm üretemez; ekonomi politikasının değişmesi için söylemin değil yapının dönüşmesi gerekiyor. Bu dönüşüm gerçekleşmeden ilan edilen her yeni istikrar vurgusu, zaman içinde aynı kırılganlıklarla yüzleşmek zorunda kalacak. Ve her seferinde bu faturanın en ağır yükünü vatandaş ödüyor.

Başa dön tuşu