Geçmişteki büyük acılar toplumların kolektif hafızasında derin izler bırakır. Bu izler zamanla silinmez ve yeni nesillere miras kalır. Özellikle büyük trajedilerde yakınlarını kaybedenlerin acısı hiç dinmez. Toplum olarak bu acıları anlamak ve adalet arayışına saygı duymak temel bir sorumluluktur. Ancak bazen kurumlar bu hassas konular karşısında farklı tutumlar sergileyebilir.
Zeynep Altıok’un hikayesi tam da bu noktada dikkat çekici bir örnek oluşturmaktadır. O bir şairin kızıdır ve babası Metin Altıok uzun yıllar önce yaşanan bir katliamda hayatını kaybetmiştir. Bu kayıp onun hayatının her anına damga vurmuştur. Yıllar geçtikçe adalet arayışı da devam etmiştir. Ancak bu arayış bazı kesimlerde rahatsızlık yaratabilmektedir.
Zeynep Altıok’un Acı Dolu Mücadelesi
Zeynep Altıok Doğuş Üniversitesinde kurumsal iletişim birimi sorumlusu olarak görev yapıyordu. Uzun süredir Sivas katliamıyla ilgili toplumsal hafızayı canlı tutmak için çaba gösteriyordu. Babasının Madımak’ta yakılarak öldürüldüğü gerçeğini kamuoyuyla paylaşmaktan çekinmiyordu. Bu açıklamaları nedeniyle üniversite yönetimi onu önce uyardı. Sonrasında ise herhangi bir soruşturma bile açmadan iş akdini feshetti.
Katliamın yıldönümlerinde yapılan anma etkinlikleri sıklıkla tartışma konusu olmaktadır. Zeynep özellikle Madımak Oteli’ndeki levhada katliamcıların isimlerinin de yer almasına tepki gösterdi. Auschwitz’de Hitler’in isminin yazılmadığını örnek vererek bu durumun kabul edilemez olduğunu belirtti. Babasını kaybetmiş bir insan olarak hissettiklerini açıkça dile getirdi. Bu tavrı bazı kesimlerce sakıncalı bulundu.
Üniversitenin Şaşırtıcı Kararı
Üniversite yetkilileri Zeynep’in basına verdiği demeçlerin kurum imajını zedelediğini öne sürdü. Oysa Zeynep açıklamalarının tamamen kişisel ve katliamla ilgili olduğunu vurgulamıştı. İşten çıkarma kararı oldukça hızlı ve tartışmalı bir şekilde verildi. Bu karar korkunun yarattığı bir refleks olarak değerlendirilmektedir. Kurumsal cesaretin eksikliği burada net şekilde ortaya çıkmıştır.
Büyük şair Nazım Hikmet bir şiirinde korkaklığı ve provokatörlüğü ele alır. O bu büyük kavgada bir nokta bile değil bir küçük eğri virgül bir zavallı vesile olmaktan bahseder. İşte tam da bu ifade burada büyük anlam kazanmaktadır. Kurumların korkuya teslim olması toplumun genelinde olumsuz etkiler yaratır. Bu tür yaklaşımlar adalet duygusunu zedeler.
Sivas Katliamının Karanlık Yüzü
Sivas’ta bin dokuz yüz doksan üç yılının temmuz ayının ikinci günü yaşanan olaylar derin yaralar açmıştır. Metin Altıok gibi birçok şair yazar sanatçı ve aydın o otelde diri diri yakılmıştır. Muhlis Akarsu Asım Bezirci Nesimi Çimen Hasret Gültekin gibi değerli isimler de aynı kaderi paylaşmıştır. Aradan otuz üç yıl geçmesine rağmen olayın gerçek failleri ve arkasındaki karanlık ilişkiler tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu durum vicdanlarda büyük bir sızı yaratmaya devam etmektedir.
Zeynep Altıok’un yazdığı “Sizin hiç babanız yandı mı” başlıklı yazı oldukça etkileyicidir. O bu yazısında yetkililerin katliam sonrası adil bir hukuk süreci işletmediğini dile getirmiştir. Firari sanıkların normal hayatlarına devam etmesine göz yumulduğunu belirtmiştir. Toplumun aydınlarını yakan zihniyete karşı sesini yükseltmiştir. Bu cesur duruşu nedeniyle bedel ödemek zorunda kalmıştır.
Korkaklığın Toplumsal Maliyeti
Korku toplumlarda salgın gibi yayılır ve cesareti eritir. Kurumlar korktukları için hakikatleri gizleme eğilimine girebilir. Bu durum özellikle eğitim kurumlarında tehlikeli sonuçlar doğurur. Genç nesillerin gerçeklerle yüzleşmesi engellenebilir. Sonuçta toplumun hafızası zayıflar ve tekrarlar riski artar.
Eğitim sektörü açısından bu tür olaylar ifade özgürlüğünü doğrudan tehdit eder. Üniversiteler bilim ve düşünce özgürlüğünün kalesi olmalıdır. Ancak korku nedeniyle alınan kararlar bu misyonu zedeler. Uzmanlar bu konuda kurumların daha cesur ve ilkeli davranması gerektiğini vurgulamaktadır. Aksi takdirde toplumsal güven erozyonu kaçınılmaz hale gelir.
Adalet ve Hafıza İçin Ne Yapılmalı
Adalet arayışında kolektif hafızanın korunması büyük önem taşır. Bu konuda sivil toplum örgütleri ve akademisyenler aktif rol üstlenmelidir. Eğitim programlarına tarihsel gerçekler daha kapsamlı şekilde dahil edilmelidir. Hukuki süreçlerde şeffaflık ve tarafsızlık ön planda tutulmalıdır. Bu sayede gelecek nesiller benzer acıların tekrarını önleyebilir.
Üç önemli nokta bu süreçte fayda sağlar. Birincisi düzenli hafıza çalışmalarıyla acıları canlı tutmak gerekir. İkincisi kurumların korku yerine ilke temelli kararlar alması şarttır. Üçüncüsü ise toplum olarak unutmama ve unutturmama iradesini güçlendirmek elzemdir. Bu yaklaşımlar hem adaleti hem de toplumsal barışı destekler.
Sivas katliamı gibi trajediler toplumun vicdanında hâlâ tazedir. Zeynep Altıok’un yaşadığı haksızlık bu vicdanı bir kez daha sızlatmıştır. Korkuya teslim olmak yerine gerçeğin peşinden gitmek her kurumun sorumluluğudur. Hafıza unutkanlığa terk edilmemelidir. Adalet arayışı her koşulda devam etmelidir.
Deneyimli sosyologlar kolektif travmaların doğru işlenmediğinde nesiller boyu sürdüğünü belirtir. Bu travmaların üstesinden gelmek için açık diyalog ortamları oluşturulmalıdır. Özellikle gençlerin bu konularda bilinçlenmesi sağlanmalıdır. Toplumsal barış ancak gerçeklerle yüzleşmeyle mümkün olur. Bu nedenle benzer olaylarda daha duyarlı yaklaşımlar benimsenmelidir.
Kurumların aldığı kararlar uzun vadede kendi itibarlarını da etkiler. Cesur ve adil olmak yerine korkakça davranmak kalıcı hasar bırakır. Zeynep gibi sesini yükselten bireyler toplum için önemli birer aynadır. Onların susturulması aslında tüm topluma yapılmış bir haksızlıktır. Bu tür olaylar üzerinden ders çıkarmak gerekmektedir.
Herkes kendi vicdanında bu konuları sorgulamalıdır. Acı çekenlerin sesine kulak vermek insani bir görevdir. Adaletin tecelli etmesi için çaba sarf etmek zorunludur. Unutmak kolay olsa da unutturmamak bir onur meselesidir. Gelecek kuşaklar bu mirası devralmalıdır.
Bu olay aynı zamanda demokrasi ve hukuk devleti tartışmalarını da gündeme getirmektedir. İfade özgürlüğünün sınırları nerede başlar nerede biter sorusu yeniden sorulmalıdır. Kurumlar bu konuda daha net tutumlar sergilemelidir. Toplum olarak hafızamızı korumak zorundayız. Aksi takdirde benzer acılar tekrar yaşanabilir.
Sonuç olarak Zeynep Altıok’un mücadelesi yalnız bir bireyin değil bütün bir toplumun mücadelesidir. Sivas’ta yaşananlar asla hafızalardan silinmemelidir. Korkunun yarattığı zavallı vesileler yerine cesur duruşlar öne çıkmalıdır. Adalet arayışı süreklilik göstermelidir. Bu sayede daha aydınlık yarınlara ulaşmak mümkün olacaktır.


























