Genel HaberlerSon Dakika Gelişmeleri

Süleymancılar operasyonunun perde arkası hangi olaylarla şekillendi?

İçe kapalı yapıların tarihsel süreçte nasıl bir yol izlediği ve liderlik değişimleri üzerine çarpıcı detaylar dikkat çekiyor. Para transferleri ve dış bağlantılar iddiaları sürecin farklı yüzlerini ortaya koyuyor. Arka plandaki kırılma noktaları makalede ele alınıyor.

Süleymancılar operasyonu konusu cemaatin liderlik geçişleri, 15 Temmuz süreci ve mali hareketlilik iddiaları etrafında şekilleniyor. Eski devlet anlayışının tarikatlara bakışı, Ahmet Arif Denizolgun dönemi ilişkiler ve sonrasındaki tasfiyeler makalede farklı açılardan inceleniyor. Alt başlıklarda cemaatle hükümet ilişkilerinin seyri, liderlik mücadelesinin detayları, şüpheli ölüm süreci ve operasyonun mali boyutu ele alınıyor. Bu çerçevede ilk olarak arka plana geçiliyor.

Cemaatle hükümet ilişkileri hangi kırılma noktalarından geçti?

Eski devlet refleksi tarikatları içe kapalı yapılar olarak gördü. Bu yapılar amelleri ve hedefleri tam belli olmayan, insanları manipüle eden, sömüren ve yabancı etki altına kolay girebilen oluşumlar olarak değerlendirildi. Yabancı istihbarat servisleri tarafından kullanılabilme riski sürekli dile getirildi. Bu çağdışı yapıların yarar değil zarar getirebileceği uzun yıllar boyunca söylendi. İktidarın bu perspektifi anlayabilmesi için 15 Temmuz darbe girişiminin yaşanması gerekti.

Süleymancılarla hükümetin arası hiçbir zaman çok iyi olmadı. Tarikatın lideri Ahmet Arif Denizolgun 28 Şubat sürecinde o dönem devletten yana duran isimlerden oldu. Parlamentoya Refah Partisi Antalya Milletvekili olarak girdi. Parti üzerinde baskı artınca istifa etti ve bağımsız milletvekili olarak siyasi kariyerine devam etti. Anasol-D hükümetinde de bakanlık yaptı. Denizolgun’un o dönem milletvekili listelerinde yer almasında siyasi kariyerinin başında olmasına rağmen ağırlığı hissedilen Erdoğan ile arasının iyi olması gösterildi.

Süleymancıların bozulduğu noktalardan birisi Süleymancılara karşı Diyanet İşleri Başkanlığı döneminde net tavır almış isimlerden Tayyar Altıkulaç’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) kadrolarında yer alması oldu. Denizolgun 2007’de DYP’den milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. Bu gelişmeler cemaat ile iktidar arasındaki mesafeyi artırdı. İlişkilerin soğuması sonraki süreçlerde daha belirgin hale geldi. Süleymancılar operasyonu bu tarihsel gerilimlerin üzerine oturuyor. Liderlik içindeki gerilimlerin nasıl büyüdüğüne bakmak konuyu daha net ortaya koyuyor.

Liderlik mücadelesi ve tasfiye süreci nasıl ilerledi?

Bir diğer kırılma noktası 15 Temmuz süreci oldu. Arif Ahmet Denizolgun henüz hayattayken Alihan Kuriş Kanada ve Avrupa ülkelerinde 4 farklı toplantı yaptı. Ardından Denizolgun’un varisinin Alihan Kuriş olduğu yalanı yayılmaya başladı. Bunu öğrenen Denizolgun yeğeni Alihan Kuriş’i cemaatten tasfiye etti. Bir daha hiç yan yana gelmediler. Denizolgun cemaatin 2 numarası olarak anılan Mustafa Çelik’i darbeden 1 ay önce görevden aldı.

Mustafa Çelik cemaatin kasasıydı. Ofisi Altunizade’deydi. FETÖ ile yakın bir isim olarak biliniyordu. Mustafa Çelik eylül ayında hacca gideceğini ve döndükten sonra görevinden ayrılacağını söyledi. Ardından 15 Temmuz 2016 FETÖ darbesi yaşandı. Denizolgun 15 Temmuz’dan sonra FETÖ’nün beklediği tepkiyi göstermedi. Halbuki Nurcular içindeki büyük bir kesim, Alparslan Kuytul ve Selefiler 15 Temmuz’a darbe demedi ve FETÖ’yü kolladı.

Arif Ahmet Denizolgun ise son yıllarında FETÖ’ye açıktan meydan okumuştu. Medyada Fetullah Gülen’i eleştiren açıklamalar yapmıştı. Bu tutum cemaat içindeki dengeleri bozdu. Liderlik mücadelesi bu süreçte daha da keskinleşti. Süleymancılar operasyonu öncesindeki bu iç hesaplaşmalar sürecin temel dinamiklerini oluşturdu. Ölüm sürecinin detayları ise ayrı bir önem taşıyor.

Şüpheli ölüm ve liderlik ilanı hangi koşullarda gerçekleşti?

Ölümünden hemen önce Antalya’ya giderek cemaatin üst düzey 40 yöneticisini bir araya getirdi. Denizolgun masadakilere siz bana ihanet ettiniz ben sizinle beraber değilim dedi ve toplantıyı terk etti. Uçakla İstanbul’a döndü ve vakit kaybetmeden Beykoz’daki çiftliğine gitti. Denizolgun burada şüpheli şekilde öldü. Cenazesine 36 saat sonra ulaşıldı. Bu 36 saat içinde Kuriş’in çiftliğe gelip bazı görüşmeler yaptığı söylendi.

Beykoz Başsavcılığı hazırladığı bilgi notuna ölüm şüpheli yazdı ama Adli Tıp şüphelerin üstünü örttü. Otopsi raporuna imza atan Adli Tıp heyetindeki 3 doktordan biri FETÖ’cüydü. Cenaze henüz Adli Tıp’tan çıkmamışken cemaatin Ümraniye’deki merkez yurduna üst düzey yöneticiler geldi. Alihan Kuriş cemaatin üst düzey hocaları Ali Günay ve Mustafa Özaltın tarafından hızla lider ilan edildi. Cemaatin yöneticilerinden biat alındı.

Biat etmeyenler tasfiye edildi. Ertesi gün cenaze töreninde Alihan Kuriş tabutu en önde taşıyarak kendini cemaate gösterdi. Bu hızla gerçekleşen liderlik değişimi cemaat içi dengeleri kökten değiştirdi. Süleymancılar operasyonu bu liderlik geçişinin ardından gelen mali incelemelerle bağlantılı görünüyor. Para hareketlerinin boyutu ise operasyonun gerekçesini oluşturuyor.

Operasyonun mali boyutu ve dış bağlantı iddiaları neyi ortaya koyuyor?

Şimdi cemaate düzenlenen operasyonun ardında MASAK’ın tespit ettiği yüklü miktarda para transferleri yer alıyor. 100 milyar liranın üzerinde parayı Almanya’ya taşıma çabaları dikkat çekiyor. Almanya’da bir merkez açma girişimleri de aynı süreçte ortaya çıkıyor. Bu mali hareketlilik içe kapalı yapıların denetimden kaçma kapasitesini gösteriyor. Karanlık işler çevirme konusunda mahir olan bu yapılar istihbarat örgütleri tarafından her zaman kullanılabilir hale geliyor.

Eskiler haklı çıktı. Bu içe kapalı yapılar yargıdan kaçarak kendi çıkarlarını koruma konusunda ustalaşmış durumda. İnançlı saf vatandaşların dikkatli olması gerekiyor. Devletin bizden onlardan ayrımı yapmadan görevini yapması gerekli. Finansal şeffaflık eksikliği bu tür yapıları riskli hale getiriyor. Dışarıya aktarılan kaynaklar hem cemaat içi hem de uluslararası boyutta soru işaretleri yaratıyor. Süleymancılar operasyonu bu mali boyut üzerinden ilerliyor.

Uzmanlar kapalı örgütlenmelerin finansal hareketlerini denetlemenin zorluğunu vurguluyor. Büyük meblağların yurt dışına taşınması hem ekonomik hem de güvenlik riskleri barındırıyor. Bu tür süreçlerde erken uyarı mekanizmalarının devreye girmesi önem taşıyor. Liderlik boşlukları ve iç tasfiyeler mali kontrolü daha da zayıflatıyor. Operasyonun bu yönü sürecin en somut ayağını oluşturuyor.

Süleymancılar operasyonu üzerinden ortaya çıkan tablo, içe kapalı yapıların tarihsel olarak nasıl bir yol izlediğini ve liderlik değişimlerinin mali boyutlarla nasıl kesiştiğini gösteriyor. Ahmet Arif Denizolgun dönemindeki kırılmalar, 15 Temmuz sonrası tutumlar ve sonrasındaki hızlı liderlik ilanı sürecin temel taşlarını oluşturuyor. MASAK’ın tespit ettiği para transferleri ve Almanya’ya yönelik merkez açma çabaları operasyonun gerekçesini netleştiriyor. Bu yapılar denetimden kaçma konusunda mahir davranırken istihbarat örgütlerinin ilgisini çekme riskini de taşıyor. İnançlı vatandaşların uyanık kalması ve devletin ayrım gözetmeden görevini yerine getirmesi sürecin sağlıklı ilerlemesi için zorunlu görünüyor.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın