Diplomasi bir milletin haysiyetini kelimelerle savunma sanatı olarak tanımlanır ve devletler bazen silahla değil temsil ettikleri insanın ağırlığıyla konuşur. Bu yaklaşım Cumhuriyetin ilk yıllarında büyükelçilik görevlerini üstlenen isimlerde açıkça görülür çünkü o dönemde atananlar sadece memur değil aynı zamanda düşünür asker ve aydınlardan oluşuyordu.
Mecliste AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin Cumhuriyet dönemindeki bazı büyükelçilerin kariyer diplomatı olmadığını özellikle vurgulayarak dikkat çekici bir noktaya işaret etti. Gerçekten de o isimler kariyer basamaklarını tırmanarak değil doğrudan devlet kurma sürecinden gelerek diplomasi sahnesine çıktılar. Bu durum diplomasi mesleğinin sadece unvanla değil taşıdığı manevi yükle de değerlendirilmesi gerektiğini gösterir ve tarih boyunca örneklerle desteklenir.

CUMHURİYETİN KURUCU KUŞAĞINDAN DİPLOMATLAR
Yakup Kadri Karaosmanoğlu Türkiye’nin en büyük romancılarından biri olarak Kiralık Konak Yaban ve Nur Baba gibi eserlerle Cumhuriyet zihniyetini şekillendirdi. Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’yu dolaşarak yazılar yazdı halka moral verdi ve Türk Dil Kurumu ile Anadolu Ajansı’nın kuruluşunda aktif rol aldı. Tiran Prag Lahey Bern ve Tahran’da büyükelçilik yaparak hem edebiyatçı hem de cumhuriyet aydını kimliğiyle ülkeyi temsil etti. Yahya Kemal Beyatlı ise Türk şiirinin zirvesinde yer alan bir isim olarak Paris Sorbonne’da siyaset bilimi okudu ve Lozan Konferansı’na danışmanlık yaptı. Varşova Lizbon Madrid ve Pakistan’da büyükelçilik görevlerinde bulundu Madrid’de İspanya Kralı XIII Alfonso ile kurduğu dostluk sayesinde saygın bir kültür elçisi oldu.
Hüsrev Gerede Mustafa Kemal’in kurmay subayı olarak Samsun’a çıkan kadroda yer aldı Havza Bildirisi Amasya Genelgesi Erzurum ve Sivas kongrelerinde görev üstlendi. İsyan bastırma sırasında Bolu’da esir düştü ancak ikna ederek ayaklanmayı sona erdirdi ve kırmızı yeşil şeritli İstiklal Madalyası sahibi olarak Tahran Tokyo ile Berlin büyükelçiliklerini başarıyla yürüttü. Rauf Orbay Hamidiye Kahramanı olarak Balkan Savaşı’nda Yunan ablukasını yarıp Akdeniz’e çıktı yedi ay süren harekatla düşmana ağır kayıplar verdirdi Malta sürgününden dönerek Lozan’da Savunma ve Dışişleri Bakanlığı vekilliği yaptı ve Londra büyükelçisi olarak devlet adamı kimliğini kanıtladı.
Bu isimler bir milletin bağımsızlık savaşından çıkmış kadrolardı ve dünya çapında romancı büyük şair kurtuluştan kurmay subay gibi unvanlarla anılıyorlardı. Hepsi kariyer diplomatı değildi ancak devlet kurmuş bir kuşağın temsilcisi olarak Cumhuriyet’in ağırlığını taşıyorlardı. Özlem Zengin’in örnek gösterdiği bu büyükelçiler diplomasiyi sadece meslek olarak değil bir haysiyet meselesi olarak ele aldılar ve temsil ettikleri milletin manevi gücünü kelimelerle savundular. Tarih sayfalarında yer alan bu başarılar bugün hâlâ ilham kaynağı olmaya devam ediyor ve diplomasinin temel taşlarını oluşturuyor.

BUGÜNKÜ DİPLOMATİK ATAMALARIN ÖZELLİKLERİ
Mustafa Göksu AKP’li belediye başkanı Mehmet Tevfik Göksu’nun kardeşi olarak imam hatipli eğitim aldı Medine İslam Üniversitesi mezunu oldu ve Almanya’da ayakkabı ile terlik pazarlama işinde yöneticilik yaptı. Bugün Katar büyükelçisi olarak ülkeyi temsil ediyor ve kariyer dışı bir geçmişe sahip. Musa Kulaklıkaya kariyerine TCDD’de başladı kaymakamlık valilik ve TİKA başkanlığı görevlerinde bulundu daha sonra Dışişleri Bakan Yardımcısı oldu uluslararası bir televizyon kanalına pijamayla bağlanınca gündeme oturdu. Emrullah İşler AKP eski Ankara milletvekili olarak S Arabistan Kral Suud Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu ve bugün Riyad’da Türkiye’yi temsil ediyor. Ayşe Sayan Koytak eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya ile eski Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan’ın kız kardeşi olarak mühendislik mezunu ve Manama büyükelçisi görevine getirildi.
Bu atamalar sadakat odaklı bir yaklaşımın sonucu olarak değerlendiriliyor ve Cumhuriyetin monşerleri olarak nitelendirilen kariyer diplomatlarının tasfiye edildiği bir dönemde gerçekleşti. Geçmişteki isimlerle kıyaslandığında bugünküler farklı eğitim ve deneyim geçmişlerine sahip ancak diplomasi sahnesinde aynı sorumluluğu üstleniyorlar. Pijamalı canlı yayınlar gibi dikkat çeken olaylar bu yeni kadroların dikkat çekici yanlarını ortaya koyuyor ve kamuoyunda tartışmalara yol açıyor. Kariyer dışı atamaların artması diplomasi mesleğinin evrimini sorgulatıyor ve temsil gücünün nasıl şekillendiğini mercek altına alıyor.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİPLOMASİDEKİ DEĞİŞİM
Cumhuriyetin ilk diplomatları savaş meydanlarından gelen aydınlardı ve bağımsızlık mücadelesinin manevi yükünü taşıyarak büyükelçilik yaptılar. Yahya Kemal’in Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik dizeleri bu kuşağın ruhunu yansıtıyor ve diplomasiyi bir kültür ile haysiyet meselesi haline getiriyordu. Bugünkü atamalar ise belediye kardeşliği üniversite mezuniyeti ve aile bağları gibi unsurlarla öne çıkıyor ve sadakat temelli bir sistemin yansıması olarak görülüyor. Bu fark geçmişin devlet kuran kadrolarıyla bugünün yönetici kadroları arasındaki zihniyet ayrımını netleştiriyor ve diplomasinin geleceğini düşündürüyor.
Temsil edilen milletin ağırlığı hâlâ diplomasinin temel taşı olsa da atama kriterlerindeki değişim dikkat çekici bir dönüşümü işaret ediyor. Tarihsel örnekler incelendiğinde kariyer dışı diplomatların başarıları bugün de ilham verirken yeni isimlerin benzer ağırlığı taşıyıp taşımayacağı merak konusu haline geliyor. Diplomasi sanatı kelimelerle savunma olarak tanımlanırken bu sanatın uygulayıcılarının kimliği her dönemde tartışma yaratıyor. Sonuç olarak geçmişten bugüne uzanan bu yolculuk okuyucuyu diplomasinin evrimini yeniden değerlendirmeye davet ediyor ve milletin haysiyetini koruma sorumluluğunu hatırlatıyor. Bu karşılaştırma sayesinde kariyer dışı diplomatlığın hem avantajları hem de getirdiği sorumluluklar daha iyi anlaşılıyor.



























